Sebahat Tuncel: Kürtlerin özgürlük mücadelesi için tetikte olması gerekiyor

Siyasetçi Sebahat Tuncel, “Kürdistan sorunu savaş ve çatışma zemininde olmaya devam ediyor. O açıdan Kürtlerin uyanık, örgütlü ve her zaman özgürlük mücadelesi için tetikte olması gerekiyor. Rojava’da kazanımlar henüz tam güvenceye alınmış değil” dedi.

Amed - Kadınlar hakları ve kazanımlarını korumak, erkek-devlet şiddetine ve savaşa karşı söz söylemek için alanlara çıkmaya hazırlanıyor.

Tevgera Jinen Azad (TJA), Amed’de 17 Şubat’ta 8 Mart Deklarasyonu’nu ve kadınların eylem takvimini açıkladı.

TJA aktivisti ve siyasetçi Sebahat Tuncel, Medya Haber’de yayımlanan Kadın Bakışı programında 8 Mart Deklarasyonu’nu değerlendirerek, kadınların yıl boyunca alanlarda direniş içinde olacaklarını söyledi. 

TJA’nın 8 Mart deklarasyonu

“8 Mart vesilesiyle TJA olarak, Türkiye ve Kürdistan'da sahada olacağız” diyen Sebahat Tuncel, bir yandan kadına yönelik şiddeti gündemleştirirken, diğer yandan da kadınların çözüm önerilerini tartışacaklarını söyledi.

Kadınların tarihten bugüne, dünyanın her yerinde kendi deneyim ve mücadele biçimleriyle 8 Mart'ları büyüttüklerini ifade eden Sebahat Tuncel, “Kürdistan'da da kadın hareketi olarak, kendi özgün deneyimlerimizi de dünyadaki sınıf mücadelesi, emek mücadelesi, kadın özgürlük mücadelesinin deneyimine katarak, yeni bir başlangıç, yeni bir süreç geliştiriyoruz” dedi.

Sebahat Tuncel, “Deklarasyon, günceli de kapsıyor. Direnişle geleceği örgütlemek perspektifi ile hem tarihten aldığımız bu miras ama aynı zamanda Rojava'da yaşanan Kadın Devrimi’ne saldırılar, ‘Barış ve Demokratik Toplum’ süreci, kadınların yaşamak istedikleri hayatı da öngören bir deklarasyon” diye belirtti.

‘Kapitalist sistem öldürür’ bir slogan değil, bir gerçekliği ifade ediyor’

Kadına yönelik şiddetin nedenleri ve sonuçlarını değerlendiren Sebahat Tuncel, şöyle devam etti: “Biz şiddetin hep sonuçlarına odaklanıyoruz. Oysa şiddetin nedenlerine bakmak lazım. Erkek egemen kapitalist sistem şiddete, tecavüze katliama neden oluyor. ‘Kapitalist sistem öldürür’ derken, bu bir slogan değil, bir gerçekliği ifade ediyor.

Bu sistem kadınları evlere kapatıyor, emeğini sömürüyor, bedenini sömürüyor, kadını bir özne olmaktan çıkartıp, cinsel bir obje haline getiriyor. Doğal olarak da erkeğin kadın üzerindeki her türlü baskı politikasını meşrulaştırıyor.

‘Kadını koruyan bir hukuk yok’

İkinci bir başlık da hukuk mekanizması. Hukuk esasta devleti, sermayeyi, erkeği koruyor. Kadını koruyan bir hukuk yok. Hukuk da erkek egemen anlayışa göre, zihniyete göre konumlandırılmış durumda. O yüzden de cezasızlık politikası kadınların yaşamlarını elinden alınmasına neden oluyor. Kadın katliamları, fiziksel şiddet görünen boyut ama yoksulluk, eve kapatma, ekonomik yaşamın dışına itme, mobbing de şiddetin diğer görünmeyen boyutu.”

‘Kadını korumayan sistem, erkeğe de alan tanımıyor’

“Bu sistem, kadınları katleden erkeklere özgürlük alanı tanımıyor. Erkekleri bu şiddet sarmalarının içine dahil ediyor” diyen Sebahat Tuncel, şiddet karşısında sessizliğin ahlaki politik toplumun çöküşüne neden olduğunu belirtti.

Ahlaki politik toplumun çöküşünün aynı zamanda “insanlığın ölümü” anlamına geldiğini belirten Sebahat Tuncel, “Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ile verilen cevap bir bütün erkek egemen kapitalist sisteme karşı kadın özgürlükçü perspektifle bir yeni yaşam ve dolayısıyla ahlaki politik toplumu güncelleyerek yeni bir hukuk oluşturmak istiyor” dedi.

27 Şubat çağrısı: Bir yılda ne oldu?

27 Şubat’ta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısının sınırları aşan bir çağrı olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel, “Bu bir yılda neler yapıldı? Hem çok şey yapıldı, hem hiçbir şey yapılmadı. Evet, çok şey yapıldı: Kürt özgürlük hareketi Sayın Öcalan'ın bu çağrısına anlamlı bir cevap verdi. PKK kongresini topladı, kendisini feshetti. Bir grup gerilla silahlarını yaktılar ve dediler ki ‘gerekli hukuki adım atılırsa gelip siyasete katılmaya hazırız’ Daha sonra bir grup gerilla Türkiye'den çekildi. ‘Hukuki güvence sağlanırsa gelip Türkiye'de siyaset yapmak istiyoruz’ dediler. Bunlar önemli gelişmelerdi. Ama Türkiye’den somut bir adım henüz atılmış değil. Tek somut adım yine Sayın Öcalan'ın çağrısıyla Meclis’te kurulan komisyon oldu. Tabii bu önemli, bunu önemsiz olarak görmüyorum.

Tabii raporun sunulma biçimi, yaşanan tartışmalar ayrı bir konu ama esas itibariyle öz sorunun siyasal zeminde çözülmesi konusunda Kürtlerin Önderliği olan Sayın Öcalan şahsında yeni bir süreç başladı” ifadelerini kullandı.

Sebahat Tuncel, “Devlet bu konuda gerekli adımları atmalı, demokratik siyasetin önünün açılması konusunda yasa yapılmalı. Süreç önemli bir noktaya geldi. Bundan sonraki süreç devletin demokratik sürece geçişi sağlayacak yasaların yapılmasıyla devam etmeli” dedi.

‘Halk mücadelesi Rojava’ya saldırıları durdurdu’

Sürecin tartışıldığı bir dönemde Rojava’ya yönelik saldırıların başladığını hatırlatan Sebahat Tuncel, şöyle devam etti: “Rojava'ya yönelik saldırı bütün Kürtlere yöneliktir. Kürtler de bunu böyle algıladı. Kürdistan'ın dört parçasında, Avrupa'da, dünyanın her yerinde Kürtler Rojava için alana çıktı. Kürtlerin birliği ile ancak bu saldırılar engellenebilirdi ve öyle oldu. Ancak Rojava açısından tehlike geçmiş değil. Ama bu süreci şöyle okumak gerekir; Suriye'nin geleceğinde Kürtler mutlaka yer alacak. Kürtlersiz bir Suriye artık mümkün değil.

Kürdistan sorunu savaş ve çatışma zemininde olmaya devam ediyor. O açıdan da Kürtlerin uyanık olması, örgütlü olması ve her zaman özgürlük mücadelesi için tetikte olmasına ihtiyaç var. Süreç bitmiş değil. Evet, Rojava devrimi ile halk ayağı kalktı ama bu kazanımlar henüz tam güvenceye alınmış değil. Yani tabii ki hukuki güvence önemli ama yetmiyor.”

‘21. yüzyılda bir başka hukuk tanımına ihtiyaç var’

Hukukun Kürtlere karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığını ifade eden Sebahat Tuncel konuşmasını şöyle tamamladı: “2009'dan bugüne yargı, siyaseti dizayn etme aracı olarak kullandı. Özellikle Kürtlere karşı bunu çok net kullandı. Kayyum rejimi diye bir rejim çıkardılar. Sömürge hukukudur normalde. Kürtlerin iradesine yönelik geliştirilen bu kayyum rejimi, esasta sömürge hukukunun bir parçası olarak devrede.

Uluslararası alanda da mahkeme kararlarına uyulmuyor, aynı hukuksuzluk var. Trump'ın Venezuela devlet başkanını evinden alması gibi. Bunlar uluslararası hukukunun da artık 21. yüzyılda başka bir tanıma ihtiyacının olduğunu ortaya çıkartıyor.

İnsan haklarında Fransız devriminin çok büyük bir etkisi var. Devrim sonrası yine insan hakları bildirgesi bedellerle, emeklerle açığa çıktı. Evrensel bir sözleşmeye dönüştü. Ama 21. yüzyılda artık hak özneleri de farklılaştı. Yani sadece kadın ve erkek değil. Doğa da bir hak öznesi, hayvanlar da bir hak öznesi, aile yapısı bile değişti. Eskiden anne, baba çocuklardan oluşan aile yapıları vardı. Şimdi buna ek olarak anne baba ve hayvanlardan oluşan aile yapıları var. Hukuksal kavramlar da artık yetmiyor. Dijital medya başka bir hukuk anlayışı ortaya çıktı. Dolayısıyla önümüzdeki dönem belki bu hukuk mevzusunu yeniden tartışmak gerekecek.

Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelesi ne ile sağlanacak? Hukuk aracılığıyla sağlanacak. Sayın Öcalan diyor ya ‘hiçbir Kürt yasa dışı kalmayacak.’ Bu devlet o zaman Türklerin devleti olduğu kadar Kürtlerin de devleti olacak. O zaman Türklerin hakları Kürtlere de verilecek.”