‘Sayın Öcalan’ın görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı’

DEM Parti sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir çalışma ortamına geçmesinin ardından toplumun farklı kesimleriyle görüşme ve iletişim koşullarının sağlanması gerektiğini belirtti.

Ankara- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde güncel gelişmelere dair basın toplantısı gerçekleştirdi.

HDP’ye yönelik operasyon, gözaltı ve tutuklamaların yıldönümüne değinerek konuşmasına başlayan Ayşegül Doğan, o dönem yapılan uyarıların dikkate alınmadığını ve bugün de bunun sonuçlarını yaşamaya devam ettiklerini söyledi. Ayşegül Doğan, “Keşke o gün yaptığımız uyarılar bugün haksızlık ve hukuksuzlukla karşılık bulmasaydı. Tüm antidemokratik uygulamalar ortadan kalkmış olsaydı. Bir kırılma anıydı 4 Kasım. Türkiye’de demokratik siyasetin ve halk iradesinin hedef alındığı tarihsel bir kırılma noktasıydı. Bu yüzden bir siyasi darbe olarak nitelendiriyoruz. Yalnızca Kürt halkının demokratik siyaset alanındaki kazanımları tasfiye edilmek istenmedi. Diğer yandan Türkiye halklarının bir araya gelerek demokratik siyaset alanını genişletme, büyütme ve Kürt meselesine demokratik çözüm olanağı yaratma imkânına da doğrudan müdahale edilmeye çalışıldı. Kobani Kumpas Davası’ndan bahsediyorum. Bakınız, o dönem eş genel başkanlık yapan sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş’tan bahsediyorum. Milletvekilliği, Merkez Yürütme Kurulu üyeliği, Parti Meclisi üyeliği, il ve ilçe yöneticiliği yapanlardan ve hatta seçmenlerden bahsediyorum. O dönem partimizin adı HDP’ydi. Bu kumpas davasıyla 10 yıldır hapishanede tutulmaya çalışılıyorlar. Bir dakika değil, bir saniye dahi hapsedilmemesi gereken insanlardan bahsediyoruz. Bu insanlar yalnızca demokratik siyaset haklarını kullandılar. 400 yılı aşkın cezalarla yargılandılar” diye belirtti.

‘Kesinleşmiş hüküm olmadan tutsaklar neden hâlâ cezaevinde?’

Demokratikleşme adımlarına cezaevlerinden başlamak gerektiğine dikkat çeken Ayşegül Doğan, “AİHM kararlarını uygulamıyorsunuz. Belli ki uygulamayacaksınız. Çünkü bu yaklaşım bunu gösteriyor. Peki, bu dosyalar neden 2 yıldır istinafta tutuluyor? Hüküm yok ortada. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı yok. Peki, Kobani Kumpas Davası tutsakları neden hâlâ hapiste? Bu, Türkiye’ye nasıl bir fayda sağlıyor? Bir saniye, bir an dahi hapiste olmaması gereken siyasetçileri, gazetecileri, yazarları serbest bırakın artık. Türkiye’ye yakışan, bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmaktır. Bu hukuksuzluklar ortadan kaldırılmadan Türkiye’de gerçek bir demokratikleşmeden ne yazık ki söz edemeyiz. 2016 sonrasındaki kayyım rejiminin nasıl dalga dalga yayıldığına da bakarak bugün ortaya çıkan tabloyu neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirmek gerekiyor. Yani bugün bir kesime yönelen, yarın başka bir kesime de yönelebilir. O yüzden ortak mücadeleyle Türkiye’nin demokratikleşmesi için daha fazla yan yana gelmeye ihtiyacımız var” dedi.

‘Sürecin kırılgan noktalarının kırılgan kalmamasını istiyoruz’ 

Ayşegül Doğan, devamında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair şunları söyledi: “Son günlerde sürecin tıkanıp tıkanmadığı veya aşılamaz bir krize girip girmediği, en çok tartışılan konulardan biri. Süreçteki yavaşlama hâlinin yaratabileceği endişelere de dikkat çekildi. Ancak bizim DEM Parti olarak bu belirsizlikler, gecikmeler ve aşılması gereken güçlüklerle ilgili en başından beri önerilerimiz oldu. Bu güçlükler; sürecin tarihsel önemini, barışın yaratabileceği potansiyel olanakları ve bu olanakların toplum üzerindeki etkilerini gölgelemesin diye yaptık bu uyarıları. Şu anda içinden geçtiğimiz an, kritik bir an tabii ki. Çünkü Çerçeve Yasa sonrası, yasanın öngördüğü bazı gelişmeler bekleniyor. Hem tarafların hem de toplumun bu gelişmelere dair beklentileri var. İktidarından muhalefetine siyaset kurumunun da genel olarak Çerçeve Yasa sonrası yapması gerekenler var. Sürecin tüm taraflarının ihtiyaç duyduğu yaklaşım; yapılması gerekenleri hatırlatmak, bunlarla ilgili çaba sarf etmek ve bunları bir siyasi polemik konusuna dönüştürmeden yapmak. Hassas bir süreçten bahsediyoruz. Ancak bu sürecin kırılgan noktalarının kırılgan kalmamasını istiyoruz. Bu noktaların dayanıklı hâle getirilebilmesi ancak hukuk ve demokrasi yoluyla sağlanabilir.

Hepimiz olduğumuz yerden sürece nasıl katkı sağlayabileceğimizi düşünmeliyiz

Ne zaman süreçte bir yavaşlama hâli olsa, işte o zaman bazıları dönüp özellikle DEM Parti’nin barış mücadelesini, demokrasi mücadelesini, hak ve hukuk mücadelesini ölçmeye çalışıyor. Kendilerinin ne yaptığına bakmadan, bu süreçteki çabalarını ölçmeden, ellerinde bir ölçüm aracı varmış gibi bunu yapıyorlar. Oysa şunu yapmak mümkün: Hepimiz olduğumuz yerden sürece nasıl katkı sağlayabileceğimizi düşünmeliyiz. Biz aylar önce buradan dedik ki: Herkesin kendi kabuğunu kırması gereken bir döneme giriyoruz. Alışılagelmiş bazı söylemler de terk edilmeli. Ezber kalıplardan da vazgeçilmeli. Yeni bir dil yaratılmalı dedik. En önemli taşıyıcı unsurun dil olduğunun özellikle altını çizdik. Ama bugün DEM Parti’yi eleştirenler ya da DEM Parti’ye eleştiri oklarını hemen ilk fırsatta yöneltmeye çalışanlar acaba dönüp kendilerine bakıyorlar mı? Bu yeni dili yaratmak için nasıl bir çaba sarf ettiklerini hiç tartıp biçiyorlar mı, düşünüyorlar mı?

Acıları yarıştırmamalıyız, bu konuda da dikkatli olmalıyız

Eleştirilerimizi sürecin ilerlemesine katkı sunma ve çözüm olanaklarını büyütme amacıyla yapıyoruz ve ilk günden beri şunu söylüyoruz: Tüm yapıcı eleştirilere açığız ve bunlar katkı sunar. Bugün yüreği dağlanmış analar ve babalar için, belki başka evlatların hayatta kalabilmesi için başarmanın, barışı sağlamanın, demokratik bir ortak geleceği birlikte inşa etmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. O yüzden diyoruz ki barış süreçlerinde zaman hayati önem taşır. Geçmiş çözüm deneyimlerinden de biz bunu ülke olarak ne yazık ki çok acı bir biçimde deneyimledik. Aynı şeylerin tekerrürünü istemiyoruz. Yeni bir hayatı birlikte kurabileceğimize, birlikte inşa edebileceğimize inanıyoruz. Ve biliyoruz ki artık bu ülkenin barışa geç kalacak mecali kalmadı. Başarmak zorundayız. Acıları da yarıştırmamalıyız. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Kürt ya da Türk, hiç kimsenin acısını karşı karşıya getirmemeliyiz.

Tüm kurullar artık çalıştırılmalı

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında atılacak bu adımlara ilişkin önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler bekliyoruz. Barış ve Siyasallaşma Kurulu başta olmak üzere ilgili tüm kurulların artık etkin bir biçimde çalıştırılması gerekiyor. Çerçeve Yasa’ya ilişkin tüm belirsizlikler giderilmeli. Ülkeye dönüşler başlamalı. Demokratik ve siyasal hayata katılım sağlanabilmeli. Biliyorsunuz, Çerçeve Yasa bir başlangıç adımı olarak değerlendirildi. Yani bu yasayı güçlendirecek tamamlayıcı yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli. Yine Çerçeve Yasa’nın öngördüğü Meclis İzleme Komisyonu’nun kuruluş çalışmalarının tamamlanmasını hem toplum hem de siyasi partiler bekliyor. Bu çalışmalar artık tamamlanmalı. Kapsayıcılığı esas alan bir yöntem izlenmeli ve tabii Meclis İzleme Komisyonu’nun karar alabilecek bir niteliği de olmalı. Beklentimiz, önümüzdeki hafta Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş’un siyasi partilerle yapılması gereken görüşmeleri tamamlaması ve ardından kuruluş çalışmalarıyla ilgili takvimin hızlandırılması.

Sayın Öcalan’ın görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı

Merak edilen konulardan biri Sayın Öcalan’la ilgili. Kendisi, onlarca yıldır Türkiye’nin en ağır tarihsel sorunlarından birinin çözümünü amaçlıyor. Bunun için de çalışma, görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı. Bu konuda henüz bir ilerleme yok ama önümüzdeki günlerde yine bu konuya dair bir gelişme olması beklentisi, toplumsal bir beklenti olarak da pek çok zeminde ifade ediliyor. Bir başka önemli konuya az önce de değindim: Meclis Komisyonu’nun ortak raporunda yer alan demokratikleşme önerileri somut yasa tekliflerine dönüştürülmeli. İktidarından muhalefetine bu konuda bir uzlaşı sağlanabilmeli. Nitekim ortak rapor zaten bir uzlaşıyla çıkmıştı ortaya. Sürece dâhil olmak isteyen farklı toplumsal kesimler var. Onların demokratik katılımı nasıl sağlanabilir? Buna ilişkin de yöntemler bulunmalı ve bu tartışma bir an önce tamamlanmalı.

Atılması gereken adımlar

Artık kayyım uygulamaları son bulmalı. Kayyımların görev süreleri uzatılmamalı. Aksine, halk iradesine saygı duyulmalı ve kayyımların gasp ettiği koltuklara asıl sahipleri oturabilmeli. Bu konuda da net ve somut adımlar görülmeli. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması talebimizden ve ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Mutlaka uygulanmalı bu kararlar. Ortak rapor da zaten bunu öngörmüştü. Ağır hasta mahpusların durumunu artık buralardan seslendirmek, önergelerle bakanlıklara sormak istemiyoruz. Ailelerine doğrudan verilebilecek yanıt şudur: Ağır hasta mahpuslar bir an önce özgürlüklerine kavuşturulmalı. Cezaevi idare ve gözlem kurulları eliyle sürdürülen baskı ve zor politikası da sonlanmalı. Haksız ve hukuksuz kararlarla bu sürecin üzerine gölge düşürmekten de vazgeçmek gerekiyor. Yalnızca bunlar mı? Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı. İnsanlar bu süreçte konuşabilmeli, yazabilmeli. Sosyal medya paylaşımlarını yapabilmeli; eleştirilerini, itirazlarını dile getirebilmeli; demokratik haklarını kullanabilmeli ve bunların mümkün olduğunu görebilmeliler. İnsanların gündelik hayatlarının değiştiğini görmeye ihtiyacı var. O yüzden somut bir yol haritasına ve bugüne kadar ortaya çıkan eksiklerin nasıl giderilebileceğine ilişkin ortak bir tartışmaya ihtiyacımız var.

Kurul hazırlıklarının tamamlanmasını bekliyoruz

Çok tartışılan başka bir konu, Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ne ve Sayın Öcalan’ın mekânsal değişikliğine ilişkin son günlerde süren tartışmalar. Önümüzdeki günlerde Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun çalışmalarına yönelik son hazırlıkların tamamlanmasını bekliyoruz. Artık bu kurul etkin bir şekilde çalışmaya başlamalı. Kurul çalışmalarına ilişkin hazırlıklar tamamlandıktan sonra da sürecin ivme kazanması için gereken her şey yapılmalı.Tüm taraflar üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve bundan imtina etmemeli. Sayın Öcalan’ın İmralı Ada Hapishanesi içerisinde oluşturulan yeni bir çalışma ortamına geçmesini olumlu buluyoruz. Ancak bu, gecikmiş ve sınırlı bir adım. O yüzden önümüzdeki günlerde gazeteciler ve hak örgütleri Sayın Öcalan’ı ziyaret edebilmeli. Sürece katılmak isteyen tüm kesimler gidip doğrudan kendisiyle gerekli tartışmaları yürütebilmeli. Zaten Çerçeve Yasa ve bu yasanın oluşturduğu kurullar buna bir zemin hazırlıyor. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunu herhangi bir şeye havale etmemek gerekiyor. Bu ne kadar hızlanırsa süreçte yol almamız da o kadar hızlı olacaktır. O yüzden fiziki çalışma koşulları tartışmasını geride bırakıp meselenin aslına yönelmeliyiz. İmralı Adası’na gidişlerin önünün açılmasını, doğrudan iletişim ve görüşme imkânlarının sağlanmasını konuşmamız gerekiyor.

Barış Anneleri

Barış Annelerinin bir nöbet eylemi vardı. Yüzlerce anne buradaydı. Kurtuluş Parkı’ndaydılar. Binlerce kilometrelik yolu aştılar. Soğuğa, yağmura rağmen zor koşullarda Ankara’ya vardılar. Israrla bu Barış Nöbeti’ni tuttular. İlk nöbetleri değil; son nöbetleri olmasını istiyorlar. Artık barış için nöbet tutmak yerine barışı görmek ve barışın yarattığı değişiklikleri yaşamak istiyorlar. Başka hiçbir annenin böyle bir nöbete ihtiyaç duymamasını istiyorlar. Biz kendileriyle birlikte Meclis’te temsiliyeti bulunan farklı siyasi parti gruplarını ziyaret ettik. Hem yazılı hem sözlü taleplerini ilettiler. ‘Meclis barış yasaları çıkarsın, barış kararı alsın. Savaş kararları da meclislerde alınıyor. Barış kararları da meclislerde alınır. Bu Meclis, barış kararı alması ve barış yasaları yapması gereken bir Meclis’tir’ diye seslendiler. Polis ailelerine, asker ailelerine seslendiler. ‘Gelin, el ele verelim, birlikte barışı inşa edelim’ dediler. Görüştükleri bütün siyasi parti grubu temsilcilerine de bunları ifade ettiler. Bu konuda sorumluluk ve inisiyatif almaları gerektiğinin özellikle altını çizdik. Adalet Bakanı ile görüştüler. Aynı başlıkları ifade ettiler. Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş’la görüştüler. Aynı konuları, aynı talepleri ifade ettiler. Bu sesi duymalıyız ve bu sese kulak kabartmalıyız.

Kent Uzlaşısı bizim için bir pazarlık konusu değil

Bir başka konumuz, haftanın çok tartışılan başlıklarından Kent Uzlaşısı’ydı. İstanbul ve Mersin’de seçilen belediye meclis üyelerimizin aldığı karar çok tartışıldı. Bunu birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum. Merak edenler, ilk kez duyacak olanlar ve bu konuda DEM Parti’nin tavrını yine sorgulamaya açmak isteyenler için söylüyorum: Kent Uzlaşısı bizim için bir pazarlık konusu değildi. Kent Uzlaşısı, iddia edildiği üzere birileriyle anlaştığımız ya da birilerinden uzaklaşmaya başladığımız için ortaya çıkmış bir ruh değil. Kent Uzlaşısı, biraz önce de sözünü ettiğim halk iradesinin tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve kimsenin bu konuda ayrımcılığa uğramaması için geliştirilmiş bir ruh. Bir ortaklık, bir birliktelik, bir beraberlik. Bunu farklı şekillerde değerlendirmek ya da Kent Uzlaşısı stratejisini bu tür konuların bir malzemesine dönüştürmeye çalışmak, olsa olsa Kent Uzlaşısı’ndan hiçbir şey anlamamak olur. Kent Uzlaşısı’yla seçilen meclis üyelerimiz aslında ilk günden beri partimizin çatısı altında siyaset yapmak istiyorlardı. Yaşananlardan dolayı, siz de biliyorsunuz, epey beklediler. Taleplerini bize ilettiler, konferanslarımızda bu talepler tartışıldı. Taleplerini MYK’mize de ilettiler. Kendilerinin aldığı karar doğrultusunda böyle bir değişiklik oldu ama bu, Kent Uzlaşısı’nda bir değişideğişiklik, ayrılık veya aynılaşma değildir. Zaten Kent Uzlaşısı, birbirine benzemeyen farklılıkların bir arada yaşamasıdır.”