Savaşın gölgesindeki çocuklar

Tarih göstermiştir ki hiçbir toplumun geleceği savaş meydanlarında belirlenmez. Gelecek, savaşın gölgesinde büyüyen nesillerin kaderinde şekillenir.

PERŞENG DEWLETİYAR

Haber Merkezi- Savaşın resmi anlatılarında iktidarın dili çoğu zaman insani gerçeğin üzerine gölge düşürür. Askeri raporlar “güç dengesi”, “operasyon eksenleri” ve “jeopolitik denklemlerden” söz eder; uluslararası siyaset literatüründe yaygın olan bu kavramlar ise çoğu zaman temel bir gerçeği gizler: Zihni ve ruhu henüz bunu anlamaya hazır olmayan çocukların istemeden şiddetin ortasında kalması. Çocuklar için savaş stratejik ya da analitik bir kavram değildir; savaş, korku, göç, kayıp ve güvenliğin çöküşüyle şekillenen yaşanmış bir deneyimdir. Bu deneyim yalnızca onların çocukluğunu çalmakla kalmaz, aynı zamanda yaşam yollarını ve toplumsal geleceklerini de onlarca yıl boyunca değiştirir.

Örgütlü şiddet

Ortadoğu’nun ve özellikle Kürdistan’ın yakın tarihinde bu gerçek birçok kez tekrarlandı. 1980’lerde, Güney Kürdistan’daki Enfal operasyonu sırasında büyük bir çocuk kuşağı örgütlü bir şiddetle karşı karşıya kaldı. Binlerce köy yok edildi, aileler parçalandı ve birçok çocuk ebeveynlerinin kaybolmasına ya da öldürülmesine tanıklık etti. Bu çocuklar geçici kamplara götürüldü ya da zorunlu göçlerde yıllarca belirsizlik içinde yaşadı. Yıllar sonra bu dönemin birçok tanığı derin psikolojik travmalar, kronik kaygı ve toplumsal kırılmalarla mücadele etmeye devam etti. Bu nedenle Enfal yalnızca askeri bir operasyon değil; bir toplumun kolektif hafızasını yaralayan kuşaklar arası bir felaketti.

Rojava ve çocuklar

Onlarca yıl sonra Rojava’da da benzer bir deneyim ortaya çıktı. IŞİD’e karşı yürütülen savaş sırasında birçok şehir ve köy savaş alanına dönüştü ve çocuklar çocukluklarını patlama sesleri ve yıkımın ortasında geçirmek zorunda kaldı. Kobanê’de birçok aile hayatta kalmak için göç etmek zorunda kaldı ve çocuklar aylarca hatta yıllarca mülteci kamplarında yaşadı. Bu ortamda çocukluğun doğal unsurları olan okul ve oyun, yerini sığınaklara, göçe ve kaygıya bıraktı.

Ancak savaşın çocuklar üzerindeki etkisi yalnızca Kürdistan ile sınırlı değil. Suriye’de on yılı aşkın süren iç savaş, normal bir çocukluk yaşayamayarak büyüyen bir nesil yarattı. Halep ve Humus gibi şehirlerde binlerce okul yıkıldı ve milyonlarca çocuk eğitimden mahrum kaldı. Birçok çocuk ağır işlerde çalışmak zorunda kaldı ya da aileleriyle birlikte komşu ülkelere göç etti.

Irak’ta da yıllarca süren savaşlar, yaptırımlar ve iç çatışmaların ardından büyük bir çocuk kuşağı savaşın sosyal ve ekonomik sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı. IŞİD’e karşı yürütülen savaşın ardından Musul ve Şengal gibi şehirlerde altyapı büyük ölçüde tahrip edildi. Bu koşullarda çocuklar, yoksulluk, işsizlik ve yetersiz eğitim ile sağlık hizmetleriyle mücadele eden ailelerde büyümek zorunda kaldı.

Yemen ve Gazze örneği

Bu tarihsel döngünün bir başka örneği Yemen’de görülüyor. Yıllardır süren iç savaş dünyanın en derin insani krizlerinden birini yarattı. Milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenme, sağlık hizmetlerinin eksikliği ve yaygın okul kapanmalarıyla karşı karşıya. Ülkenin birçok bölgesinde gıda ve temiz suya erişim bile garanti değil ve çocuklar en temel insan haklarının tehdit altında olduğu koşullarda büyüyor.

Gazze’de de tekrarlanan savaşlar, çocukların sürekli güvensizlik ortamında büyüdüğü nesiller yarattı. Birçok çocuk defalarca evlerin bombalanmasına, okulların yıkılmasına ve aile üyelerinin öldürülmesine tanıklık etti. Psikolojik araştırmalar, sürekli şiddet deneyiminin çocuklarda derin travmalar, kronik kaygı ve geleceksizlik duygusuna yol açabileceğini gösteriyor.

Afganistan: Bir nesil eğitimsiz kaldı

Bu örneklerin yanında Afganistan deneyimi de savaş, siyaset ve çocukların kaderi arasındaki ilişkinin en açık örneklerinden biridir. On yıllar süren savaşın ardından Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelmesiyle milyonlarca Afgan çocuk eşi görülmemiş bir eğitim kriziyle karşı karşıya kaldı. Birçok okul kapandı ya da eğitim için gerekli imkanları kaybetti. Yeni yönetimin en tartışmalı kararlarından biri ise kız çocuklarının ortaöğretim ve üniversite eğitimine erişimini engellemesi oldu. Bu karar milyonlarca kız çocuğunu eğitim hakkından mahrum bıraktı. Böylece bugün Afganistan’da büyüyen bir neslin önemli bir bölümü ya tamamen eğitimden uzak kaldı ya da sınırlı ve ayrımcı bir eğitim sistemiyle karşı karşıya. Bu durum savaşın yalnızca bombardıman ve askeri çatışmalarla değil, ideolojik ve kısıtlayıcı politikalarla da bir neslin geleceğini tehdit edebileceğini gösteriyor.

Savaş ilk eğitimi yok ediyor

Tarihsel açıdan bakıldığında her savaşın ilk kurbanlarından biri eğitim sistemidir. Okullar kapanır, öğretmenler göç eder ve eğitim altyapısı tahrip edilir. 1980’lerde Güney Kürdistan, 2010’larda Suriye ve son yıllarda Afganistan deneyimleri gösteriyor ki eğitimden mahrumiyet yalnızca geçici bir kriz değildir; insani gelişimde derin bir boşluk yaratır. Yıllarca eğitim alamayan çocuklar yetişkinlikte de daha büyük ekonomik ve toplumsal sınırlamalarla karşılaşacaktır. Bu anlamda savaş aslında bir toplumun insan sermayesini hedef alır.

Çocukların çalıştırılması

Aynı zamanda savaş yerel ekonomiyi de çökertir. Pazarlar kapandığında ve iş olanakları ortadan kalktığında aileler ağır ekonomik baskı altında kalır. Böyle durumlarda birçok çocuk çalışmak zorunda kalır. Bu durum Afganistan, Suriye ve Yemen’de açıkça görülmektedir; çocuklar sınıf yerine kayıt dışı işlerde çalışmakta ya da kaçakçılık ve sömürü ağlarına sürüklenmektedir.

Böylece savaş kuşaklar arası bir yoksulluk döngüsü yaratır. Eğitim, sağlık ve güvenlikten mahrum kalan çocuklar yetişkinlikte de ciddi sınırlamalarla karşılaşır. Bu döngü toplumsal eşitsizlikleri derinleştirir ve bir toplumun gelişimini onlarca yıl geriye atabilir.

Bölgede artan askeri gerilim ve güvenlik atmosferi içinde çocuklar, kaygı ve belirsizliğin günlük yaşamın bir parçası haline geldiği bir gerçeklikle karşı karşıya. Okul ve aile ortamında büyümesi gereken çocuklar artık yaşlarının ötesinde sorularla yüzleşiyor: Savaş neden oluyor? Evler neden güvensiz? Gelecek ne olacak?

Gelecek savaş meydanlarında değil

Bu nedenle savaşta çocukların durumu yalnızca insani değil, aynı zamanda siyasi ve tarihsel bir meseledir. Her toplumun geleceği bugün büyüyen neslin kaderinde şekillenir. Eğer bu nesil şiddet, yoksulluk ve ayrımcılık içinde büyürse bunun sonuçları yalnızca bireysel yaşamlarında değil, toplumun sosyal ve siyasal yapısında da görülecektir. Bu yüzden kadınların ve çocukların durumunu görmezden gelen her savaş analizi aslında savaşın gerçeğinin yarısını göz ardı eder. Çünkü savaşın gerçek sonucu yalnızca askeri dengelerde değil; yaşamın yükünü taşıyan kadınların ve toplumun geleceğini temsil eden çocukların hayatında belirlenir.

Sonuç olarak tarih göstermiştir ki hiçbir toplumun geleceği savaş meydanlarında belirlenmez. Gelecek, savaşın gölgesinde büyüyen nesillerin kaderinde şekillenir. Eğer bu nesil yaralı, yoksun ve korunmasız kalırsa barış bile adil bir gelecek kuramaz. Ancak toplumlar kriz zamanlarında çocuklarını koruyabilirse, o nesil bir gün yeniden inşa, uzlaşma ve umutun temellerini atabilir.