Savaşçı kadınların heykellerinin yıkılmasına tepki: Onlar bir halkın hafızasıdır
Rakka ve Tebqa’da kadın savaşçıların heykellerinin yıkılmasına tepki gösteren Şirin Raşid, “Semboller yalnızca taş değildir, bir halkın hafızasıdır” diyerek, kazanımların korunması için mücadelenin daha da artırılması gerektiğini söyledi.
ASMAA MUHAMMED
Qamişlo – Şiddetin gölgesinden sıyrılıp yeniden nefes almaya çalışan şehirlerde semboller rastlantıyla doğmaz, acının, direnişin ve hatırlamanın katman katman birikmesiyle vücut bulur. Yıkıntıların arasından yükselen her figür, yalnızca taşa verilmiş bir biçim değil, geçmişle hesaplaşmanın ve geleceğe dair iddianın sessiz ama güçlü bir ifadesidir. Bu nedenle Rakka ve Tebqa’da yıkılan kadın savaşçıların heykelleri bir sanat eserinden öte, karanlığa karşı yakılmış bir hafıza meşalesiydi. Bu çerçevede heykellerin yıkılması, sıradan bir vandalizm olarak görülemez.
Konuya ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulunan Kuzey ve Doğu Suriye Hilala Zêrîn Koordinasyon Üyesi Şirin Raşid, kadınlar cephesinden yaşanan dönüşümün yalnızca görünür bir rol değişiminden ibaret olmadığını vurguladı. Şirin Raşid, “Kadınların savaş alanlarına ve kamusal çalışmalara gitmesi sadece rollerde bir değişiklik değil, aynı zamanda on yıllarca süren bir kavramlar sisteminin çöküşüydü” diyerek, kadınların tarihsel olarak dışlandıkları alanlara güçlü bir biçimde geri döndüğünü ifade etti.
‘Toplum ile kadınlar arasındaki ilişki yeniden tanımladı’
2011 sonrası dönemde Özerk Yönetim’in kurulmasıyla birlikte kadınlar için daha önce var olmayan alanların açıldığını belirten Şirin Raşid, bu süreçte kadınların çalışma yaşamına, yazın ve düşünce üretimine, yönetime, toplumsal savunmaya, kültür ve sanata aktif biçimde katıldığını, hatta mahallelerini ve çocuklarını korumak için silahlandığını söyledi. Bu değişimin yüzeysel olmadığını dile getiren Şirin Raşid, “Bu dönüşüm, toplum ile kadınlar arasındaki ilişkiyi yeniden tanımladı, çünkü kadınlar artık bağımlı bir varlık değil, kaderi şekillendirmede tam bir ortaktı” sözlerine dikkat çekti.
Heykellerin yıkılması: Aktif kadın imgesini silme girişimi
Kuzey ve Doğu Suriye’nin IŞİD çetelerinden temizlenmesinin çatışmayı bitirmediğini, sadece biçimini değiştirdiğini vurgulayan Şirin Raşid, süreci şu sözlerle değerlendirdi:
“Özellikle muhafazakar çevrelerden gelen kadınların kültürel, tiyatro, müzik ve siyasi çalışmalara katılması kolektif bilinci yeniden şekillendiren olumlu bir etki yarattı. Bu durum, özgürlüğün toplumsal değerlerle çatışmadan da var olabileceğini gösterdi. Rakka ve Tebqa’da kadın heykellerinin yıkılması ise açık bir mesaj taşıyor: zamanı geriye çevirme ve aktif kadın imgesini silme girişimi. Sembolü hedef alanlar, o heykelin kamusal alanda var olmasının kadınların mücadele ettiğini, yönettiğini ve düşündüğünü görünür kıldığını biliyor. Bu yüzden görsel etkiyi ortadan kaldırarak ahlaki etkiyi zayıflatmaya çalışıyorlar.
Yaşananlar, özünde kadın savaşçıların bedenlerini ya da onların şahsında somutlaşan sembolleri hedef alan saldırılardan farklı değildir. Burada hedef alınan yalnızca bir heykel değil, özgür kadın fikridir. Bu uygulamalar, özgür ve irade sahibi kadına duyulan derin korkuyu yansıtıyor. Bu zihniyet için heykel bir taş parçası değildir, geleneksel erkek otoritesinin kırıldığının ve kadınların kaderini belirleyen öznelere dönüştüğünün sürekli bir ilanıdır. Bu nedenle sembole yöneliyorlar. Ancak bir modeli yıkarak bir fikri silemezsiniz, fikirler taşta değil, bilinçte yaşar. Yıllarca süren örgütlenme, eğitim ve fedakarlıklarla ekilen özgürlük tohumu, binlerce şehidin kanıyla sulandı. Tarihsel deneyimle kök salan bir dönüşümü ortadan kaldırmak mümkün değildir, çünkü bu artık yalnızca bir figür değil, silinmesi imkansız bir kolektif hafızadır.”
‘Karar verme yeteneğini deneyimlemiş olanlar kolay kolay sessizliğe geri dönmeyecektir’
Şirin Raşid, sürecin bundan sonraki aşamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Kadınların deneyimlediği özgürlük ile onlara yeniden dayatılmak istenen sınırlar arasındaki çelişki, önümüzdeki dönemde kadınlar üzerinde daha yoğun baskı girişimlerine yol açabilir. Ancak karar verme yeteneğini deneyimlemiş olanlar kolay kolay sessizliğe geri dönmeyecektir. Çünkü yaşanan çatışma özünde bir bilinç ve farkındalık çatışmasıdır, her baskı girişimi beraberinde karşı bir farkındalık yaratacaktır” şeklinde konuştu.
‘Sembolleri korumak kültürle başlar’
“Jin, Jiyan, Azadî” sloganının artık yalnızca siyasi bir slogan olmadığını kaydeden Şirin Raşid, “Çocukların hafızasına kazınmış, yaşanmış bir deneyime dönüşmüştür. Heykeli kaldırabilirsiniz ama onun anlamını silemezsiniz. Çünkü hafıza çocuklukta oluştuğunda nesiller boyunca canlı kalır. Bu sembolleri korumak yasalardan önce eğitimle ve kültürle başlar. Toplumda, bu figürlerin bireysel kahramanlıklar değil, tiranlığa karşı kolektif mücadelenin doruk noktası olduğu bilinci oluşturulmalıdır. Bununla birlikte kadınların ve halkların kazanımlarını koruyan, toplumun ahlaki ve maddi mirasına yönelik saldırıları açık biçimde cezalandıran net bir yasal düzenleme de mutlaka hayata geçirilmelidir” dedi.
‘Yeni bir hukuk sistemine ihtiyaç var’
Şirin Raşid değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Suriye, anıtları, sembolleri ve kamusal alanları kimliğin ayrılmaz bir parçası olarak koruyan modern bir hukuk sistemine ihtiyaç duyuyor. Bu değerlere yönelik saldırılar basit birer vandalizm saldırısı olarak değil, doğrudan toplumun kendisine yönelmiş saldırılar olarak ele alınmalıdır. Çünkü semboller yalnızca taş ya da metal değildir, bir halkın hafızasını, direncini ve ortak anlam dünyasını taşır. Haklar verilmez, kazanılır. Bu nedenle mevcut aşama, kadınların örgütlenmelerini ikiye katlamalarını ve 2011’den bugüne elde edilen kazanımları korumak için daha güçlü bir irade ortaya koymalarını gerektiriyor. Özgürlük bir kez bilinç haline geldiğinde, artık silinemez bir tarihsel kadere dönüşür.”