Savaş tamtamlarıyla gelen 2026!
Ortadoğu ve dünya halklarına yönelik tehditlerin bunca büyüdüğü bu tarihi günlerde tüm halklar, demokratik, sol sosyalist kesimler özgür ve demokratik bir gelecek için ayaklanmalı, haydutlar düzenine dur demelidir.
ROJBİN PELİN
İmralı’da Önderliğimizin barış çabalarına rağmen Kürt halkı ve insanlık olarak 2026 yılına yeni savaş planları ve saldırılarla girmiş bulunuyoruz. 3. Dünya Savaşı’nın yeni bir aşamasını da ifade eden bu saldırılar kapitalist modernitenin çıkarları doğrultusundaki yeni hesaplarını ortaya koyuyor. Venezuela’da görüldüğü gibi gasp yöntemleriyle hiçe sayılan halkın iradesi, yeni savaş planlarına yönelik tehditler, talan hesaplarıyla bu savaş konseptine dahil edilmek istenen ülkeler, göçertilen halklar hegemon güçlerin bu planlarının kapsamını gösteriyor.
2 Ocak gecesi Maduro operasyonu olarak tarihe geçen ABD’nin haydutluk girişimi çivisi sökülen uluslararası sistemini gevşemeden çıkartıp düpe düz yıkım sürecine soktu. Trump-ABD müdahalesinin arka planını bilmeyen yok. Esas mesele jeopolitik güç olma ve petrol kaynaklarına konmaktır. Tabi ki bu haydutluk olayından sonra çok yazılıp çizildi. Kimileri bu olayı jeopolitik nedenlere bağlarken kimileri de Trump ‘un aşırı askeri seçeneğe sarılmasını iç politikada yaşadığı sorunlara, Epistain dosyalarının ortaya serilmesiyle yaşadığı prestij kaybına, zayıflayan popülerlik durumuna, artan ekonomik sorunlara, çöken sağlık sistemine bağlamaktadır. Trump ’un iç politikada yaşadığı sorunları gizlemek ve saptırmak için bu girişimde bulunduğunu iddia edenler var. Bu gibi nedenler de etkili olsa iş bunun çok ötesinde. Modern haydutluk sistemi olan Kapitalist kar sisteminde yaşanan rekabet bu türden olaylarla, savaşlarla noktalanmaktadır. Artan savaşlar, yaşanan ekonomik sorunlar, siyasi yapılarda gelişen çıkmaz, yaşanan feminisid, jenosidler, eko kırım, artan göç olayları, ülkelerin parçalanması yaşanan sistem krizinin hem nedeni hem de sonucudur.
Çok tehlikeli bir evreye girildi
Yıkımın işaretlerini veren kapitalist sistemin krizi komple bir yıkım olarak insanlığın önüne serilmiş durumda. Uluslararası sistemi ayakta tutan kurumlaşmaların hemen hemen tümünde bu krizin izlerine rastlamak mümkün. Uluslararası hukuk, insan hakları sözleşmeleri, BM gibi kurumlaşmaların da ölüm çanları çoktandır çalınıyordu. Maalesef Trump-ABD son hamlesiyle demokrasi, insan hakları, hukuk gibi evrensel değerleri de birer vitrinlik aksesuara dönüştürmeyi başardı. Artık haydutluk desturu olan ‘GÜÇLÜ OLAN HAKLIDIR’ egemen dünyayı belirleyen norm olarak bir kez geçerliliğini ortaya koydu. Çok tehlikeli bir evreye girildi. Bu gidişatın startı sene başında verildi. Artık herkes için tehlike çanları çalmaya başladı.
Tek kanun var o da iktidardır
Bugün Maduro sıcak yatağından haydutvari şekilde kaldırılıp götürüldü bu işin yarını da var. Elinde güç biriktiren herkes haydutvari şekilde ülkelere dalacak, zenginliklere konacak, tüm hak ve özgürlüklere bir anda sünger çekecek. Haydutluk düzenin de hakkın, hukukun, adaletin yeri olmaz. Haydutluk düzeninde bir tek kural geçerlidir; o da senin olan mutlaka benimdir, benim olacak kuralıdır. Şimdi Maduro operasyonundan ne anladık sorusuna şöyle bir cevap vermek mümkün ulus devlet denilen devlet modelinin çok ucube bir model olduğudur. Bunca dem vurulan ‘egemenlik hakkının’ uydurulmuş bir yalan olduğunu gördük. Bir gecede o çok bağımsızdır, egemendir denilen ülkelere kayyım atanıyor, ülke başkanları görevden alınıyor, vuruluyor, devriliyor, ülkelerin bir tek hava sahaları değil, istendiğinde her şeyleri gasp ediliyor. Hani ulus devletler çok bağımsızdı, iç işlerine dokunulmazdı, egemenlik haklarına saygı duyulurdu. Bu sözler bir retorikten öteye geçmiyor. Tek kanun var o da iktidardır.
Halklara kazandıracak tek yol
Kapitalist sistemin kar kanunu çıkarına bulduğunu yaşatır, çıkarına bulmadığının fişini çeker, işine geldiğinde başına milyon dolar ödüller koyup azılı terörist yaftasını vurur, çıkarına geldiğinde cani dediklerinin boynuna kravatı takıp devlet saraylarına konumlandırır. Biz devletsiz halkların çok üzülmesine gerek yok. Bu kadar kanlı, zalim bir ulus devletimiz olmadığı için bayram etmeliyiz. Hüsrana kapılmaya hiç gerek yok, aman bizim de bir ulus devlet putumuz olsun sevdasına hiç kapılmaya gerek yok. Bu devlet modelinin hiçte bağımsız, üstün, dokunulmaz bir taç olmadığını her görüp yaşıyoruz. O yüzden Demokratik Ulus, Demokratik Konfederalizm tezine dönüp dönüp bakalım. Demokratik ulus modeli, yapılanması ve mefhumu temelinde halklar siyasi, diplomatik inşa boyutuyla temsil yolunu bir tercihe dönüştürmelidirler. Halklara kazandıracak tek yol budur.
Suriye’ye saldırı
Yukarda ifade ettiğimiz iktidar politikaları sonucu son günlerde başlatılan saldırılarla bir kez daha Kürdistan’da savaş tırmandırılmak, gerilim arttırılmak isteniyor. Türk devletinin desteklediği Suriye geçici Şam Yönetimine bağlı çeteler eliyle Halep’in iki büyük mahallesinde başlatılan saldırılarla Suriye bir kez daha savaş alanına dönüştürüldü. Sadece Kürt halkını değil, Suriye ve tüm Ortadoğu halklarına yönelik olan bu saldırılarda ilk açıklamalara göre şu ana kadar 13 kişi yaşamını yitirirken onlarca kişi de yaralanmıştır. Bu vesile ile Rojava ve Rojhilat Kürdistan’da saldırılarda hayatını kaybeden şehitlerimizi minnette anıyor, yaralılara acil şifa diliyor ve bu saldırıları yürüten güçleri şiddetle kınıyoruz.
Halep’e yönelik uzun süredir devam eden ambargo ardından yeniden devreye konulan bu saldırılarla yıllardır başta Türk devletinin beslediği cihadist çetelere karşı kararlılıkla direnen Kürt halkının iradesi teslim alınmak, göçertilmek isteniyor. Daha önce Alevilere ve Dürzilere yönelik gerçekleşen katliamlar bu kez Kürt halkına yönelik gerçekleştirilmek isteniyor. Ağır silahlarla yürütülen ve halkımız ve temel yaşam alanlarının, hastanelerin hedef alındığı, bu saldırılarla bir kez daha insanlık suçu işleniyor. Yaşananlar insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Sivil alanları ablukaya almak, bombalamak bir soykırım girişimidir. On yıllardır savaşın tüm yükünü taşıyan halklara yeni bir savaş daha dayatılmak isteniyor. Bu gidişat tehlikelidir, geri dönüşü olmayan savaşlar dayatmak, halklar arası kutuplaşmalar yaratmak, mezhepsel gerilimleri ısrarla sürdürmek tüm Suriye halklarını geleceğini karartacaktır.
Çözüm girişimleri sabote ediliyor
Giderek şiddetlenen bu saldırıların özellikle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk yönetimi ile geçici Suriye yönetimi arasında demokratik entegrasyonun gerçekleştirilmesi için temasların yürütüldüğü bir sürece denk getirilmesi tesadüf olmayıp, çözüm girişimlerini sabote etme amacı taşıyor. 10 Mart mutabakatı Kürtlerin teslimiyet mutabakatına dönüştürülmek isteniyor. Kürtleri hedef alan bu saldırılar özünde özgür demokratik Suriye geleceğine, halkların birliğine yöneltilmiş bir saldırıdır. Şiddet döngüsünü ısrarla barışçıl Suriye inşasının önüne geçiren güç odakları var. Halkımız bu güç odaklarının kimler ve nereye dayandıklarını çok iyi bilmektedir. Saldırılarda adı geçen çete gruplarının hamisinin Türkiye devleti olduğunu biliyoruz. Suriye’yi kendi egemenlik alanına dönüştürmek isteyen Türkiye devleti bölgede yaşanan tüm savaşların asıl tetikleyicisi olmuştur. Bu katliamcı güçleri eğiten, donatan, ayakta tutan, yaşatan, koruyan kollayan Türk devletidir. Daha büyük katliamlara, yıkımlara ve parçalanmaya zemin hazırlayan bu saldırılar derhal durdurulmalı ve Suriye halklarının barışı, güvenliği ve özgür geleceği için adım atılmalıdır diyoruz. Uluslararası güçlerin, bölgedeki aktörlerin dil ucuyla ‘bölgede gerçekleşen saldırıları endişe ile izliyoruz’ söylemi de bu saldırıları desteklediğini, cesaretlendirdiğini unutmamak gerekir. Endişeliysen, tutum al, tedbir geliştir. Bunu yapmıyorsan demek ki dokunulmaz olan çıkarlarını gizliyorsun. Devletlerin bu iki yüzlü, pragmatist siyasetlerinin adı da reel politika oluyor. Yani değerler değil, çıkarlar önemlidir. Halkların gerçek çözümünü bu türden uluslararası güçlerden beklemediğimizi peşinen belirtmekte fayda var. Ama uluslararası güçlerin sorumluluklarını yerine getirmemesi de işlenen bu insanlık dışı suçlara kaynaklık etmektedir.
Rojhilat halkının direnişi meşrudur
Rojava’da yaşanan gelişmelerin paralelinde bir de günlerdir kesintisiz bir şekilde Rojhilat Kürdistan’ın da yaşanan gelişmeler var. Yılları alan İrani ve Doğu Kürdistan halkımızın kesintisiz mücadelesi bugün yeni bir evreye varmıştır. Rojhilat’ta Kürt halkı ile birlikte tüm İrani halkların başlattığı protesto eylemlerini tarihidir. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ serhildanlarındaki özgürlük taleplerini daha büyük bir kararlılık ve örgütlülükle dile getiren, eşit, özgür, adil, demokratik bir yaşam için ayaklanan halkların bu onurlu direnişi meşrudur. İran rejiminin tüm saldırılarına meydan okuyup, ‘Haklarımız ancak sokaklarda kazanılır’ iradesiyle gerçekleşen bu eylemler halkların özgürlük ısrarını açıkça ortaya koyuyor. İran’daki tüm halkların ortak taleplerle dalga dalga büyüterek meydanlarda sürdürdüğü bu direniş halkların, kadınların özgür yaşam ve demokratik bir gelecek yaratma kararlılığıdır. Ne rejimin tankı, topu, gazı ne de kış mevsiminin zorlukları ayaklanmış halkın ve kadınların önünü kesememiştir. İran’daki halklar ve kadınlar hiçbir engel tanımadıkları eylemlerle ‘Jin, Jiyan Azadî’ serhildanlarını yeni bir aşamaya taşırarak artık rejimin baskıları ve anti demokratik yasaları ile ekonomik düzeninin kurbanı olmayacaklarını ifade ediyor.
İran’da halkların kadınların özgürlüğü artık ertelenemez
Kadınlar ve halklar özgürlük, eşitlik ve değişim talebi ile ayakta, isyanda. İran rejimini tüm toplumsal kesimleri meydanlarda bir araya getiren bu öfke ve haklı taleplere kulak vermeli. Halkların kadınların Jin, Jiyan, Azadi serhildanlarında dile getirdiği özgürlük taleplerine idamlar ve baskılarla yanıt veren İran rejimi, aynı yöntemlere başvurması halinde kaybedecektir. Çözüm şiddeti, baskıyı tırmandırmakla değil, halkların ortak talepleri olan demokrasi ve özgürlük adımlarıyla gerçekleşebilir. Halkların, kadınların karşısında meşruiyetini yitirmiş rejim güçlerinin bu haksız insanlık dışı uygulamalarından vazgeçmesinin zamanı gelmiştir. İran’da halkların, kadınların özgürlüğü artık ertelenemez, bastırılamaz bir noktaya varmıştır. Coğrafyamızda görüldüğü üzere tekçi, sorun üreten, hak ve özgürlükleri gasp eden ulus devlet düzenleri kaybediyor, kaybedecektir. Kriz, kaos, savaş, katliam, soykırım üreten ulus devlet düzenleri aşılırken bunda ısrar etmek kaostan öte bir sonuca yol açmaz.
Gelecek için ayaklanmalı
Bugün özgür demokratik geleceği hayal olmaktan çıkartan halk eylemliliği, İran devletini halkların öz yönetimi seçeneğini tanımaya zorlayacaktır. Bu defa geçmişte olduğu gibi halklar, kadınlar salt direnenler olarak kalmayacak, özgür geleceğin inşacıları olacaktır. Birleşik bir irade ve cesur bir politik duruşla İrani halklar ve kadınlar bu tarihsel momentumdan başarıyla çıkacaklardır. Devrimin manifestosu olan ‘Jin, Jiyan, Azadi’ eylemliliği ruhu ve öfkesi ile bu tarihsel anın yarattığı imkanlardan yararlanmaya çalışan İrani halkların ve kadınların direnişine binlerce defa selam olsun diyoruz. Kadınlar ve halkların bu meşru mücadelesinin insanlık tarihinde hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz. Ortadoğu ve dünya halklarına yönelik tehditlerin bunca büyüdüğü bu tarihi günlerde tüm halklar, demokratik, sol sosyalist kesimler özgür ve demokratik bir gelecek için ayaklanmalı, haydutlar düzenine dur demelidir. Tekrarı olmayan bu tarihsel koşullar halklar ve kadınlar olarak irademizi, bilincimizi, örgütlülüğümüzü en güçlü şekilde ortaya koymamızı şart koşuyor. Direnirsek, örgütlenirsek kesinlikle büyük kazanabiliriz. Onun heyecanını iliklerimize dek hissettiğimiz bu tarihsel momentumda her yerde direnişi, öz savunma ve öz yönetimi büyütelim.