Sanatçı ve akademisyenlerden barış için ‘bekleyen taraf olmayalım’ çağrısı
Sanatçı İlkay Akkaya barış için çağrı yaparak, “Bekleyen taraf olmayalım” derken, Barış Akademisyeni Burcu Acar ise, Demokratik Toplum Süreci’ne dair, “Barışın yerelden kurulacağını bilip, o alanda elimizden geleni yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Ankara - Savaşın ve çatışmanın her türlüsünü yaşamış, barış taleplerine katliamlar ile yanıt almış Kürtler için, 27 Şubat 2025’de Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla yeni bir süreç başladı.
2013 ile 2015 yılları arasındaki Çözüm Süreci’nin ardından AKP Hükümeti’nin saldırı konsepti, halkın hafızasında yeni katliamların yer almasına ve yaşamın her alanında krizlere neden oldu.
Bu nedenle 2024 yılında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partililere elini uzatması ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “umut hakkını” kullanması yönündeki ifadelerinin ardından halkı yeniden “barışın sağlanacağına” inandırmak ve bu sürece katmak biraz sancılı oldu.
Ancak devlet yapılarına bu güvensizlik, onurlu bir barış mücadelesinden vazgeçmek anlamına gelmiyordu. Halk ve demokratik yapılar sürece “temkinli” yaklaşsa da, barış mücadelesini sürdürmekte kararlı olduğunu gösterdi.
Yaklaşık iki yıldır süren “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” gelinen aşamada eksik yanlarıyla eleştirilse de, yıllarca farklı ideolojik çevrelerde yer almış, farklı görüşlere sahip kimlikler barış çağrısının etrafında birleşti.
Süreç barış kıyısında dolanıyor gibi görünüyor. Ancak barışın toplumsallaşması için kültür-sanattan siyasete, akademik alalardan kadın örgütlerine, ekoloji örgütlerinden gençlik yapılarına her alandan barış söylemleri daha gür bir sesle yankılanmaya başladı.
40 yıla yakın bir süredir müzik yapan ve en güzel şarkılarını özgürlük ve barış için söyleyen Sanatçı İlkay Akkaya da barış mesajı verdi.
‘Devlet – yurttaş ilişkisine dair geçmiş deneyimler mutlu sonla bitmedi’
Barış süreçlerine temkinli yaklaşılmasının nedenine dair konuşan İlkay Akkaya, “Bunun nedeni devlet-yurttaş ilişkisiyle ilgili. Çünkü bizim yurttaşlar olarak devletle ilgili bu tür konulardaki deneyimlerimiz çok mutlu sonlarla bitmedi. Yani bunlar çok haklı kaygılar” dedi.
İlkay Akkaya, ancak söz konusu barış olduğunda tüm kesimlerin bir araya gelebildiğini ve bekleyen değil, sürece dahil olarak bir mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
‘Yurttaşlık bağlarımızı nasıl bir üst seviyeye taşıyabiliriz?’
Türkiye’de iktidar baskısı nedeniyle farklı seslerin uzun bir süre cılız çıktığını ifade eden İlkay Akkaya, “Eskiden ülkemizde baskı grupları vardı. Fakat içinde bulunduğumuz rejimde bu gruplar da çok büyük bir yara aldı. Belki yeniden bu baskı gruplarını sosyal medya üzerinden hayata geçirebiliriz. Bu gruplar bize yeniden yurttaşlığımızı, yurttaşlık haklarımızı hatırlatıyordu” diye belirtti.
Gerçek bir toplum olabilmek için önce yurttaşlık haklarının bilinmesi ve savunulması gerektiğini vurgulayan İlkay Akkaya, şöyle dedi: “Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? Bunu belirlemek ve bu düşünceyi ifade etmek her yurttaşın temel insan hakkıdır. Ancak böyle bir toplum olabiliriz çünkü. Neleri başarabiliriz? Nasıl ilişkilerle yurttaşlık bağlarımızı bir üst seviyeye taşıyabiliriz? Nasıl kardeşçe, eşit, adaletli bir şekilde yan yana yaşamayı başarabilirizi tartışmak çok değerli.”
‘Barış’ dediği için görevinden ihraç edilmişti
Akademisyen ve Felsefeci Zeliha Burcu Acar da, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladığı için görevinden ihraç edilmişti. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yardımcı doçent olarak görev yaparken, 2017 yılında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile görevinden ihraç edile ve dava sonucunda görevine geri dönen Burcu Acar, daha sonra yeniden ihraç edildi.
Barışın toplumsallaşması için her kesime görevlerin düştüğünü ve bu sorumluluğu yerine getirmek gerektiğini söyleyen Burcu Acar, “Çünkü sürecin özneleri bizleriz” dedi.
‘Hiçbir emperyalist güç iki halkı barıştırmak için bu kadar çabalamaz’
“Barış ve Demokratik Toplum” sürecine dair kaygıların anlaşılır olduğunu ifade eden Burcu Acar, “Genel duruma bakıp kaygılanmak çok doğal” dedi.
Ancak sürece eril bir bakış açısıyla yaklaşılamayacağını söyleyen Burcu Acar, “Benim de çok güvendiğim hocalarım vardı, sürece dair yorumları ‘bu emperyalist güçlerin planı’ ya da ‘amaçları başka şunların, planları var’ yönündeydi. Bu bakış açısı çok tanıdık, bu bakış açısının neden olduğunu da biliyorum. ‘Ortadoğu’da böyle gelmiş, böyle gider’ diye düşünüyorlar. Ama burada bir eril bakış açısı var, şöyle bir hataya düşüyorlar; hiçbir emperyalist güç iki halkı barıştırmak için bu kadar çaba harcamaz. O nedenle öznenin kim olduğu konusunda her ne kadar onların kafası karışsa da, ben öznenin bizler olduğumuza inanıyorum” diye belirtti.
‘Bize davet gelmedi, masada kendimize yer açmaya çalıştık’
“Barış süreci için bize de özel bir davet gelmedi ama biz masada kendimize yer açmaya çalışıyoruz” diyen Burcu Acar, sürecin her kesimin kendisini var edebileceği bir süreç olduğunu belirtti.
Barış süreçlerinin uzun ve zorlu olduğunu vurgulayan Burcu Acar, “Risklerin, tehlikelerin farkındayız ama ona göre barışın yerelden ve pratik yaşamdan kurulacağını bilip, o alanda elimizden ne gelirse onu yapmaya çalışıyoruz” dedi.
‘Kadınların barışa yaklaşımı daha kapsayıcı’
Barış süreçlerinde kadınların rolüne de değinen Burcu Acar, “Barış süreçlerinde ‘şunlarla masaya otururum, bunlarla oturmam’ eril bir bakış açısı, kadınlarda duvarlar ve ön yargılarla daha az karşılaşıyoruz. Barış yerelden deneyimlerden, pratik alanlardan kurulabilecek bir şey. Kadınların pratik alan ile teoriyi daha iyi birleştirebileceğini inanıyorum. Jineoloji de teori ile pratiğin birleştiği yerden kuruldu. O nedenle kadınların yaklaşımı daha kapsayıcı daha derinden geliyor” şeklinde konuştu.