Tuğçe Tatari: Sürecin toplumsallaşmasına ihtiyacımız var
Gazeteci Tuğçe Tatari, süreç karşıtlığının belirli siyasi çevrelerde görünür olduğunu, sahada ise aynı karşılığın görülmediğini belirterek barışın toplumsallaşması için geçmişle yüzleşmenin önemine dikkat çekti.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme sürecinin yeni aşamasına ilişkin tartışmalar sürerken, farklı kesimlerden sanatçı, akademisyen, gazeteci ve hak savunucularının bir araya geldiği “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyası 12 Eylül’de kamuoyuna duyuruldu. Kampanya, TBMM’de kabul edilen ve 28 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren çerçeve yasanın ardından sürece katkı amacıyla başlatıldı. Kampanyanın açıklanan metninde farklı toplumsal kesimlerin demokratik bir cumhuriyet ve barış talebi etrafında bir araya gelmesi amaçlanırken, imzacıların sayısı da kampanyanın duyurulduğu 1001 sınırını aştı.
Kampanyanın imzacılarından gazeteci Tuğçe Tatari ajansımıza konuştu. Tartışmanın yalnızca imza verenlerin ya da kampanyanın kendisi üzerinden okunmaması gerektiğini ifade eden Tuğçe Tatari, asıl meselenin devam eden sürecin toplumun farklı kesimlerinde nasıl karşılık bulduğu ve bu sürecin nasıl toplumsallaşacağı olduğunu belirtiyor. Tuğçe Tatari, bu çerçevede özellikle dijital medyada görünür olan tartışmalarla sahada karşılaştığı tablo arasında fark bulunduğunu belirtiyor. “Kendi küçük anket sonucuma göre, barışın toplumsallaşmasıyla ilgili bir meseleden çok, sürecin toplumsallaşmasıyla ilgili bir meseleyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum” diyor.
‘Sürecin toplumsallaşmasıyla ilgili bir meseleyle karşı karşıyayız’
Tuğçe Tatari, bu ayrımın özellikle Kürtler açısından farklı bir karşılığı olduğunu dile getiriyor. “Tam tersine, orada bir bir aradalık ve eksiklerine rağmen, yasadaki sıkıntılara rağmen barışı kucaklama hali görüyorum zaten” diyen Tuğçe Tatari, süreç karşıtlığı olarak öne çıkan tartışmaların önemli bir bölümünün belirli çevrelerde yoğunlaştığına dikkat çekerek, “İktidar kanadının sözcüleri, iktidarın istediği noktada itiraz ediyor, istemediği noktada ise susuyor” ifadelerini kullanıyor.
Tuğçe Tatari süreç karşıtlığını yüksek sesle dile getirenlerin tanınan muhalif isimlerden oluştuğunu belirterek “Ancak bir kesim var ki bunların sesi çok yüksek çıkıyor. Ve çok cazip bir şekilde süreç karşıtlığı yapıyorlar” diyor. Bu kişilerin Türkiye’de tanınan ve sevilen insanlar olduğunu belirten Tuğçe Tatari, “Haliyle o insanların dillendirdiği argüman çok dolaşıyor, fakat onun da çok kısıtlı bir çevre olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuşuyor. Öte yandan bu argümanların sadece “Yeni Parti çevresinde, belki biraz da CHP çevresinde, kısıtlı kaldığını” ve “dijital medyada, YouTube yayınlarında sıkıştığının” altını çiziyor.
Dijital medyada görünür olan süreç karşıtlığı ile sokaktaki insanların yaklaşımının aynı olmadığını vurgulayan Tuğçe Tatari, “Sokağa çıkıp insanlara barışı sorduğumuzda, kimsenin barışla ya da şu anda sürmekte olan süreçle ilgili bir ters argümanı yok” diyor. Buna göre mevcut tartışmanın bir bölümünün, Türkiye’deki bütün siyasi meseleleri Recep Tayyip Erdoğan üzerinden okuyan bir yaklaşımla şekillendiğini kaydeden Tuğçe Tatari şöyle devam ediyor:
“Sadece bütün siyaseti, bütün meseleyi ve ülkenin tüm sorununu Tayyip Erdoğan üzerinden okuyanlar söz konusu. Sanki Türkiye’nin 100 yıllık problemlerinin tamamı sadece Tayyip Erdoğan problemiymiş, biz aslında çok demokratik bir ülkeymişiz, ama Tayyip Erdoğan bizim elimizden bu demokrasiyi almış gibi Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurulan ‘süreç bunlarla yürütülmez’ propagandasının bir şekilde bir yerlerde alıcı bulduğunu düşünüyorum.”
Ancak bunun sahadaki tabloyu yansıtmadığını söyleyen Tuğçe Tatari, “Sahada, alanda, sokaktaki insanda böyle bir süreç karşıtlığını görmüyorum” diye ekliyor.
“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” metni farklı kesimlere aynı anda seslenen bir çağrı olduğunu belirten Tuğçe Tatari, kampanyayı şöyle ifade ediyor:
“Bu metin, aslında bu ülkede artık Kürtlerle savaş meselesinin son bulması gerektiğini, anadili hakkının teslim edilmesi gerektiğini, eşit yurttaşlıkta artık buluşmanın bir şart olduğunu, AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini ve Öcalan'ın umut hakkından faydalanması gerektiğini söyleyen; çok farklı kesimlerden bu meseleleri önemseyen ve bunların artık bu ülkede çözülmesini isteyen insanların kendini ortaya koyduğu bir metindir.”
Metnin muhatabının yalnızca devlet olmadığını, “hem süreci yürüten devlet hem de bu sürece destek verip vermeme konusunda çekinceleri olan insanlar” olduğunu kaydeden Tuğçe Tatari, kampanyanın “barış için bir arada durabilmenin” bir çağrısı niteliğinde olduğunu belirtiyor.
‘Buradayız, siz de gelin beraber durabiliriz’
Geçmiş süreçlerde imza verenlerin yaşadığı deneyimler üzerinden “Akademisyenlerin cesaretini toplayamadığı, geçmiş süreçlerde imzacı olmanın bedelini ödedikleri için barışa ya da sürece mesafeli durdukları gibi tartışmalar” yürütüldüğünü, bunun “Türkiye’nin bütün aydınlarını kapsadığı gibi bir çıkarıma yol açtığını” ifade eden Tuğçe Tatari, bunun gerçeği yansıtmadığını söylüyor.
“Barış için ve sürecin bir şekilde ilerlemesi için kendince çaba sarf etmeye çalışan insanlar olarak özellikle bu dönemde böyle bir metne ve böyle bir söylemin altına imza atmanın önemli olduğunu düşünüyorum” diyen Tuğçe Tatari neden böyle bir zamanda bu metne ihtiyaç duyduklarına yönelik soruya şu cevabı veriyor:
“Bu aşamada artık birilerinin de ‘Evet, biz de cesaret ediyoruz; korksak da yarınlarla ilgili endişemiz olsa bile cesaret ediyoruz ve bir şekilde bu barış meselesinin altına imzamızı atıyoruz, bu süreci destekliyoruz’ demesi gerekir ki arkasından gelecek insanların da önü açılsın.”
Metnin şimdiden çağrıcı 1001 imzanın iki katından fazla imza topladığını belirten Tuğçe Tatari, “Katılım arzusunda olmayan insan çoğunluğu gibi bir sorun olmadığını anlamış olduk” diye ekliyor.
‘Hikayeleri insanlarla ve taraflarla buluşturarak barışı toplumsallaştırabiliriz”
Barışın toplumsallaştırılması tartışmasına dair “yapılması gerekenlerin en basitinin hikayeleri insanlarla ve taraflarla buluşturmak” olduğunu belirten Tuğçe Tatari, “Devletin tabii ki özür dilemesi, kabul etmesi gereken unsurlar var” diyerek şöyle devam ediyor:
“Toplum kendi içinde yaşadığı ve bir aşamadan sonra kendisinin de ikna olduğu birtakım uygulamaların hatalı olduğuyla yüzleşirse, o zaman o yüzleşmenin doğuracağı elbette ki karşılıklı bir rahatlama ve acıların görülmesiyle oluşacak bir ‘bir araya gelebilme hali’ olacaktır. Bu tamamen toplumda meselenin canını yakan insanların bir araya gelmesiyle ilgili bir şey.”