Rêzan Nureddîn: Kürt kadınları tarihin her döneminde mücadelede yer aldı
Güney Kürdistanlı öğretmen Rêzan Nureddîn, Kürt kadınlarının tarih boyunca toplumsal, siyasi ve ulusal mücadelede önemli roller üstlendiğini belirterek, kadınların yalnızca destekçi değil, lider ve tarihin üreticileri olarak da öne çıktığını söyledi.
DÊRÎN REHÎM
Silêmanî - Siyasi ve toplumsal değişimlerle birlikte kadınların üstlendiği roller de zaman içinde farklılaştı. Toplumsal ve aile yaşamından eğitim, yazın ve basına, siyasi ve toplumsal mücadeleden Güney Kürdistan hareketlerine katılıma kadar uzanan bu tarihsel süreç, kadınların Kürt tarihinin ve kimliğinin oluşumu ve korunmasındaki önemli rolünü ortaya koyuyor. Tarih boyunca Kürt kadınları, Güney Kürdistan’ın toplumsal yaşamında ve özgürlük hareketinde önemli bir rol üstlendi. Aşiret liderliğinden silahlı ve siyasi mücadeleye kadar uzanan bu rol, kadınların toplumsal ve ulusal değişimlerdeki etkisini ortaya koyarken, Kürt kadınlarının tarihteki varlığı da ev yaşamıyla sınırlı kalmadı; siyaset, edebiyat ve bilim alanlarında da önemli izler bıraktı.
‘Kadınlar önemli roller üstlendi’
Öğretmen Rêzan Nureddîn, Güney Kürdistan’ın özgürlük tarihinin Kürt kadınlarının isimleri olmadan eksik kalacağını belirterek, “Kürt kadınları tarih boyunca yalnızca mücadelelere katılmakla kalmadı, birçok dönemde destekçi ve yardımcı olarak Kürt mücadelesine hizmet etti. Tarihte birçok Kürt kadınının izi görülüyor. Gerek liderlik gerekse yazarlık alanında kadınlar önemli roller üstlenerek Kürt kadınının toplumdaki yerini güçlendirdi” dedi.
Tarihi Kürt kadınları
Kürt kadınlarının Ortadoğu’daki kadınlardan farklı olarak hiçbir zaman toplumun kenarında kalmayı kabul etmediğini kaydeden Rêzan Nureddîn, sözlerine şöyle devam etti:
“Kürtlerin tanınmış kadınları arasında Qedemxêr ve Soran Mirliği’nin Han Zadi’si var. Kardeşinin düşmanlar tarafından öldürülmesinin ardından mirliğin yönetimini üstlenmiş ve yedi yıl boyunca mirliği kendisi yönetmiştir. Bir diğer kahraman kadın Mestûre Erdelan’dır. Hem tarihçi hem şairdi. Mestûre, kadınların yazmaya daha az yöneldiği bir dönemde kaleme sarılmış ve kadın olarak yazmıştır. Çünkü o zamana kadar kadınlar kaleme ve yazıya fazla yönelmemişti. Aynı zamanda Hewraman lehçesinde şiirler yazan ve ayrılık acısını anlatan Cihan Paveyî adlı bir kadınımız da var.
Kadın liderlerin toplumsal değişimde ve kadınların yaşadığı acıların görünür hale gelmesinde önemli rolleri oldu. 20. yüzyılda Şeyh Mahmud Hafid’in mücadelesinde ona destek veren Hefse Xanê Naqîb, büyük ve unutulmaz bir iş yaptı. Kürt kadınları için bir okul açtı. Tek tek kadınların evlerinin kapısını çalarak onları topladı ve eğitim için okula getirdi. Kadınlar derneği kurdu. O dönemde yaptığı bu çalışma, kadınların kendi sesine sahip olması gerektiğini ortaya koydu. Kürt ulusal hareketinin ilerlemesine destek oluyoruz, ancak kendi sesimizin de olması gerekiyor. Tarihte Helebce kentinde Adile Xanım vardı. Helebce’yi yıllarca iyi bir şekilde yönetmeyi başardı. İyi bir lider ve güçlü siyasi düşüncelere sahipti. Onu bir anne olarak ele alsak bile Tayer Beg Caff ve Ahmed Muhtar Beg Caff gibi çok başarılı kişileri yetiştirdi.”
‘Kadınlar başarılı bir şekilde liderlik etmişlerdir’
Rêzan Nureddîn, kadınların yalnızca destek olmak ve liderlere yardımcı olmakla kalmadığını, liderlik yapma fırsatı da bulduğunu belirterek, Hefse Xanê Naqîb ve Adile Xanım’ı örnek gösterdi. Rêzan Nureddîn, “16. yüzyılda Soran Mirliği’nin Han Zadi’si var. Bunun yanı sıra farklı alanlarda çalışmalar yürüten kadınlar da var. Kuzey’de Fatê Reş ve Koye kentinde Ayşe Grûk adlı kadın var. Leyla Qasim gibi kendi düşünce ve inançlarıyla, aldıkları eğitim sayesinde ulusal hareketi yorumlamayı başaran kadınlar var. Bu, kadınların mücadelesinin önemli noktalarından biridir. Leyla Qasim, bir tarih yaratmıştır. Daha önce Qedemxêr ortaya çıkmış, aynı zamanda savaşmış ve kendi döneminde silahlı mücadele yürütmüştür. O da başarılı olmuştur. Liderlik yapma fırsatı bulan kadınlar, dönemleri kısa olsa bile başarılı bir şekilde liderlik etmiştir. Bir dönem insanlar siyasi ve liderlik alanında, yazarlıkta ve akla gelebilecek diğer alanlarda yönetici oluyordu. Bundan birkaç yüzyıl önce kadınlar kendi durumlarını sorgulamaya başladı. ‘Neden erkekler kendi dönemlerinde veya büyük bir ailede doğduklarında lider, tarihçi ve şair olabiliyor da biz olamıyoruz?’ diye sorguladılar” ifadelerinde bulundu.
‘Tarihçiler ataerkil kültürün kadınlar üzerindeki etkisini sürdürdü’
Yüzyılların dönüşümü ve meydana gelen büyük değişimlerle insanlığın birçok büyük aşamadan geçtiğini kaydeden Rêzan Nureddîn, “Kadınların kendilerini ortaya koymasının önünde büyük engeller vardı. Güney Kürdistan’da da aynı sorun yaşandı. Ancak kadınlar bilinçlenmeye başladığında, ilk olarak mirliklerde kadınların öne çıktığını görüyoruz. Bunlar ekonomik durumları iyi olan kadınlardı ve bu nedenle yazarlık ve liderlik alanlarında kendilerini gösterebildiler. Bu, kadınların az olduğu anlamına gelmez. Kadınlar, ulusal ve siyasi hareketlerde erkeklerin büyük ölçüde destekçisi ve teşvikçisi oldu. Ancak kadınların tarihteki görünürlüğü yeterince dikkate alınmadı. Bunun birçok nedeni var. Tarihçilerimizin çoğu erkekti ve ataerkil kültür kadınlar üzerindeki etkisini sürdürdü. Bunlar, kadınların kendilerini ortaya koymasının önündeki engeller oldu” şeklinde konuştu.
Kadınların toplumsal ve ekonomik katılımının hatırlanması gerektiğini sözlerine ekleyen Rêzan Nureddîn, “Kürt kadınları aile, hane ve aşiret ekonomisinin üretiminde aktif bir şekilde yer aldı. Kadınların tarım toplumunda üretimde önemli bir rolü vardı. Özellikle Kürt kadınları eli kolu bağlı olmayan, kendi üretiminin sahibi olan kadınlardı. Bunlar, daha sonra tarihe kalan önemli alanlarda kadınların bu düzeyde ve oranda görünür olmamasının nedenlerinden biri olabilir. Mestûre Erdelan’a baktığımızda, Erdelan Mirliği’nin tarihini anlatıyor ve oldukça gerçekçi bir tarih aktarıyor. Kadınların başına gelenlere veya kadınların yaşadığı acılara çok fazla odaklanmıyor, genel olarak her şeyi anlatıyor. Kendisi de mirliklerin yaşadığı aynı sorun ve sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Hayatının sonunda Sine’de değil, Silêmanî’de yaşadı” dedi.
‘Kadınlar silahlı mücadele de yürüttü’
Yeni yüzyılda ve modern dönemde kadınlar gerek siyaset gerekse yazın yoluyla kadınların meselelerini ele aldığını kaydeden Rêzan Nureddîn, “Güney’de Margaret Xanim ilk kadın peşmerge oluyor. Rojhilat Kürdistan’daki kadınlar 1980’lerde silahlı mücadelede yer aldı ve askeri komutanlık yaptı. 21. yüzyılda da Rojava Kürdistan’daki kadınların silahlı mücadelesi oldukça geniş ve görünür bir düzeyde. Kadınlar bu şekilde silahlı mücadele yürüttü. Yazın, edebiyat ve aydınlanma alanlarında da kadınların yaşadığı acıları anlatan çok sayıda kişi var. Hayatlarını buna adayan ve kadın alanında çalışmalar yapan kadınlar bulunuyor” diye ekledi.
Güney Kürdistan’da kadın mücadelesinin yalnızca cinsiyet meselesiyle sınırlı olmadığını dile getiren Rêzan Nureddîn, sözlerinin sonunda şöyle konuştu:
“Çünkü güçlü devletlerin egemenliği altında yaşayan bir halkız. Bir yandan ulusal olarak eziliyoruz, bir yandan ataerkil düşüncenin baskısı altındayız. Bir başka baskı biçimi de ekonomik baskıdır. Dolayısıyla Kürt kadını bu birkaç boyutlu baskıya karşı mücadele ediyor. Günümüzde kadınlar aydın ve yazar olarak üretim yapıyor. Gerek edebi eserlerde gerek araştırmalarda, dünyanın tanınmış dergilerinde yayımlanan çalışmalarda, gerek oyuncu gerekse gazeteci olarak kadınların sorunlarının görünür olması için çeşitli biçimlerde çaba gösteriyorlar. Kadınların mağdur olmaktan çıkması için önemli bir çaba var. Kadınlar kendi kişiliğine ve kimliğine sahip olmak, mağdur olmaktan çıkmak ve bu dönemde tarihin üreticisi olmak istiyor.”