Jin, Jiyan, Azadî: Kadından özgür yaşama uzanan bir devrim

‘Jin, Jiyan, Azadî, İran’da yalnızca bir ayaklanma değil, kadınların öncülüğünde toplumun yaşam, özgürlük ve iktidarla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir dönüşüm yarattı. Dört yılın ardından mücadele yeni bir aşamanın eşiğinde.

GELAVEJ EVRİN

Haber Merkezi - İran ve Doğu Kürdistan’da kadınların öncülüğünde başlayan “Jin, Jiyan, Azadî Devrimi”, yalnızca Jîna Emînî’nin katledilmesine verilen bir tepki değildi. Kısa sürede toplumun farklı kesimlerini harekete geçiren bu süreç, yıllardır baskı, korku ve sessizlik gölgesinde saklı kalan sorunları da görünür kıldı. Bu nedenle devrimin anlamı yalnızca protestoların, gözaltıların, idamların ya da eylemlerin süresi ve kapsamıyla ölçülemez. Her ne kadar ayaklanma en yoğun döneminde İran’ın tamamını sarsmış ve çağdaş İran tarihinin en büyük toplumsal hareketlerinden biri olmuşsa da Jin Jiyan Azadî’nin temelinde, İran toplumuna hâkim zihniyetin değiştirilmesi talebi bulunuyor.

Bu slogan, özgürlüğün herhangi bir gücün bir kişiye verebileceği ve istediği zaman geri alabileceği bir şey olmadığını ifade ediyor. Özgürlük, yaşamın içinden, toplumsal ilişkilerden ve insanın kendi yaşamı üzerinde kurduğu güçten doğmalı. Bu açıdan Jin Jiyan Azadî Devrimi yalnızca bir yasaya, karara ya da güçlü bir devlet kurumuna karşı çıkmak değil; yaşamı kategorilere ayırarak denetimi altına alan zihniyete karşı çıkmak anlamına geliyor.

Kadın; cinsel nesneden yaşamın anlamına

Bu kavramsal üçgenin içerisinde kadın yalnızca toplumsal bir kategori değil. Kadın burada, yıllarca toplumun dışına itilen tarihsel bir merkeze dönüşüyor. Otoriter toplumlarda çoğunlukla denetlenmesi gereken bir beden, hakkında kararların dışarıdan verilmesi gereken bir kişi ve mevcut düzenin sürdürülmesinin aracı olarak görülen kadın, bu süreçte dönüşümün temelini oluşturuyor.

Bu nedenle Jin Jiyan Azadî’de kadın toplumun yalnızca bir parçası değil; sorunun merkezinden çözümün merkezine taşınıyor. Bir kadın, 'Bedenim, yaşamım ve kararlarım hakkında söz sahibi benim' dediğinde, yaşamı dışarıdan yönetmek isteyen sisteme karşı yeni bir varoluş anlayışı ortaya koyuyor. Varoluş artık yalnızca biyolojik bir varlık olarak ele alınmıyor. Varoluş ve toplumsal kimlikler, toplumdaki her birey için yaşamın anlamını oluşturuyor.

Jin Jiyan Azadî Devrimi’nin en önemli kazanımlarından biri, kadınların yalnızca yasaklara karşı durması değil, şimdiye kadar kimsenin sormaya cesaret edemediği soruları önce kendilerine ve ardından başkalarına yöneltmeleri oldu. Bu sorunun ardından toplum da harekete geçti: 'Benim hayatım hakkında kim ve neden karar veriyor?'

Kadın bedeni üzerindeki denetim

Bu soru, günümüz liberalizminin dayattığı bireyci yaklaşımları aşarak güçlü bir toplumsal konuma dönüştü. Çünkü kadının bedeni üzerinde denetim varsa ailede, hukukta, eğitimde, çalışma yaşamında, siyasette ve kültürde de denetim vardır. Bu nedenle kadın özgürlüğü toplum özgürlüğünden ayrı düşünülemez.

Kadınların kapitalist sistemin yalnızlık kafesindeki yaşamı, özgürlüğün hakikatine doğru aydınlık bir yol açıyor. İran İslam Cumhuriyeti gibi bir sistemin gölgesinde böyle bir başlangıç, Jin Jiyan Azadî’nin ilk kıvılcımıdır. Birçok toplumda 'yaşam' zaman zaman yalnızca varlığın sürdürülmesi olarak algılanıyor: Hayatta kalmak, çalışmak, kurallara göre yaşamak ve mevcut düzeni kabul etmek. Jin Jiyan Azadî ise yaşam kavramını bu çerçevenin dışına çıkardı.

Yaşam yalnızca nefes almak değildir; insanın kendi kimliği, seçimi, onuru ve gücüyle yaşayabilmesidir. Özgürlükten yoksun yaşam, mekanik bir varoluş sürekliliğine dönüşebilir; yaşamdan kopuk özgürlük ise içi boş bir kavram haline gelebilir. Bu üç kavram birbirinden ayrı değildir. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî, özünde birbirinden bağımsız üç kelime değil; aynı yaşam kavramının üç boyutudur.

İranlı kadınlar başörtülerini çıkardı

Bu anlamda devrim şu soruları gündeme getiriyor: Toplumun yarısı kendi yaşamı hakkında karar veremiyorsa o toplum özgür olabilir mi? Kadınlar olmadan toplumun özgürlüğü tanımlanabilir mi? İnsanların onuru olmadan yaşam korunabilir mi? Kuşkusuz bu sorular, devrimi siyasi bir eylem olmaktan çıkarıp felsefi bir alana taşıyor.

Bu devrimde özgürlüğün en derin anlamı yalnızca bir yasağın kaldırılması değil. Konunun yalnızca siyah başörtüsü olmadığı ve özgürlüğün de yalnızca bunun üzerinden tanımlanamayacağı görüldü. İranlı kadınlar başörtülerini çıkardı ve sözlerini eyleme dönüştürdü. Ancak bu, zorlu bir yolun henüz başlangıcıydı.

Özgürlük yalnızca iktidara karşı 'hayır' demek de değildir. Özgürlük, daha derin bir düzeyde insanın kendi yaşamını bilinç, sorumluluk ve kendi kararıyla kurabilme kapasitesidir. Bu açıdan özgürlük hem meşru ve doğal bir talep hem de tarihsel bir sorumluluktur.

İnsan özgür olmak istediğinde, özgür olmamayı yaratan koşulları tanıyabilmeli, bunlara karşı durabilmeli ve ortak yaşamın koşullarını değiştirebilmelidir. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî, birçok özgürlüğün kapısını açan özgürleşme anıdır.

Bir toplum korku, ayrımcılık, şiddet ve hak yoksunluğu ile yönetiliyorsa hiç kimse gerçekten özgür olamaz. Gerçek özgürlük, insanlar arasındaki ilişkilerde de görünür olmalıdır. Ortak yaşamın ölçütü de özgürlüğe ilişkin anlayışımız tarafından belirlenir.

Jin Jiyan Azadî İran’da neyi değiştirdi?

Bu devrimin en önemli kazanımlarından biri siyasi dilin dönüşmesidir. Jin Jiyan Azadî sürecinden önce kadın meselesi çoğunlukla 'kadın hakları' çerçevesinde ifade ediliyordu. Ancak Jin Jiyan Azadî, kadın meselesini gölgelerden çıkararak toplumun merkezine taşıdı. İranlı kadınlar özgürlük talebinin yalnızca kadınlara ait bir talep olmadığını geniş biçimde gösterdi. Bir kadın sokakta haykırdığında yalnızca kendi hakkı için yola çıkmıyor ve kendisini ölüme siper etmiyor; aynı zamanda iktidarın yaşamla kurduğu ilişkiyi tarihsel bir sorgulamaya açıyor. İran sokaklarında binlerce yıllık otoriter zihniyet yargılandı, yenildi ve öldü.

Bu süreçte birçok kadın, toplum ve iktidar tarafından kendisine biçilen rolden çıktı. Kadınlar yalnızca ayaklanmaların katılımcıları değil; düşünce üreticileri, toplumsal öncüler, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, öğrenciler ve kendi varlıklarıyla yeni bir kadın anlayışı ortaya koyan özneler haline geldi.

Bu durum kadınların kendi içlerinde özgürlük kavramını da değiştirdi. Özgürlük artık yalnızca iktidardan talep edilen bir hak olarak görülmüyor; öz-yaratım, öz-örgütlenme ve özyönetim gücüne dönüşüyor.

Kürt kadınları ve öncülükleri

Bu devrimde Kürt kadınlarının konumu büyük önem taşıyor. 'Jin' kelimesinin Doğu Kürdistan’dan ve Jîna Emînî’nin sesiyle İran’ın her yerine ulaşması, kadın meselesinin, ulusal meselenin, insan haklarının ve özgürlük meselesinin İran toplumunun temel gündemleri haline gelmesine yol açtı.

Ancak Kürt kadınının öncülüğü yalnızca ayaklanmanın Kürdistan’dan başlamasıyla ölçülmemeli. Kürt toplumunun tarihinde kadınlar mücadelenin birçok aşamasında aktif rol üstlendi. Bu süreçte de Kürt kadını hem kadınlara yönelik baskıya hem de Kürt toplumunu hedef alan siyasi koşullara karşı direnebileceğini gösterdi.

Kadınlar binlerce yıldır ellerinden alınan kimliklerini talep etti. Kürt kadını bu devrimde yalnızca baskı ve zulmün mağduru değil; tarihin faili ve öznesidir. Bu büyük bir dönüşümdür. Kadın, 'her zaman korunmaya muhtaç ve korunması gereken kişi' konumundan çıkarak kendisini ve toplumunu koruyan bir özneye dönüştüğünde, kadını toplumun kenarında tutan zihniyetler de doğal olarak değişmeye başlar.

Bir devrim toplum kavramını değiştirebiliyorsa iktidar da bu dönüşümü durdurmaya çalışır. Son dört yılda İran’daki iktidarın bu sürece verdiği yanıt farklı biçimlerde ortaya çıktı: Gözaltılar, katliamlar, idamlar, yasal baskılar, aileler üzerindeki baskılar ve farklı sesleri susturma girişimleri.

Bu çerçevede idam yalnızca bir kişinin cezalandırılması değildir. Bir insan özgürlük talebi nedeniyle idam edildiğinde hedef daha farklıdır. Amaç korkuyu siyasi bir araca dönüştürmektir. Diğer insanlara 'Bu yolu sürdürürseniz sizi de bu son bekliyor' mesajı vermektir.

Ancak burada bir paradoks bulunuyor. Devrimi korkuyla durdurmak isteyen baskı, zaman zaman yaşamını yitirenlerin anısının, adalet arayışının ve özgürlük talebinin toplum içerisinde daha fazla kökleşmesine ve kalıcı hale gelmesine neden olabiliyor.

Jîna’nın kalbi bugün tüm İranlı kadınların göğsünde atıyor

Jîna’nın kalbi bugün tüm İranlı kadınların göğsünde atıyor. Bu da devrimin hâlâ sürdüğünü söylememize neden oluyor. Bu nedenle sürecin önemli koşullarından biri yalnızca velayet-i fakih sistemine karşı direnmek değil; toplumun korkuyu insanları birbirinden ayıran ve güçsüzleştiren bir mekanizmadan, insanların ruhlarında birlik yaratan bir güce dönüştürebilmesidir.

Dört yılın ardından Jin Jiyan Azadî’nin kazanımları yalnızca yasal ya da siyasi sonuçlar üzerinden değerlendirilmemeli. Bazı devrimler aynı yıl değiştirilen yasalar üzerinden ölçülür. Bazı devrimler ise toplumun duygusunu, dilini, zihniyetini ve hayal gücünü dönüştürür. Jin Jiyan Azadî bu düzeyde önemli bir kazanımdır.

Bugün birçok kadın, daha önce 'normal' kabul edilen şeyleri yeniden sorguluyor. Kadın ile aile, kadın ile kendi bedeni, kadın ile emek, kadın ile siyaset, kadın ile hukuk ve kadın ile toplum arasındaki ilişkileri yeniden tanımlıyor ve bunlara çözüm arıyor.

Öte yandan bir devrim protesto alanından çıkarak yeni mekanizmalar yaratma aşamasına geçemezse, zaman içerisinde gücünün dağılması ve parçalanması riski ortaya çıkabilir. Toplumun talepleri tutarlı ve kalıcı bir örgütlenmeye, eğitime, işbirliğine ve toplumsal kurumlara dönüşemezse devrim sembolik düzeyde kalabilir.

Bu nedenle Jin Jiyan Azadî bugün sloganın yalnızca tekrarlanmasının yeterli olmadığı bir aşamaya ulaştı. Slogan başlangıcın koşuludur; ancak hedef özgür bir yaşam kurmak olmalıdır. Bu açıdan Jin Jiyan Azadî’nin pratik alanı örgütlü toplumdur. Örgütlü toplum yalnızca çok sayıda insanın bir yerde bir araya gelmesi değildir. Örgütlülük daha derin bir düzeyde toplumun kendi sorunlarını tanıması, bunlar üzerine birlikte düşünmesi, kendi çözümlerini üretmesi ve yaşamın sorumluluğunu üstlenebilme kapasitesidir.

'Ne inşa ediyoruz?' sorusuna geçilmelidir

Özgürlük gündelik yaşam içerisinde inşa edilmeli ve kökleştirilmelidir. Ailede, eğitimde, çalışma ve ekonomide, kültür ve sanatta, siyasette ve insanlar arasındaki ilişkilerde.

Bu nedenle Jin Jiyan Azadî’nin yeni aşaması 'Neye karşıyız?' sorusundan 'Ne inşa ediyoruz?' sorusuna geçmelidir. Bu dönüşüm yeni bir soru ve tanımlama olduğu kadar yaşam stratejisinin de dönüşümüdür.

Yalnızca bir şeye karşı çıkan her devrim, sonunda kendi karşıtlığının içerisinde kuşatılabilir. Ancak alternatif yaratabilen bir devrim kalıcı bir sürece dönüşebilir. Bu nedenle Jin Jiyan Azadî yalnızca 'Mevcut sistemi istemiyoruz' dememeli; aynı zamanda 'Nasıl bir yaşam kurmak istiyoruz?' sorusuna da yanıt vermelidir.

Bu anlamda Jin Jiyan Azadî bir ayaklanmadan toplumsal bir projeye dönüşebilir. Kadın yalnızca kendi hakkını talep etmiyor; yaşam koşullarını yeniden tanımlıyor. Yaşam yalnızca varlığın sürdürülmesi değil; varoluş biçiminin seçilmesidir. Özgürlük de yalnızca denetimden kurtulmak değil; insanın kendisini içerisinde görebileceği bir yaşamı kurma gücüdür.

Jin Jiyan Azadî’nin yeni aşaması nasıl olmalıdır?

Ayaklanmanın başlamasının üzerinden dört yıl geçerken belki de en büyük mesele, sokaklarda yaratılan gücün gündelik yaşam içerisinde kalıcı bir güce nasıl dönüştürüleceğidir. Bu sorunun yanıtı yalnızca sloganın sürdürülmesinde değildir. Yanıt; insanların, ilişkilerinin, örgütlerinin, bilgilerinin ve karar alma kapasitelerinin inşa edilmesindedir.

Bu nedenle Jin Jiyan Azadî’nin yeni aşaması örgütlenme, bilinç, yaratım ve inşa aşaması olmalıdır. Çünkü devrim yalnızca toplumun iktidara karşı ayağa kalktığı gün değildir; toplumun kendi yaşam biçimini yavaş yavaş yeniden yaratabildiği andır.

Jin Jiyan Azadî slogandan tarihe geçmek istiyorsa, sokaklarda duyulan bir sesten, kadınların ve İran toplumunun tamamının emeği ve mücadelesiyle inşa edilen bir güce dönüşmelidir.

Son olarak bu kavramsal üçgenin en derin anlamı şudur: Özgürlük olmadan kadın ve yaşamdan söz edemeyiz; özgürlük olmadan yaşam yalnızca varlığın devamıdır; örgütlü bir toplum olmadan özgürlük ise dayanaksız bir talep olarak kalabilir.

Ancak kadın, yaşam ve özgürlük, özörgütlü bir toplum içerisinde birleştiğinde devrim protestonun sınırlarından çıkar ve yeni bir yaşam biçiminin inşasına dönüşür.

Kadınların topraklarının şafağında, Jin Jiyan Azadî’nin şafağında yeni bir yaşam inşa ediyoruz.