'Pantolondan' haklar anayasasına: Tunuslu kadınların bitmeyen mücadelesi

Tunus'ta kadınların hak mücadelesi, pantolon giyme hakkı talebiyle başlayan sembolik direnişten, anayasal ve yasal güvencelerin korunmasına uzanan uzun bir süreci kapsıyor. Bu mücadele dün olduğu gibi bugün de devam ediyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus - Tunuslu yazar Refika el-Bahuri bir keresinde bana, Tunus'taki kadın mücadelesinin sembollerinden biri sayılabilecek bir olayı anlatmıştı. Bağımsızlıktan ve Kişisel Statü Kanunu'nun kabulünden önce, Tunus'un sahil kenti Susa'da bir otobüs yanmaya başladı. Otobüste bulunan erkekler ve bir kadın, camdan çıkmaya çalıştı. Erkeklerin tamamı kurtulurken, kadın elbisesi nedeniyle camdan çıkamadı ve hayatını kaybetti.

Bu olayın ardından kadınlar, "Bir kadın pantolon giyemediği için nasıl ölebilir?" sloganıyla yürüyüş düzenledi. Böylece kadınların pantolon giyme hakkı için mücadele başladı. Bu olay, hiçbir hakkın kendiliğinden ya da altın tepside sunulmadığını; her kazanımın o dönem gizli, bugün ise açık biçimde sürdürülen örgütlü mücadelenin ürünü olduğunu gösteriyordu.

Tunuslu kadınların pantolon giyme hakkı için verdikleri mücadeleden bugün yasaların çıkarıldığı parlamento ve mahkeme koridorlarına uzanan yol, hiçbir zaman güllerle döşeli olmadı. Bu yol, kırılmayı kabul etmeyen kadın iradesiyle açıldı.

Bugün Tunus'a bakıldığında kadınların elde ettiği hakların kimsenin lütfu olmadığı açıkça görülüyor. Bu haklar, kadının bedeninin onu yanan bir otobüsten kaçmasını engelleyen bir "pranga" olmasına itirazla başlayan ve bugün kadınları ülkenin siyasi ve hukuki denkleminde vazgeçilmez bir aktöre dönüştüren uzun soluklu mücadelenin sonucudur.

Başlangıçta mücadele "hareket etme hakkı" için verilirken, Tunuslu kadınlar zamanla yasama alanında da söz sahibi olmayı başardı. Bağımsızlık öncesinde sokaklarda yükselen bireysel çığlıklar, zamanla güçlü bir toplumsal baskıya dönüştü ve Tunus'u bölgenin en dikkat çekici kadın hakları deneyimlerinden biri haline getiren yasaların çıkarılmasını sağladı.

Kadına yönelik şiddetle mücadeleyi düzenleyen 2017 tarihli 58 sayılı yasa, tarım ve ev işlerinde çalışan kadınların haklarının yasal koruma altına alınması ve daha önce kabul edilen onlarca düzenleme, Tunuslu kadınların taş taş üstüne koyarak inşa ettiği kazanımlar oldu. Arap coğrafyasında savaşlar ve katı toplumsal baskılar altında yaşayan birçok kadın için hâlâ ulaşılamayan bu haklar, Tunuslu kadınların yıllar süren mücadelesinin ürünü olarak ortaya çıktı.

Şimdi kazanımları koruma mücadelesi

Bugün ise mücadele yeni bir boyut kazandı. Artık verilen savaş, ekonomik ve sosyal krizlerin gölgesinde elde edilen hakları koruma ve geliştirme mücadelesi.

Tunuslu kadınlar, haklarının zaman içinde gerileyebileceğinin farkında. Son on yılda siyasal İslam hareketlerinin kadınların kazanımlarını geri almaya yönelik girişimleri ve kadınların rolünü din söylemi üzerinden sınırlandırma çabaları bunun en somut örneklerinden biri oldu.

Bu kritik dönemde Tunuslu kadınlar sessiz kalmadı. Sokaklara çıkarak ülkenin geriye götürülmesine yönelik her girişime karşı durdular ve Tunus'un modernleşme projesini savundular.

Bugün Tunuslu kadınlar yalnızca ayrımcılığa karşı mücadele etmiyor; aynı zamanda ekonomik krizlerin ve toplumsal sorunların gölgesinde elde ettikleri hakları korumaya çalışıyor. Onlar için en küçük bir kazanımın kaybedilmesi bile tüm hak mücadelesinin zayıflaması anlamına geliyor.

Bu nedenle bugünkü mücadele sürekli bir uyanıklık gerektiriyor. Tunuslu kadınlar yalnızca yasaları değil, tam haklara sahip yurttaşlar olarak kimliklerini de savunuyor; hangi koşulda olursa olsun kazanımlarından vazgeçmeyi reddediyor.

Pantolon mücadelesiyle başlayıp bugün kapsamlı yasal düzenlemelere ulaşan Tunuslu kadınların tarihi, hakların verilmediğini, mücadeleyle kazanıldığını gösteriyor. Mücadeleci kadınların emekleri ve fedakârlıklarıyla yazılan bu tarih, bugün de Tunuslu kadınlara yol göstermeye devam ediyor. Onlar, yaşanan tüm krizlere rağmen direnmeye, gelişmeye ve mücadeleden vazgeçmemeye kararlı.