Rubar Majid: ‘Umut hakkı’ barış süreciyle doğrudan bağlantılı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bağlamında tartışılan “umut hakkı”nın Kürt sorununun çözümü ve barış süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyen Rubar Majid, “Bu sürecin ilerleyebilmesi için güçlü bir ses oluşturulması gerekiyor” dedi.
HELEN AHMED
Silêmanî- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında süren siyasi ve hukuki tartışmaların merkezinde, birçok Kürt tarafından çözüm arayışının bir parçası olarak görülen “umut hakkı” talebi yer alıyor. Bu hakkın tartışılması, yalnızca siyasi bir tutuklunun durumu ile sınırlı görülmeyip Kürt sorununun geleceği ve uzun yıllardır süren çatışmanın barışçıl çözüm arayışıyla doğrudan bağlantılı değerlendiriliyor. Yıllar boyunca Abdullah Öcalan’ın adı barış süreçleri ve siyasi diyalog girişimleriyle sık sık gündeme geldi. Siyasi gözlemciler, “umut hakkı”nın sadece hukuki bir konu olmadığını, aynı zamanda Ortadoğu’da diyalog ve siyasi çözüm ihtimalinin tamamen kapanmadığının da bir göstergesi olduğunu belirtiyor. Bu nedenle Abdullah Öcalan’ın durumundaki olası değişiklikler, demokratik ve adil bir çözüm için önemli bir umut olarak görülüyor.
‘Evrensel bir hukuk ilkesi’
Silêmanî Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Rubar Majid, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, uluslararası hukukta “umut hakkı” kavramının önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Rubar Majid, bu ilkeye göre her siyasi tutuklunun 20 yıl hapis yattıktan sonra dosyasının yeniden değerlendirilmesiyle serbest bırakılma imkanına sahip olması gerektiğini ifade etti. Umut hakkının evrensel bir hukuk ilkesi olduğunu kaydeden Rubar Majid, Avrupa hukuk sisteminde ölüm cezasının insan haklarına aykırı kabul edildiğini, bu nedenle uzun süreli hapis cezalarında belirli bir sürenin ardından yeniden değerlendirme mekanizmalarının uygulandığını vurguladı.
‘Hak Öcalan’ı da kapsayabilecek bir çerçeve sunuyor’
“Umut hakkı” tartışmasının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan açısından Ortadoğu’da önemli bir siyasi ve hukuki anlam taşıdığını dile getiren Rubar Majid, sözlerine şöyle devam etti:
“Bilindiği üzere Abdullah Öcalan 1999 yılında Kenya üzerinden Türkiye’ye getirildi ve bu süreç herhangi bir mahkeme kararı ya da resmi bir talep olmadan gerçekleşti. 2003 yılında hakkında idam cezası verildi, daha sonra Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci kapsamında idam cezası kaldırılarak bu karar müebbet hapse çevrildi. Ardından yapılan yasal düzenlemelerle bazı ağır suçlarda müebbet hapis uygulaması kalıcı hale getirildi ve bu çerçevede ‘umut hakkı’ tartışmaları gündeme geldi. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında ‘umut hakkı’ tartışması Öcalan’ı da kapsayabilecek bir çerçeve sunuyor. Ancak Türkiye’nin mevcut uygulamalarının Avrupa Konseyi standartlarıyla uyumlu olmadığı yönünde eleştiriler bulunuyor. Türkiye’nin, üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin yükümlülüklerine uyması gerektiği ifade ediliyor.”
‘Umut hakkı barış meselesiyle bağlantılı’
Umut hakkının varlığının doğrudan barış meselesiyle bağlantılı olduğunu söyleyen Rubar Majid, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından uzun yıllardır barış ve birlikte yaşam konusunda önemli girişimler yapılmıştır. Ancak Türkiye, barış ve birlikte yaşam ile Öcalan’ın özgürlüğü gündeme gelmeden umut hakkını kabul etmeye yanaşmamaktadır. Öcalan barış ve birlikte yaşam konusunda önemli bir inisiyatif geliştirmiştir. PKK tarafından da barış sürecine yönelik çabalar yürütülmektedir. Buna rağmen Türkiye, çeşitli gerekçelerle bölgede barış sürecine yönelik adım atmamakta ve Kürtlerin umut hakkı elde etmesini engellemeye çalışmaktadır. Bu engellemeler tarihsel bir nitelik taşımaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği’nin ve Avrupa Konseyi’nin gerekli tutum ve adımları atmaması, Türkiye’nin uluslararası insan hakları hukukunu ihlal etmesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin uygulamalarına karşı yeterli denetim mekanizması işletilmediği eleştirisi yapılmaktadır. Bugün Öcalan hakkında verilen kararlar, insan haklarından ziyade siyasi bir çerçevede uygulanmaktadır. Oysa insan hakları hukukuna göre evrensel olarak hem objektif hem de sübjektif bir yapıya sahiptir; yani tüm bireyler eşit şekilde bu haklara sahiptir ve hiçbir ayrım yapılamaz” ifadelerinde bulundu.
‘Kadınların daha çok katkı sağlaması gerekiyor’
Umut hakkının uygulanmasına yönelik yürütülen kampanyalar kapsamında 800’den fazla avukatın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için imza verdiğini hatırlatan Rubar Majid, “Bu girişim, barış ve birlikte yaşam sürecine katkı sağlayan bir adım olarak değerlendirilmektedir. Öcalan, kadın hakları açısından da önemli bir figür olarak görülmektedir. Benimsediği birlikte yaşam felsefesi doğrultusunda kadınlara merkezi bir rol atfedilmiştir. Bu nedenle kadınlar da barış süreci ve umut hakkının hayata geçirilmesi konusunda aktif bir konumda yer almaktadır. Kadınların, Kürdistan’ın tüm parçalarında birlik ve ortak mücadele temelinde örgütlenerek umut hakkının uygulanmasına katkı sunmaları gerekmektedir. Günümüzde kadınlar önemli kazanımlar elde etmiştir. Jineolojî ve kadınların örgütlü yapısı, hem barış sürecinin hem de umut hakkının hayata geçirilmesinde etkili olabilir. Bu sürecin ilerleyebilmesi için güçlü bir lobi ve uluslararası düzeyde etkili bir ses oluşturulması gerekmektedir. Böylece Türkiye’nin umut hakkı ve barış sürecini kabul etmesi yönünde baskı oluşabilir” dedi.