Rûken Ehmed: 10 Mart Anlaşması Türk devletinin müdahalesi nedeniyle gerçekleşmedi

Kongra Star Demokratik Siyaset İlişkileri ve İttifaklar Komitesi üyesi Rûken Ehmed, Suriye'deki son siyasi durum hakkında değerlendirmelerde bulunarak, “10 Mart Anlaşması Türk devletinin müdahalesi nedeniyle gerçekleşmedi” dedi.

ZEYNEB ÎSA

Qamişlo -  Baas rejiminin çöküşünün ardından cihatçı Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) gruplarının sahaya girmesiyle birlikte Suriye’deki tablo giderek daha karmaşık bir hal aldı. Reform vaatleri sıkça dile getirilse de, artan ihlaller ve sahadaki güç dengelerinin değişmesi nedeniyle bu vaatlerin hiçbiri hayata geçirilmedi. Geçici yönetimin kurulmasının ardından nefret söylemi artarken, siyasi çözüm arayışlarının yerini baskı, otoriter uygulamalar, saldırılar ve katliamlar aldı.

Kongra Star Demokratik Siyaset İlişkiler ve İttifaklar Komitesi üyesi Rûken Ehmed, Suriye’deki son siyasi gelişmeleri ajansımıza değerlendirdi.

Rûken Ehmed, Suriye’deki geçici yönetimin siyasi çözümler yerine baskı ve dayatma yoluyla otoriter bir yönetim anlayışını sürdürdüğünü belirterek, “Bilindiği üzere 6 Ocak’tan bu yana bir savaş süreci yürütülüyor. Bu savaş, siyasi çözümsüzlüğün bir sonucudur. Geçici yönetim bir yılı aşkın süredir Suriye’de yönetimde olmasına rağmen, bu süre içinde topluluklara ve kadınlara yönelik nefret söylemlerinin ne kadar arttığını gördük. Bu durum, insani ve ahlaki ölçütlerden yoksun, çete zihniyetiyle hareket eden Suriye ordusu içinde yürütülen bir iç savaşın zeminini oluşturdu. Bu grupların geçmişini hepimiz iyi biliyoruz. Bugün sürdürülen iç savaş, Alevi topluluğu başta olmak üzere Dürzi topluluklara yönelik yürütülmekte olup, bu durum topluluklara karşı açık bir ihanettir. Dini Vakıflar Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamalarda camilerden Suriye halklarına karşı cihat ilan edilmesi ise başlı başına bir suçtur. Çünkü bu tür çağrılar, halklar arasında savaşın temelini döşemektedir” sözlerine dikkat çekti.

‘Kürtler kendilerini savundu’

Halep’in Kürt mahallelerinde yaşanan çatışmalara ve halkın burada sergilediği direnişe dikkat çeken Rûken Ehmed, “Halep’te yaşananlar, neden bunun Kürt halkına yönelik bir imha savaşı olduğunu açıkça ortaya koydu. Çünkü Kürtlerin yaşadığı her iki mahalle de, Türk devleti ve HTŞ çetelerine karşı kendilerini savundu ve kendi özerk sistemlerini inşa etti. Burada yürütülen savaş bir imha savaşıydı. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de katledilenlerin hiçbiri savaşçı değildi, tamamı sivildi. Buna rağmen çeteler, sivillere yönelik vahşi saldırılar gerçekleştirdi. Bu süreçte Tom Barrack’ın oynadığı rol ise çözüm üretici değil, aksine olumsuz bir rol olmuştur” dedi.

Rûken Ehmed, Türk devletinin müdahaleleri nedeniyle 10 Mart’ta ilan edilen ve önemli siyasi çözüm başlıkları içeren anlaşmanın hayata geçirilmediğini ifade ederek şunları söyledi:

“10 Mart Anlaşması’nda siyasi çözüme dair ciddi başlıklar yer alıyordu. Özerk Yönetim’in ve diyalog komitelerinin bu doğrultudaki tüm çabalarına, Özerk Yönetim adına gönderilen heyetlere rağmen süreç sonuçsuz bırakıldı. Geçici yönetim tarafından, gerçek anlamda siyasi çözüme hizmet edecek hiçbir somut adım atılmadı. Eğitim, ekonomi, yerinden yönetim sistemleri ve Kürt halkının anayasal hakları gibi birçok temel dosya gündemdeydi. Ancak bugün geçici yönetim, Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) çözüme yanaşmadığını iddia ediyor. Oysa 10 Mart’ta ilan edilen anlaşmanın bazı maddeleri daha sonra devre dışı bırakıldı ve 13 Mart’ta açıklanan geçici Suriye Anayasası, fiilen 10 Mart Anlaşması’nın reddi anlamına geldi. Askeri çözümler Suriye için bir çıkış yolu değildir, aksine ülkeyi daha derin bir kaosa sürüklemektedir.”

‘Saldırlar halklar arasında bir ittifakın kurulmasını da engelliyor’

Suriye geçici yönetiminin aldığı kararların Türkiye’nin müdahalelerine bağlı olması halinde bunun barış sürecini ve demokratik toplum inşasını doğrudan etkileyeceğini söyleyen Rûken Ehmed, “Bugün Şam’da alınan kararlar açık biçimde Türkiye’nin müdahalelerine bağlıdır. Bu şekilde ilerleyen bir siyasi çizgi, barış sürecine ve demokratik toplumun inşasına ciddi zarar verir. Çünkü bugün yürütülen savaşta Türkiye’ye ait Bayraktar tipi insansız hava araçları Kobanê çevresini bombalarken, Türkiye destekli silahlı gruplar da HTŞ ile birlikte Kobanê’de QSD’ye karşı saldırılar düzenliyor. Bu durum, Türkiye içinde olası bir çözüme giden yolları kapattığı gibi, Kürt, Arap ve Türk halkları arasında bir ittifakın kurulmasını da engelliyor. Aynı zamanda İsrail ve ABD’nin bölgedeki çıkarlarına alan açıyor. Biz bölgede 15 yıldır halkların ortak ve birlikte yaşamını inşa etmeye çalıştık. Ancak otoriter müdahalelerle bu sistem yıkılmak isteniyor. Buna rağmen kararlıyız, kazanımlarımızı koruyacağız” diye kaydetti.

‘Bu mücadele Kürt halkının zaferiyle sonuçlanacaktır’

Rûken Ehmed, halkın direnişine dikkat çekerek değerlendirmelerini şu sözlerle tamamladı:

“Halk artık bir varlık-yokluk sürecinde olduğunun farkında. Bugün, onur günüdür. Geçici yönetim, şehitlerin kanı ve halkın emeğiyle inşa edilen devrim kazanımlarını tasfiye etmek istiyor. Ancak bu kadar bedel ödemiş, bu kadar şehit ve yaralı vermiş bir halk açıkça şunu söylüyor: Bugün onur ve direniş günüdür ve bu kazanımları yıkamayacaklar. Bu kazanımları artık yalnızca Kuzey ve Doğu Suriye halkı değil, Bakur, Başûr ve Avrupa’daki Kürtler de savunuyor. Bakur ve Başûr’dan çok sayıda insan buraya gelerek onur mücadelesine katılmak istiyor. Halk artık başını eğmeyeceğini söylüyor. Bu mücadele Kürt halkının zaferiyle sonuçlanacaktır.”