Rojavayı destekleyen Kürtçe sloganların kısa bir incelemesi
Ortadoğu’nun siyasetinde genellikle yok etme ve ölüm odaklı bir dil öne çıkarken, Kürtçe sloganlar farklı bir yol izliyor. Yaşam merkezli ve kimlik oluşturan bu dil, özellikle Rojava’da Kürt hareketinin siyasi mantığını ve etik yaklaşımını yansıtıyor.
ŞEYLA QASEMKHANİ
Haber Merkezi- Ortadoğu’daki protestolar ve sokak siyaseti tarihinde, ölümü çağrıştıran kimi sloganlar çoğunlukla öfke, tehdit ve hakaret içeriyor. Bu ifadeler yalnızca öfkenin dışa vurulmasıyla sınırlı kalmıyor, siyasetin düşman yaratma ve karşı tarafı yok etme anlayışı üzerinden anlaşılmasına da zemin hazırlıyor. Bu tür sloganlar şiddet ve saldırganlığı artırıyor, protestoların amacından sapmasına ve kişisel hesaplaşmalara ya da güç gösterilerine dönüşmesine yol açıyor. Ayrıca diyalog imkanını kısıtlıyor ve karşı tarafı dinleme olanağını ortadan kaldırıyor. İran’daki protestolar ve ülke dışında yaşanan kanlı olaylar, bu yaklaşımın sonuçlarını gözler önüne seriyor.
Kürt sloganları
Bu arada İran, Türkiye, Suriye ve özellikle Rojava’daki Kürt sloganları farklı bir yol izliyor. Kriz ve savaş anlarında bile bu sloganlar ölüm odaklı değil, kimlik oluşturucu, yaşam odaklı ve olumlu bir dil taşıyor. Bu yaklaşım ne tesadüfi ne de sadece taktiksel bir tercih. Tarihsel bir geleneğe, kolektif yaşanmış deneyime ve siyaseti “yok etmek” yerine “var olmak” üzerinden tanımlayan bir siyasi etik anlayışına dayanıyor. Kürtler arasında olumsuz ve ölüm odaklı sloganların yokluğu ya da sınırlı olması, bir nezaket tercihi olmaktan çok tarihsel deneyimin bir sonucudur. Enfal, soykırım, kimyasal saldırılar, sistematik baskı ve fiziksel yok etmeyle yüzleşmiş bir toplum için ölüm, bir slogan ya da mecaz değil, doğrudan yaşanmış bir gerçekliktir. Bu nedenle ölüm dili yeniden üretilmez. Bu perspektiften bakıldığında, Kürtlerin tarihsel talebi yokluk ve sessizlikten uzak durur. On yıllar boyunca süren mücadele, “yok etmek” değil, var olmak, yaşamak ve varoluşu sürdürmek üzerine kuruludur.
Kürt protesto geleneğinde eylem, yalnızca statükoyu reddetmekle sınırlı değil, aynı zamanda alternatif bir gelecek hayal etmek ve inşa etme çabası olarak görülüyor. Ölüm odaklı sloganların eksikliği, ahlaki sınırların yokluğu anlamına gelmiyor. Kürt slogan geleneğinde öne çıkan örneklerden biri “İhanete ölüm” ifadesidir. Burada “ölüm”, bireye değil, kolektif bağı zedeleyen eyleme yöneliktir. Bu yaklaşım, Kürt siyasetinin öfkeyi ifade ederken bile insanı hedef almak yerine eylemi değerlendirdiğini ve ahlaki yargıyı varoluşa değil, eyleme odakladığını gösteriyor. Son dönemde atılan “Terörist Erdoğan” ve “Terörist Colani” sloganları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu ifadeler lanet değil, siyasi bir tanımlamadır. Protesto dili, ölüm dileğinden ziyade, şiddetin sorumluluğunu doğrudan faile yükler. Kürt geleneğinde en radikal sloganlar bile, bireyleri yok etmeye değil, şiddet yapılarının ifşa edilmesini vurgular.
Duygusal tepkiden anlam düzeyin
Buna karşılık, “Jin, Jiyan, Azadî” gibi sloganlar, özgürlük, onur ve birlikte yaşama üzerindeki sürekli vurgu sayesinde siyaseti duygusal tepkiden anlam düzeyine taşır. Bu nedenle Kürt dilinde direniş çoğu zaman başkasının yok edilmesi değil, “yaşamın savunulması” kavramı çerçevesinde tanımlanır. Özellikle son on yılda Kürt sloganları, bölgedeki sosyal hareketlere ilham vermekle kalmamış, aynı zamanda eleştiri ve tartışmalara da konu olmuştur. Bu eleştiriler tek tip olarak değerlendirilemez, bazıları Kürt topluluğunun içinden gelirken, diğerleri hükümetler, rakip siyasi hareketler veya ana akım medya tarafından ortaya atılmıştır.
Eleştirilerin incelenmesi, Kürt sloganlarının, yaygın inanışın aksine, sadece duyguların dili değil, anlam ve siyasetin bir savaş alanı olduğunu göstermektedir. Ancak bu dil geleneği her zaman eleştiriden uzak olmamıştır. En önemli eleştirilerden bazıları Kürt muhaliflerinden değil, Kürt hareketlerinin içinden gelmiştir. Bazı aktivistler ve analistler, Kürt sloganlarının, özellikle “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının küreselleşmesinin, tarihsel ve siyasi bağlamlarından koparılmasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmuşlardır.
Sloganların bağlamından koparılması tehlikesi
Bu görüşe göre, bir slogan kendi özel bağlamından ayrıldığında, etkisini kaybedip yalnızca güzel ama tarafsız bir ifade haline geliyor, tekrarlanabilir olsa da özgürleştirici gücünü yitirmiş oluyor. Bazı Kürt analistler, uluslararası medyanın ve Kürt olmayan siyasi hareketlerin “Jin, Jiyan, Azadî” gibi sloganları küresel ölçekte temsil ederken, kasıtlı veya kasıtsız biçimde Kürt köklerini göz ardı ettiğini belirtiyor. Bu anlatımlarda slogan, baskı, direniş ve Kürt toplumunun yaşadığı özel deneyimlere dair hiçbir bağlam sunmadan genel ve evrensel bir kavrama dönüşüyor. Eleştirmenlere göre, bu durum sembolik bir silmeye işaret ediyor, yani bir mücadelenin ürünü, o mücadelenin öznesi dikkate alınmadan kullanılabiliyor ve bu da kültürel sömürgeciliğin ince bir biçimi olarak değerlendiriliyor.
Daha radikal siyasi hareketler, Kürtlerin olumlu sloganlarını eleştirerek, bu ifadelerin “düşmanı” yeterince tanımlamadığını ve dolayısıyla harekete geçirici güçlerinin sınırlı kaldığını savunuyor. Kürt geleneği ise bu eleştiriye tarihsel bir yanıt sunuyor: siyaset yalnızca öfke veya nefretle değil, anlam ve değerlerle de yürütülebilir. Buna karşın, bölgesel yönetimler Kürt sloganlarını meşru bir siyasi ifade olarak değil, güvenlik tehdidi olarak görmüş ve bazen bastırmıştır. Bu durum, ölüm odaklı olmayan sloganların bile, yaşam ve Özerk Yönetim taleplerini dile getirdiğinde otoriter rejimler için risk oluşturabileceğini ortaya koyuyor.
Sınırları anlam düzeyinde zorlamak
Rojava'daki son gelişmeler, bu dil geleneği için ciddi bir sınav olmuştur. Savaş, kan dökülmesi ve baskıya rağmen, günümüz sloganları da olumlu mantığın hala geçerli olduğunu göstermektedir. “Yek e yek e, gelê Kurd yek e” (Birdir bir, Kürt halkı birdir) sloganı da on yıllarca süren bölücü politikalara doğrudan bir yanıttır. Burada birlik, farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına gelmez, aksine ortak bir tarihi kader anlamına gelir. Bu slogan, sınırları şiddetle değil, anlam düzeyinde zorlamaktadır.
“Rojava, Rojhilat e” (Rojava, Rojhilattir) sloganı da Rojava'yı uzak bir coğrafyadan ortak bir deneyime dönüştürmektedir. Anlamı açık: Kaderler birbirinden ayrı değildir. Rojava'da yaşananlar yerel veya marjinal bir mesele değil, ortak bir hafızanın ve ufkun parçasıdır.
“Kîn em, Kürdin em” (Kimiz, Kürdüz) sloganı da, basit olmasına rağmen, derin bir varoluşsal yük taşıyor. Kürt kimliğinin on yıllarca inkar edildiği, bastırıldığı bir bölgede, “Ben kimim?” sorusu tarafsız bir soru değil, siyasi bir sorudur. Bu bağlamda “Ben bir Kürdüm” cevabı, üstünlük ilanı veya başkalarını inkar etme değil, aksine kendini adlandırma hakkını geri kazanmadır. Kürt kimliğinin defalarca inkar edildiği bir bölgede, bu soruya verilen cevap siyasi bir eylemdir.
Bu sloganların yanı sıra, “ölüm” ifadesinin yokluğu da anlamlıdır. Tehdit ve şiddet anlarında bile, protesto dili ötekini ortadan kaldırmayı değil, bağlantıyı, varoluşu ve birlikte yaşamayı vurgulamayı amaçlar. Bu dilsel seçim, bir tür siyasi olgunluğu yansıtır; ölümü yeniden üretmek yerine, acının kalbinden yaşam talep eden bir siyaset.
Kürt sloganları, eleştiride, övgüde veya gerçek sokak meydanlarında olsun, siyasetin başka bir biçim alabileceğini gösteriyor. Protestonun sadece bir öfke çığlığı değil, kolektif hayata anlam kazandırma çabası olduğu bir biçim. Belki de bu yüzden bu sloganlar, savaş ve tehdit gölgesinde bile, sonu haykırmak yerine, yaşamın var olmaya ve devam etmeye ısrar ediyor.