Rojava’ya saldırılar: Göçler yeni insanlık trajedelerine neden oluyor
Rojava’ya yönelik saldırılar sürerken, Kobanê’deki abluka ölümlere neden oluyor. Göç Derneği’nden Livya Artemis, saldırıların yeni göçlere ve insanlık trajedilerine neden olacağını belirtiyor ve “Derhal saldırılar durmalı, abluka kalkmalı” diyor.
ARJÎN DİLEK ÖNCEL
Amed- İnsanlık tarihinde hep varolan göçler, çeşitli nedenlerle gerçekleşti. Doğa koşulları, savaşlar, kıtlık ya da baskılar gibi nedenler insanların bir yerden başka bir yere “taşınmasına”, göç etmesine neden oldu.
Ancak Kürtlerin yaşadıkları coğrafyalarda nedenler pek de çeşitlilik göstermiyor.
Osmanlı döneminin sonu Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilk yıllarında Sovyet-Rusya’ya göç ettirilen yüzbinlerce Kürt var. Yine tarihte Kürtlere yönelik katliamlarda (Zilan, Ağrı, Koçgiri, Dersim, Maraş…) geriye kalan binlerce Kürt göç etmek zorunda kaldı. 1920’lerden 1980’lere kadar Kürtler siyasi baskılar nedeniyle (bazen iç bölgelere, genel de Avrupa’ya) “mülteciliğe” zorlandı.
1990’lı yıllarda ise özellikle Bakur Kürdistanı’nda köy yakmaları, koruculuğa zorlama, katliamlar ve çatışma nedeniyle köylerini bırakmak zorunda kalan Kürtler, merkeze, farklı kentlere ya da Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldı. 1990’lı yıllarda resmi rakamlara göre 3.500'den fazla köy boşaltıldı. Birleşmiş Milletler verileri ve TBMM’nin yaptığı bazı çalışmalar 1 milyondan fazla insanın (1 ile 3 milyon olduğu tahmin ediliyor) yerinden edildiğini belgeliyor.
Suriye’de özellikle Rojava Kürdistanı’nda 2011 yılında başlayan savaş milyonlarca insanın göç yollarına düşmesine neden oldu. Suriyeliler Bakur Kürdistan ve Türkiye kentleri başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesine göç etmek zorunda kaldı. Rojava’da kadın öncülüğünde gerçekleşen devrimin ardından özellikle Suriyeli Kürtler ülkelerine dönerken, hala birçok Suriyeli kendi topraklarından uzak bir coğrafyada yaşamaya çalışıyor.
2024 yılında Baas rejiminin düşmesi ve yerine cihatçı grup Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) geçmesi Kürtlere, Alevilere ve Dürzilere yönelik yeni saldırıları ve katliamları beraberinde getirdi. Cihatçı HTŞ önce Suriye kıyılarında Alevileri katletti, daha sonra Dürzilerin katliam haberleri gelirken, son olarak Ocak 2026 ile birlikte Kürtlerin yaşadıkları Halep’e bağlı Şex Maksûd ve Eşrefiyê mahallerine yönelik saldırılar gerçekleşti. Saldırılar Rojava Kürdistanı’nda yoğunlaşırken, YPJ, YPG güçleri saldırılara karşı koyuyor.
Öte yandan özellikle Kobenê’de abluka sürüyor. Abluka nedeniyle halk en temel ihtiyaçlardan mahrum durumda. Suriye ve Kuzey-Doğu Suriye’de yaşananlar yeni trajedilere neden olurken, halk yeniden göç yollarına düştü.
Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Livya Artemis Yavuz, Rojava’ya yönelik saldırılar, bölgedeki abluka ve yeni göçler ve sonuçlarını değerlendirdi.
‘Hayatta kalmak için…’
Livya Artemis, insanların “hayatta kalma” içgüdüsü ile göç yollarına düştüğünü söylüyor ve özellikle Suriye’de 2011’de patlak veren savaşa işaret ederek, Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre; 6 milyondan fazla insanın göç etmek zorunda kaldığını belirtiyor.
Livya Artemis, 2011'de ilk çatışmalar başladığı zaman sivillerin canını kurtarmak, hayatta kalmak için göç ettiklerini, Türkiye, İran, Irak ve Ürdün gibi ülkelere gittiklerini daha sonra bu göçlerin Avrupa’ya doğru gerçekleştiğini hatırlatıyor ve “Tabi IŞİD saldırıları ile insanların öldürülme şekilleri çok daha ağırdı. Kadınların köle pazarlarında satılması, çocukların işkence ile katledilmesi büyük bir travmaya yol açtı. Asıl göç o zaman yaşandı” diyor.
Göç yolları: Tecavüz, organ mafyası, açlık ve kötü muamele
Savaş, çatışma ve baskıların ardından yaşanan göçlerin sonuçlarını değerlendiren Livya Artemis, özellikle kadın ve çocukların öncelikle göç yollarında yaşadıklarına dikkat çekiyor.
Cinsel taciz, tecavüz, kaçırılma, çocukların organ mafyasının eline düşmesi, kadınların fuhuşa sürüklenmesi gibi birçok tehlikeyi sıralayan Livya Artemis, “Göç yolları özellikle kadınlar ve çocuklar için daha zor. Sınırlara mayın döşeniyor. Mayınlara basabiliyorlar. Silahlı insansız hava araçlarıyla hedef olabiliyorlar. Hepimizin hafızasına kazınan bir olaya değinmek istiyorum. Suriye savaşı sırasında Türkiye üzerinden Avrupa'ya göç etmek isteyen Alan Kurdi’nin kıyıya vuran cansız bedeni hafızalarımızda. Çocuk tacirlerine denk gelebiliyorlar. Organ mafyalarına denk gelebiliyorlar. Göç eden insanların üçte birinin çok kötü muameleye maruz kaldığını biliyoruz. Keskin nişancılar var sınırlarda. Mesela keskin nişancıların hedefi olabiliyorlar. Bu noktada bize de yansıyan bazı olaylar oluyor. Ormanda 8 gün aç, susuz kalmak zorunda kaldıkları oluyor. Yollarını kaybediyorlar, kayboluyorlar. Bunlar son derece trajik durumlar” diye belirtiyor.
Göçün sonuçları: Dil bariyeri, ayrımcılık…
Livya Artemis, 2011 yılında Suriye’den Türkiye’ye doğru yaşanan göç ve mültecilerin yaşadıkları ayrımcılıkları hatırlatıyor: “Çocuklar ve kadınlar ilk olarak dil bariyerine çarpıyorlar. Kürt olanlar eğer Kürt kentlerine geldilerse bu sorun çok hissedilmedi. Ancak diğer kentler de Kürtler de Araplar da birçok ayrımcılığa uğradı. Mesela hastanelerde, okullarda dil bariyeri sorunuyla karşılaştılar, karşılaşıyorlar.
Yine savunmasız kalan kadınlar taciz ve tecavüz saldırılarına maruz kaldı. Çocuklar sokakta kalmak zorunda kaldı. Türkiye'nin şöyle bir dezavantajı var; Cenevre Sözleşmesi’ne göre buraya gelen göçmenler mülteci statüsüne giremiyor. Daha çok geçici geçici sığınma statüsü alıyorlar. Böyle olunca birçok haktan mahrum kalıyorlar. İş yerlerinde sigortasız, düşük ücretlerle çalışıyorlar. Çalışma saatleri daha uzun. Oysa herkesin iyi bir yaşam hakkı var. Kimse kendi toprağından ayrılmak istemez. İnsanlar hayatta kalma içgüdüsü ile çocuklarını kurtarmak içgüdüsü ile göç ediyorlar. Tabii kadınların yükü çok daha ağır. Cinsiyet olarak zaten ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Yabancı olduğu yerde göçmen olduğu için ayrımcılığa maruz kalıyor. İzolasyona tabii tutuyorlar.”
‘280 milyondan fazla göçmen var’
Livya Artemis, dünya üzerinde 280 milyondan fazla küresel göçmenin olduğunu ve bunların yaklaşık yüzde 50'sinin kadın olduğunu belirterek şöyle diyor: “Savaştan kaçıyorlar kaynak ülkede kötü şartlara maruz kalıyorlar. Hedef ülkeye daha iyi yaşamak, hayatta kalmak için göç ediyorlar ama orada da ayrımcılığa maruz kalıyorlar ya da geri döndürülmeye zorlanıyorlar.”
Livya Artemis, özellikle seçim dönemlerinde hem Avrupa’da hem de Türkiye’de Suriyeli göçmenlerin “seçim malzemesi” olarak görüldüğünü hatırlatarak, bu yaklaşımın “insan onuruna” yönelik bir saldırı olduğunu ekliyor.
Beton duvarlar ve mültecilerin ‘daha iyi bir yaşam’ umudu
Livya Artemis, her göçün beraberinde toplumsal ve siyasi sorunları da getirdiğini vurgulayarak, mültecilere yaklaşımın hiçbir zaman değişmediğini söyleyerek, konuşmasına şöyle devam ediyor: “Başka bir yer coğrafya Amerika’dan örnek verecek olursak, Amerika Meksikalıların ülkeye girmesini önlemek için duvarlar ördü. Türkiye sınırında da aynı şekilde beton duvarlar örüldü. Suriyeli mültecilerin Avrupa'da da aynı şekilde ayrışmaya maruz kaldılar. Birleşik Krallığın Avrupa Birliği'nden ayrılma nedenlerinden biri de göç kontrolüydü. Angela Merkel döneminde göçmenlere imtiyazlar tanındı. Tabii Avrupa Birliği'nde serbest dolaşım statüsü var. İngiltere fazla göç almak istemedi. Bu yüzden tabii birçok sebebi vardı ama en belirgin sebebi göçtür. Bu sebeple Avrupa Birliği'nden çıkmak istedi ve Brexit süreci başladı.”
Rojava’da abluka: BM harekete geçmeli
Rojava’ya yönelik saldırıların yeni katliamlar ve göçlere neden olduğunu ifade eden Liva Artemis, “2026 Ocak Rojava için kötü geçiyor. Oysa Kobanê direnişin sembolü ve dünya halklarına ilham kaynağı idi. IŞİD'in durdurulduğu bir yerdi. O yıllarda Kürt kadınlarının direnişi dünyayı kasıp kavurmuştu. Ne yazık ki yıllar sonra Kobanê yine abluka altında. Elektrik, yiyecek, su yok. Mevsim koşullarından dolayı çok ağır soğuklar yaşanıyor. Yaşanan çatışmalardan dolayı 300.000'in üzerinde insan sınıra, Qamişlo’ya Kobanê'ye, Haseke’ye göç etti. Bu bölgelerde nüfus birden arttı. Nüfus birden arttığı için gıda ve ilaç ihtiyacı da arttı. Çocuklar için mama ihtiyacı arttı. Hastanelerde oksijensizlikten ölen ya da dışarıda donarak ölen çocuklar oldu. Bu aynı zamanda hastalıklara da yol açabilir. Temiz su erişiminde sıkıntı var. Temiz gıda erişiminde sıkıntı var. Kobanê’de çalışabilir durumda olan bir tane fırının olması büyük bir sorun” ifadeleriyle Rojava’daki ablukaya dikkat çekiyor.
‘Yardımlar yetersiz’
Dünya çapında Kürtlerin ayaklanmasıyla Rojava’ya yardımların da gitmeye başladığını kaydeden Livya Artemis, “Ancak giden yardımlar yetersiz” diyerek, dayanışmanın önemini vurguluyor.
Burada asıl görevin BM’ye düştüğünü vurgulayan Livya Artemis, saldırıların durması, ablukanın kalkması gerektiğini belirtiyor ve konuşmasını şöyle tamamlıyor: “Çağrılarımızı buradan yineleyelim; En büyük iş Birleşmiş Milletler'e düşüyor. Abluka biran önce kalkmalı. Yaşam orada büyük tehlikede. Daha büyük trajediler yaşanmadan abluka kalkmalı.”