Rojava direnişi, özgür insanların IŞİD karşısındaki mücadelesinde bir sınavdır

Rojava deneyimini ortadan kaldırma çabaları, birlikte yaşamanın mümkün olduğunu kanıtlamış bu tecrübeyi yok etmeye çalışmak, yalnızca daha fazla kan, savaş ve bölünme üretir.

ZOUHOUR MECHERGUI*

Saçlar kesiliyor, cenazeler yüksek katlardan atılıp teşhir ediliyor, kadınlar kaçırılıp satılıyor, videoları kayda alınıp servis ediliyor; sadece Kürt bölgesinde oldukları için kediler ve köpekler öldürülüyor, mezarlar kırılıp talan ediliyor, silah sesleri hiç dinmiyor. Kimliğe, etnik kökene ve dine dayalı bir kıyım sürüyor: Kürt, Alevi, Dürzi, Hristiyan…

Günlerdir dijital medya ve haber sitelerinde gördüğümüz ve duyduğumuz tablo bu. Zaman zaman bir korku filmi izliyormuşuz hissine kapılıyoruz; fakat çocukların çığlıkları ve kadınların ağlaması bizi gerçeğe geri çağırıyor: Karşımızda, bu toprakların kendi evlatlarına karşı yürütülen, tek dili şiddet olan gerçek bir kara trajedi var.

Suskunluk…

Bir anlığına kaçmaya çalışıyoruz ama masumların kanı nereye gidersek gidelim peşimizi bırakmıyor. İnsan olduğumuz için, rengi, dini, kimliği ne olursa olsun insanın yanında durmayı seçtik. Görüntüler boğuyor bizi; fakat asıl boğan, Arap dünyasında da Batı’da da dünyanın seyirci kalmayı meslek edinen suskunluğu. Bu suskunluk, tek suçu toprağına ve onuruna sahip çıkmak, IŞİD’in evini işgaline sessiz kalmayı reddetmek olan masum bir kadının kanı ve saçlarıyla örtülmeye çalışılıyor.

Direnenlere karşı işlenen suç

Bir Tunuslu gazeteci olarak, terörün bedelini kan ve suikastlarla ödemiş bir ülkeden geliyorum. Bu yüzden biliyorum ki radikalizm ne suskunlukla yenilir ne de şiddeti yeni siyasi adlar altında dolaşıma sokarak. Bu nedenle Rojava’nın hedef alınmasını ancak çifte bir suç olarak görebilirim: IŞİD’e karşı direnenlere karşı işlenen bir suç ve hakikatin kendisine karşı işlenen bir suç.

Varoluşun mücadelesi

Bu toplum, diğerlerinin aksine direnişi seçmiş, on beş yılı aşkın süredir IŞİD terör örgütü, kalıntıları ve tetikçilerine karşı açık bir mücadele yürütmektedir. Fırat’ın doğusu ve batısındaki mücadele yalnızca Suriye Demokratik Güçleri’nin savaşı değil; radikalizmi ve terörü reddeden her özgür insanın mücadelesidir. Bu, insani varoluşun, bölgesel ve uluslararası istikrarın mücadelesidir.

Bugün Suriye’nin bileşenlerine karşı işlenen suçlar ve Kürtlere karşı yürütülen savaş; geçiş hükümetlerinin, entegre edilmiş çetelerin ve ideolojik yönelimi bilinen bölgesel devletlerin desteğiyle sürdürülüyor. Bu bir soykırım ve etnik temizliktir; böylesi bir ihaneti insan nasıl unutabilir?

2014’te Kobanê’de IŞİD’i bozguna uğratan, 2019’da Baxoz’da kalıntılarını kovalayan, aralarında Arap kadınların da bulunduğu binlerce kaçırılmış kadını özgürleştiren bir halktan; bu cana kastı, bu hakikat çarpıtmasını ve bu hayatları hiçe sayan tutumu affetmesi nasıl beklenebilir?

Proje tasfiye edilmek isteniyor

Rojava’daki Demokratik Özerk Yönetim projesi bir ayrılık girişimi değildi; birlikte yaşamı, yerinden yönetimi, kadın haklarını, eşbaşkanlığı ve sosyal adaleti yeniden anlamlandıran bir siyasi deneyimdi. Ziyaret eden herkesi etkiledi, başka halklara ilham verdi. Ancak dışlayıcı sistemleri sarsan bu deneyim, bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkarlarına uymadığı için şiddet ve terörle tasfiye edilmek isteniyor.

Bugün ölüm cehennemi yeni bir zorunlu göç dalgası yaratıyor. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’de olduğu gibi, insanların topraklarına dönmesi gerekirken; sadece “ölüm ve işkence” ve dilini bilen bir terörden kaçış yeniden patlak veriyor.

Bu acı kalemleri yoruyor, kameraların aktarmaya gücü yetmiyor; çünkü bazı acılar anlatılmaz, sadece hissedilir — hele karşınızdaki, diyaloğu bilmeyen taşlaşmış bir yürekse.

Kabul barışın ilk kapısıdır

Rojava deneyimini ortadan kaldırma çabaları, birlikte yaşamanın mümkün olduğunu kanıtlamış bu tecrübeyi yok etmeye çalışmak, yalnızca daha fazla kan, savaş ve bölünme üretir. Bölge, Kürtlerin sosyal ve siyasal haklarının tanınması ve anayasal güvence altına alınmasıyla istikrara kavuşabilir; geçici vaatler ve kararnamelerle değil. Kürtlerin sürece dahil edilmesi ve yerinden yönetim deneyimlerinin kabulü barışın ilk kapısıdır; ondan önce ise dökülen kanlar için bir özür gerekir.

Krizin çözümü; ihlallerin uluslararası düzeyde tanınmasını, sorumluların hesap vermesini, gerçek bir siyasi diyalogun desteklenmesini ve Suriye’de Kürtlerin haklarının açıkça kabul edilmesini gerektiriyor. Çünkü Rojava’nın direnişi geçici bir olay değil; tüm özgür insanlar için ahlaki bir sınavdır.

*Tunuslu gazeteci