‘Rojava’da kadınları hedef almak dünyadaki tüm kadınlara tehditkar bir mesajdır’
Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırıları değerlendiren Faslı aktivist Sanaa Zaim, “Rojava’da kadınları hedef almak dünyadaki tüm kadınlara tehditkar bir mesajdır” sözlerine dikkat çekerek, küresel feminist dayanışmanın önemine vurgu yaptı.
RAJA KHAYRAT
Fas – Suriye geçici yönetimindeki cihatçı Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve IŞİD bağlantılı çeteler, Türk devletinin desteğiyle 6 Ocak’tan bu yana Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırılar düzenliyor. Halep’in Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde başlayan saldırılar, Kobanê’nin kuşatılmasıyla devam etti. Kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu çok sayıda sivil katledildi, binlerce kişi göç etmek zorunda kaldı ve aşırı soğuk nedeniyle dört çocuk yaşamını yitirdi. Dünyadaki Kürtler sokaklara dökülürken, faillerin uluslararası mekanizmalarla yargılanması ve insani yardımların artırılması çağrısı yapıldı.
Dayanışma sorumluluğu
Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara tepki gösteren Faslı sosyal araştırmacı ve insan hakları aktivisti Sanaa Zaimi, savaşın ve çatışmaların kadın bedeni üzerinden yeniden üretildiğine dikkat çekti. Sanaa Zaimi, kadın bedenine saldırının toplum üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldığını ve bu yöntemin baskı sistemini sürdürmenin bir yolu olduğunu söyledi. Sanaa Zaimi, “Rojava’daki Kürtlerle dayanışmamız yalnızca dar bir siyasi gözlem veya olaylara tanık olmaktan kaynaklanmıyor. Bu, aynı zamanda gözlem ve izleme sorumluluğudur. Çatışmaları değerlendirirken insanların yaşamlarını, kadınların bedenlerini ve toplumsal dokunun sürekli baskı altında yeniden şekillenmesini görmek gerekiyor” ifadelerinde bulundu.
Zorluklara rağmen yaşamı yeniden kurma çabası
Sanaa Zaimi, Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde yaşananların sadece saha değişikliklerine veya durumsal siyasi anlaşmalara indirgenemeyeceğini ifade ederek, "Bölge, savaşın yol açtığı şiddetin yanı sıra, dışlanma, marjinalleşme ve çoğu zaman sivillerin bedel ödediği, insan hakları ve kadın haklarından uzak uzlaşmalarla ortaya çıkan şiddeti de yaşıyor. Yani karşı karşıya kalınan şiddet çok katmanlı ve karmaşık. 2011’den bu yana ülke kurumsal bir çözülme yaşıyor. Sonuç olarak Kuzey ve Doğu Suriye’deki topluluklar, tanık oldukları bu çöküşe rağmen, sınırlı yerel kaynaklarla kamusal ve günlük yaşamı yeniden kurmaya çalışıyor. Bu süreç oldukça zorlayıcı, ancak toplulukların girişimleri, kaynak kullanımı ve kararlılık açısından oldukça değerli ve dikkat çekici” dedi.
İnsan hakları perspektifinden bakmak
Sanaa Zaimi, Kuzey ve Doğu Suriye’ye ilişkin değerlendirmesinin “başarı” ya da “başarısızlık” gibi ölçütlere indirgenemeyeceğini vurgulayarak, “Benim için önemli olan, bu deneyimi sosyal bilimler ve insan hakları perspektifinden nasıl okuyabileceğimizdir” dedi. Sanaa Zaimi, bölgenin bugün yaşadığı siyasi boşlukla birlikte adeta bir “sosyal laboratuvara” dönüştüğünü belirterek, “Bu süreçte kadınlar, şiddet hakkında konuşmanın ötesine geçerek, şiddetle doğrudan yüzleşen ve karşı koyan aktif özneler haline geldi” ifadelerini kullandı.
Hedef alınan kadın bedeni
Özellikle IŞİD’in bölgede etkili olduğu döneme dikkat çeken Sanaa Zaimi, “Terör örgütlerinin, başta IŞİD olmak üzere, kadınlara yönelik işlediği ve hala etkileri süren şiddetin boyutunu kabul etmeden Kuzey ve Doğu Suriye’yi tartışmak mümkün değil. Bu örgüt, kadın bedenini sistematik biçimde istismar etti, kadınları insanlıktan çıkararak korkutma ve kontrol etme aracı haline getirmek istedi. Kadın bedeni, tamamen baskıcı bir siyasi ve toplumsal düzeni yeniden üretmenin temel araçlarından biri olarak hedeflendi” diye konuştu.
Mağdur değil, aktif özneler
Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadınların kendilerini mağdur olarak görmediğini, aksine örgütlenme, eğitim ve yerel toplumu savunma alanlarında aktif sosyal aktörlere dönüştüğünü vurgulayan Sanaa Zaimi, “Bu tablo bize hak temelli yaklaşımın neden hayati olduğunu gösteriyor. Kadınlar korunmayı talep etmedi, en ağır şiddet koşullarında bile savunma ve proaktif hareket etme haklarını fiilen kullandı” dedi. IŞİD’in kontrolündeki bölgelerde yaşanan şiddete dikkat çeken Sanaa Zaimi, “Bu şiddet, bireylerin özellikle de kadınların onurlu bir yaşam sürme ve insan haklarını koruma kapasitesini sistematik biçimde aşındırır” dedi.
‘Kadınların toplumsal kazanımlarının hedef alınmasını reddediyorum’
Küresel ölçekte kadın dayanışmasının önemine vurgu yapan Sanaa Zaimi, şöyle konuştu:
“Özellikle Latin Amerika’dan ve farklı ülkelerdeki örgütlerden Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadınlara yönelik yapılan dayanışma çağrıları, geçici bir dalga ya da anlık bir tepki değildir. Bu çağrılar, küresel ölçekte bir feminist eylem hattını ve ortak bir farkındalığı temsil eder. Bu farkındalık, kadın haklarının evrensel ve bölünmez olduğunu kabul eder: Bir yerde feminist bir harekete yönelen saldırı, dünyanın her yerindeki kadınlara yönelik tehdit mesajı taşır. Elbette bu dayanışmanın, mevcut güvensizlik koşulları nedeniyle ciddi ve ürkütücü engellerle karşılaştığını görmezden gelmiyorum. Ancak dayanışmanın asıl önemi, kadınların söz ve karar sahibi olmadığı çatışmalarda ‘ikincil zarar’ olarak görülmesini açık biçimde reddetmesinde yatıyor. Çünkü kadınlar bu çatışmada sadece ‘zarar gören’ değil; örgütlenen, savunan, siyasal irade kuran ve dönüştüren öznelerdir.
Bir araştırmacı olarak, bilginin ahlaki açıdan tarafsız olduğuna inanmıyorum. Bu nedenle, kadınlara ve insanlığa yönelik insan hakları ihlalleri karşısında ‘tarafsız kalmayı’ doğru bulmayan bir sosyal araştırma yaklaşımını savunuyorum. Belirli bir siyasi modeli mutlak biçimde savunuyor değilim; aynı şekilde, çelişkilerden arınmış kusursuz bir deneyim anlatısı da kurmuyorum. Ancak insan hakları perspektifinden baktığımda, Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınların ve yerel toplulukların elde ettiği, doğası gereği kırılgan olan toplumsal kazanımların ‘iktidarı yeniden yapılandırma’ ya da ‘bölgesel denge kurma’ gerekçeleriyle hedef alınmasını kesin biçimde reddediyorum.
‘Kadının olmadığı hiçbir çözümün geleceği yoktur’
Sanaa Zaimi, konuşmasının sonunda kadınları savunmanın aynı zamanda insan haklarını savunmak anlamına geldiğini vurgulayarak, “Benim için Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadınları savunmak, sadece bir coğrafyayı ya da belirli bir siyasi yönetimi savunmak değildir. Bu, toplulukların kendi yaşamlarını örgütleme hakkını, kadınların karar alma süreçlerine katılma hakkını ve sivillerin dışlanma ya da yok edilme korkusu olmadan güven içinde yaşama hakkını savunmaktır. Şunu açıkça söylemek gerekir: Adalet olmadan barış olmaz, kadınlar olmadan adalet olmaz. Kadın haklarını bir lüks olarak gören, onları toplumun hayatta kalması için temel bir koşul olarak kabul etmeyen hiçbir siyasi çözümün de gerçek bir geleceği yoktur” sözlerine dikkat çekti.