Rakiye El-Şar: HTŞ’nin politikaları mezhepçi gerilimi derinleştiriyor

Aktivist Rakiye El-Şar, Süveyda’dan Humus’a uzanan olayları değerlendirerek, cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın politikalarının mezhepçi gerilimi derinleştirdiğini ve Suriyeli topluluklar arasında ayrışmayı artırdığını vurguladı.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda – Cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın iktidara gelmesinin ardından ülkede işler ne adil ne de istikrarlı bir yolda ilerledi. Aksine, siyasi ve sosyal alanda mezhepçilik belirtileri hızla görülmeye başladı. Geçen yıldan bu yana Süveyda’dan Eşrefiye Sahnaya’ya, oradan da Humus’un bazı mahallelerine kadar bir dizi endişe verici olay yaşandı.

Bu gelişmeler, Suriye’deki farklı kesimler arasında eşitliği sağlamayan ve ülkenin çeşitliliğini tehlikeli bir şekilde azaltma yönünde ilerleyen bir politikayı yansıtıyor. Cihadist Heyet Tahrir el-Şam, bu yaklaşımın toplumsal barış ve toplum yapısı üzerindeki etkilerini görmezden gelmeye devam ederse, Suriye tek kimlikli ve tek renkli bir devlete dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu durum, El-Zehra Meydanı’nda yaşanan kaos ve paniği daha da şiddetlendirdi. Güvenlik güçlerinin oturma eylemini dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve aşırı güç kullanması, protestoculara ayrım gözetmeksizin gerçek mermiyle ateş açması ve kamu güvenlik araçlarıyla birkaç göstericiyi ezmesi bu süreci daha da ağırlaştırdı.

‘Yaşananlar soykırım niteliğinde’

Humus'taki olayları Süveyda şehrinden takip eden aktivist Rakiye El-Şar, “Son birkaç gündür Humus’ta yaşananlar, bazı Suriyeli topluluklara yönelik sistematik bir soykırım niteliğinde. Bu saldırılar, Aleviler, Dürziler ve Hristiyanlar da dahil olmak üzere tüm Suriyeli toplulukları hedef alıyor. Humus’ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki saldırılar, Alevi toplumunu Sünni bir erkek ve eşini öldürmekle suçlayan, ancak bununla ilgili hiçbir somut kanıt olmayan bir söylemin yayılmasının ardından gerçekleşti. Şu anda dolaşan tek kanıt, duvarlara yazılmış mezhepçi sloganlar. Peki, suç işleyen biri kendi aleyhine delil bırakır mı?” diye sordu.

‘Alevilere karşı katliamlar gerçekleştirildi’

Bölgenin Genel Güvenlik Güçlerinin koruması altında olduğunu ve katliam gerçekleşmeden önce kontrol noktalarının kaldırıldığını vurgulayan Rakiye El-Şar, şunları söyledi:

“Kontrol noktalarının kaldırılması, Alevilere yönelik saldırıların kolaylaşmasına yol açtı. Bu tür olaylar, Hayat Tahrir El-Şam’ın iktidara gelmesinden sonra daha da yaygınlaştı. HTŞ, bazen baskı, bazen doğrudan güç ve bazen de sokaklarda kamuoyuna propaganda yaparak Tekfirci ideolojiyi yaymaya dayalı sistematik bir yaklaşım benimsedi. Geçici hükümetin Suriye halkına karşı ‘etnik temizlik’ uygulamasıyla gerginlik başladı. Bunu bahane olarak, ‘eski rejimin kalıntıları tarafından yapılan ve aşiretleri harekete geçiren bir darbe girişimi’ gösterdiler. Bunun sonucunda 150 binden fazla insan, inançlarını savunduklarına inanarak harekete geçti ve kıyı şeridindeki Alevilere karşı katliamlar gerçekleştirildi.”

‘Yaşananlar insanlığa karşı suçtur’

Dürzi bir erkeğin Hz. Muhammed’e hakaret ettiği iddia edilen bir videonun dolaşıma girmesinin ardından, geçen Mayıs ayında Sahnaya’da benzer olayların yaşandığını hatırlatan Rakiye El-Şar, “Bu olay, Caramana ve Sahnaya sakinlerini hedef alan yeni bir aşiret seferberliğine yol açtı. Temmuz ayında Süveyda’da yaşananlar ise binlerce sivilin hayatına mal olan bir soykırım saldırısıydı. Batı ve kuzey kırsalındaki köyler işgal altında kaldı ve birçok aile cenazelerini bile göremedi. Süveyda’da yaşananlar insanlığa karşı işlenmiş suç niteliğindedir ve etkileri bugün hala devam ediyor” sözlerine dikkat çekti.

‘Suriyeli topluluklar arasındaki ayrılıklar daha da derinleşecektir’

Suriye’de mezhepçi söylemin tırmanmasından birincil derecede geçici hükümetin sorumlu olduğunu vurgulayan Rakiye El-Şar, “Geçici hükümet adalet dosyasını gizledi ve ciddiye almadı. Suriye'de azınlıklara karşı işlenen katliamların birincil nedeni olmasına rağmen mezhepçi söylemi dizginlemek için yasalar çıkarmadı. Suriye halkı, Suriye coğrafyasına yabancı değil ve bu dosyanın gizlenmesi çok sayıda rejim yetkilisinin hesap vermesini engelledi. Hatırlatmak gerekir ki, HTŞ daha önce sivillere karşı suç işlemekten dolayı uluslararası terör listelerine dahil edilmişti. Eğer geçici hükümet aynı yaklaşımı sürdürmeye devam ederse, Suriyeli topluluklar arasındaki ayrılıklar daha da derinleşecektir. Bu topluluklar arasındaki kışkırtıcı söylem ve düşmanlık, coğrafi ayrışmaya ve olası bir bölünmeye yol açabilir. Süveyda’nın silahları teslim etmeyi reddetmesi ve kendi kaderini belirleme kararı, bu bağlamda doğru bir tutumdur. Humus’taki olaylar da bu yaklaşımı pekiştirdi” dedi.