Patlama, nakiller ve iletişim kesintisi: Aileler cezaevinden haber alamıyor

1 Mart’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarının ardından İran’daki cezaevlerinden patlama, sevk ve iletişim kesintisi haberleri geliyor. Aileler ve hak savunucuları, “Tutukluların güvenliği garanti altına alınsın” çağrısı yapıyor.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi - 1 Mart Cumartesi günü ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasıyla birlikte ülkedeki cezaevlerinin durumu yeniden gündeme geldi. Özellikle Tahran’daki Evin Cezaevi’nden patlama sesleri duyulduğuna, bazı koğuşların boşaltıldığına ve tutukluların bilinmeyen yerlere sevk edildiğine dair iddialar kaygıları artırdı.

Siyasi Tutsaklara Özgürlük Komitesi, İsrail-ABD saldırılarının başlamasının ardından Esfehan Cezaevi’ndeki siyasi ve diğer tutukluların otobüslerle bilinmeyen yerlere nakledildiğini, devletin ise akıbetlerine dair ailelere hiçbir bilgi vermediğini açıkladı. Açıklamada, bazı tutukluların askeri merkezlere götürüldüğü ve “canlı kalkan” olarak kullanılabileceği iddialarına da yer verildi. Kerec’teki Kızılhisar Cezaevi’nde ise kötü koşullara karşı protesto eden tutuklulara güvenlik güçlerinin biber gazıyla müdahale ettiği, ailelerin cezaevi önünde toplandığı ve toplu infaz söylentilerinin yayıldığı belirtildi. “Salı Günleri İdam Cezalarına Hayır” kampanyasına göre ise son bir ayda İran ve Rojhilat Kürdistan’da 65 kişi idam edilirken, protestolara katılan 3 kişiye de idam cezası verildi.

Ajansımızın sorularını yanıtlayan eski siyasi tutsak Mersede Ghaedi, savaş ve olağanüstü güvenlik koşullarında cezaevlerinde yaşanabilecek hak ihlallerine dikkat çekerek, şeffaflık ve acil güvenlik önlemleri çağrısında bulundu.

*Saldırıların yoğun olarak yaşandığı bu süreçte cezaevlerindeki mevcut koşulları ve tutukluların içerisinden bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tutukluların durumu son derece kaygı verici ve kriz niteliğinde. Avluya çıkmalarına izin verilmiyor; onlar için herhangi bir sığınak ya da güvenli alan oluşturulmuş değil. Evin Cezaevi’nden beş patlama sesi duyulduğuna dair raporlar var ve idari bölümün hedef alındığı söyleniyor. Aynı zamanda tutuklular koğuşlardan çıkarılmayı talep ettiklerinde şiddetle karşılaştı ve dış dünya ile bağlantıları tamamen kesildi. İddialara göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı güçler cezaevini kuşatma altına almış durumda ve cezaevinin suyu da kesilmiş.

Tutuklu öğrenci Mustafa Muhammedhasan’ın eşi, tek kişilik hücrelerin bulunduğu 209. Koğuş’un boşaltıldığını ve tüm tutukluların bilinmeyen bir yere nakledildiğini açıkladı. Nerede tutulduklarına dair şu ana kadar hiçbir bilgi yok. Ayrıca mali ve siyasi suçlamalarla tutulan tutsakların 7. Koğuş’ta bulunduğu ve burada Devrim Muhafızları’nın konuşlandığı belirtiliyor.
Ben İran-Irak savaşı döneminde tutuklu biriydim. Alarm çaldığında cezaevi kapıları kilitlenir, yetkililer saatlerce alanı terk ederdi. Benzer bir durumun bugün de yaşandığını düşünüyorum; tutukluların nereye götürüldüğü bilinmiyor.

Ali Esedullahî’nin kız kardeşi de Cumartesi günü kefalet işlemleri için başvuracaklarını ancak savaş koşulları nedeniyle bunu yapamadıklarını ve kardeşinden hiçbir haber alamadıklarını bildirdi. İsfahan’daki Dastgerd Cezaevi’ndeki tutukluların da bilinmeyen bir yere nakledildiğine dair haberler var. Ayrıca Evin Cezaevi’nin bir bölümüne ve ailelerin çocuklarının durumunu öğrenmek için başvurduğu Devrim Mahkemesi binasına saldırı düzenlendiği bildirildi. Ailelerin durumuna dair net bir bilgi yok.

Bazı tutukluların gıda yetersizliği ve tıbbi krizlerle karşı karşıya olduğu söyleniyor. Sadece siyasi değil, adli suçlamalarla tutulan mahkumların kefalet dosyaları da belirsizliğini koruyor. Tüm bu kaygılara rağmen aileler ve tutuklu hakları savunucuları tek bir talepte ısrar ediyor: Tüm tutukluların serbest bırakılması ve bu kriz ortamında güvenlik ile sağlıklarının garanti altına alınması.

“Salı Günleri İdamlara Hayır” kampanyası da böylesi kriz koşullarında gözaltındakilerin hayatlarının her zamankinden daha fazla tehlikede olduğunu vurguladı.

*Resmi açıklamalar ve mevcut güvenlik koşulları ışığında, gözaltındakilerin akıbetine ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Savaştan önce Abbas Arakçi, bir saldırı olması hâlinde tüm gözaltındakilerin idam riskiyle karşı karşıya kalacağını söylemişti. Şu anda ülkede 50 binden fazla tutuklu bulunuyor. 8 ve 9 Ocak olaylarından sonra bazıları hala aileleriyle iletişim kurabilmiş değil. Az sayıda serbest bırakılan kişi ise bu süre boyunca nerede tutulduklarını bilmediklerini söylüyor. Ayrıca İran İstihbarat Bakanlığı’ndan gelen mesajlarda, sokakta görülen herkesin idamla cezalandırılabileceği yönünde uyarılar yapıldığı bildiriliyor.

Mevcut krizin rejim tarafından fırsata çevrilmek istendiği izlenimi var. 1988 yılı deneyimi, bu tür dönemlerde şiddet ve baskının arttığını göstermiştir. Rejim meşruiyetini kaybetmiş durumda; ağır katliam dosyaları ve nükleer meseleler gündemdeyken bedeli halk ödüyor. Gözaltındakilerin askeri merkezlere nakledildiği bildiriliyor. Olası bir saldırı durumunda, tutukluların ölümü ‘savaş kaybı’ olarak gösterilebilir.

Cezaevi görevlileri ve özel müdahale ekipleri organize biçimde devreye girmiş durumda. Kaynaklara göre amaç, tutukluları tehdit etmek ve zarar vermek. Eski bir tutuklu olarak hem yurttaşlarım hem de sevdiklerim için kaygılıyım. İsfahan’a yönelik saldırıdan sonra bazı tutukluların nakledildiği ve nerede tutulduklarının bilinmediği belirtiliyor.

İdam riski ile karşı karşıyalar

Rejim, kamuoyunu hazırlamaya çalışıyor ve medyada Kürdistan bölgelerini bastırma niyetinde olduğunu duyuruyor. Bu çerçevede, Pakhshan Azizi, Varisheh Moradi, Sharifeh Mohammadi ve diğer bazı mahkûmlara verilen idam cezalarının yeniden onaylandığı ve infazların kısa sürede gerçekleştirilebileceği belirtiliyor.

12 günlük savaş deneyimi, protestolarla hiçbir bağlantısı olmayan kişilerin dahi idam edildiğini göstermiştir. Tutukluların en küçük bir tepkisi ya da davranışı bile ‘kamu düzenini bozma’ suçlamasıyla idam gerekçesi yapılabilmektedir. 1988’deki infazlar, bu baskıcı politikanın en çarpıcı örneklerinden biridir.

Cezaevlerine dair her türlü bilgiyi paylaşın

Çocuklarımızın rehin tutulduğunu düşünüyoruz; bu nedenle cezaevlerinden gelen her türlü bilgi ve gelişmenin bizlerle paylaşılması çağrısında bulunuyorum. Durum son derece kaygı vericidir. Tutukluların seslerinin duyulabilmesi ve yaşamlarının korunabilmesi için düzenli ve günlük bilgilendirme hayati önem taşımaktadır.