Nahla Haider’den Irak hükümetine çağrı: Ayrımcı yasaları kaldırın!
Irak’ta Kişisel Statü Kanunu ve Caferi Kanunu’nun kadın haklarında gerilemeye neden olduğunu belirten Nahla Haider, hükümeti uluslararası yükümlülüklere uymaya ve ayrımcı yasaları kaldırmaya çağırdı.
RAJA HAMİD RASHİD
Irak- Irak Kadın Ağı, 2 Şubat’ta Cenevre’de düzenlenen Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin 92’nci oturumunda “Gölge Raporu”nu sundu. Açıklamada, Irak’taki kadınların başta 2025 Kişisel Statü Yasası ve Caferi Kanunu olmak üzere ciddi hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğu vurgulandı. Kadın örgütlerini ve insan hakları savunucularını hedef alan karalama kampanyaları ve tehditler de dikkat çekilen diğer sorunlar arasında yer aldı. Ağ, bu ihlallerin sadece kadın haklarını değil, genel olarak insan haklarını ve sivil devletin temelini de tehdit ettiğini belirterek, uluslararası toplumu Irak hükümetine kadınlara karşı yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.
Yasalar hakları ihlal ediliyor
Gölge rapor, 2025 tarihli Kişisel Statü Yasası ve Caferi Kanunu’nun aile istikrarını ve toplumsal barışı tehdit eden ciddi ihtilaf noktaları içerdiğini ortaya koydu. Kanunun, Irak Anayasası, hukuk sistemi ve yargının bağımsızlığıyla çeliştiği, ayrıca Irak’ın uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiği ve güncelliğini yitirmiş içtihat hükümleri içerdiği kaydedildi. Rapora göre, yasanın öngördüğü ihlaller arasında reşit olmayanların dini nikahla evlendirilmesine izin verilmesi, mahkeme dışı evliliklerde cezanın kaldırılması, boşanmış kadınların konut hakkından mahrum bırakılması, annenin velayet hakkının azaltılması, eşin toprak ve mülk miras hakkından mahrum bırakılması, eşin rızası olmadan kanunun geriye dönük uygulanması, eşe boşanmada mutlak yetki verilmesi ve adil düzenlemeler olmaksızın çok eşliliğe izin verilmesi yer alıyor.
Uluslararası normlardan uzaklaşılıyor
Irak’ta kadın haklarıyla ilgilenen sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları sistematik olarak hedef alınıyor. Karalama kampanyaları, vatana ihanet suçlamaları, katliam ve insan kaçırma tehditleri, keyfi tutuklamalar ile üniversiteler, medya kuruluşları ve eğitim kurumlarındaki faaliyetlerin engellenmesi bu baskıların başında geliyor. “Cinsiyet” ve “eşitlik” kavramlarının kullanımı resmen yasaklanırken, örgütler dini ve ahlaki değerlerle çeliştiği gerekçesiyle uluslararası normlardan uzak durmaya zorlanıyor.
Raporla çağrı
Ülkede aile içi şiddet, özellikle eşler arası şiddet, ciddi boyutlara ulaşmış durumda; bunun nedeni, aile içi şiddeti suç sayan ve kadın ile kız çocuklarını koruyan yasal düzenlemelerin bulunmaması. Bazı üniversite müfredatları, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ni (CEDAW) aileyi parçalama ve eşler arasında çarpık eşitlik anlayışlarını teşvik eden bir araç olarak eleştiriyor. Irak Kadın Ağı, gölge rapor ve 92. oturum önerileriyle, hükümeti anayasaya, uluslararası sözleşmelere ve CEDAW’a uymaya, kadın haklarını korumaya ve adalet ile eşitliği sağlamaya çağırdı.
Kadın haklarında gerileme yaşanıyor
Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi Başkanı Nahla Haider, Irak’ın 1987’de sözleşmeye katılmasına rağmen, hükümet heyetinin uluslararası yükümlülüklere uymadığını eleştirdi. Nahla Haider, özellikle yasama ve hukuk alanında, Caferi Kanunu dahil olmak üzere, kadın haklarında son dönemde önemli bir gerileme yaşandığını belirtti. Nahla Haider, bu düşüşün Irak’ta kadın haklarının karşılaştığı en tehlikeli aşamalardan birini temsil ettiğini vurguladı. Ayrıca, Irak’ın kişisel statü yasalarında yasama özgürlüğüne ilişkin Anayasa’nın 41. maddesini yürürlükten kaldırmasıyla ilgili önceki tavsiyelere değinen Nahla Haider, bu maddenin kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliği derinleştirdiğini ve kadınlar arasında adaletsizliği pekiştirdiğini ifade etti.
‘Sistematik baskı kabul edilemez’
Nahla Haider, sözlerinin devamında, “Hükümet kurumları, insan hakları ve demokrasi kisvesi altında üniversite müfredatlarını kullanarak yanlış bilgiler yayıyor ve CEDAW Sözleşmesi’ni aileyi parçalamayı amaçlayan bir belge gibi gösteriyor. Bu durum beni derinden üzüyor. Ülkenin itibarına doğrudan etkisi olan bu uygulama, sözleşmeye, komite üyelerinin çalışmalarına ve Irak’ın uluslararası yükümlülüklerine ciddi bir ihlaldir. Ayrıca, Irak’taki sivil toplum örgütlerine yönelik kışkırtma ve taciz kampanyalarını da yakından takip ediyoruz. Bu tür eylemler, kadın haklarını ve insan haklarını savunanların çalışmalarını engellemeye yönelik sistematik bir baskı oluşturuyor ve kesinlikle kabul edilemez” diye belirtti.
‘Toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleşiyor’
Irak raporunda özellikle çocuk evliliği, miras ve çocuk velayeti konularında Caferi Aile Kanunu’nun kadın hakları üzerindeki olumsuz etkilerinin vurgulandığını kaydeden Nahla Haider, kanunun çeşitli dini mezhepler ve toplumsal elitler tarafından yaygın şekilde reddedildiğini söyledi. Nahla Haider, “Bu ret, yasanın kadınlara yönelik şiddeti sürdürmesinden ve annenin velayet süresinin kısaltılması, eşlerin miras ve mülkiyet haklarından mahrum bırakılması, mahkeme dışı evliliklerin ve reşit olmayanların dini izinle evlenmesinin yasal olgunluk kavramı temelinde meşrulaştırılması gibi birçok haklarını gasp etmesinden kaynaklanıyordu. Rapor ayrıca, Caferi Kanunu’nun kadınları ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşürdüğünü ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Bu durum, ekonomik uçurumu genişletiyor ve kadın haklarının korunmasını daha da zorlaştırıyor” diye kaydetti.
‘Düzenleme için siyasi irade gerekli’
Irak'ın uluslararası yükümlülükleri ile toplumsal değerlere saygı arasında bir denge kurmanın kadın haklarının iyileştirilmesiyle çelişmediğini söyleyen Nahla Haider, sözlerine şöyle devam etti:
“Gelenekler, kadınları eğitimden, sağlıktan veya işgücü piyasasına katılımından mahrum bırakmayı haklı çıkaramaz. Hükümet kurumları, sözleşmeyi desteklemek ve ücretsiz eğitim ile sağlık hizmetleri gibi temel hizmetleri sağlamak için gerçek bir siyasi iradeye sahip olmalıdır. Hükümetin güvenlik ve istikrarı sağlama taahhüdü, bazı Irak yasalarındaki kadınlara karşı ayrımcı hükümlerinin kapsamlı şekilde gözden geçirilmesini ve kadın-erkek eşitliği anayasal ilkesine bağlı kalınmasını gerektiriyor. Bu, tecavüze maruz bırakılan kadınla evlenerek cezadan kaçmalarına izin veren yasal maddelerin yürürlükten kaldırılmasını da kapsıyor.”
Irak’taki kadınların, tam haklara sahip vatandaşlar olduğunu söyleyen Nahla Haider, sözlerini, “Kadınlar ülkemizin tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu durum, eşitliklerini güvence altına alan, iş hayatına, liderliğe ve karar alma süreçlerine katılımlarını destekleyen ve Irak’ın önde gelen kadın liderlerinin tarihini göz önüne alarak eğitim müfredatında kadınların rolünü vurgulayan yasaların korunmasını gerektiriyor” diyerek tamamladı.