NADA’dan çatışma bölgelerinde kadınların korunması çağrısı
BMGK’nin 1325 sayılı kararının 26’ncı yıl dönümünde açıklama yapan NADA, kadınların barış süreçlerinde ve karar alma mekanizmalarında etkin biçimde yer almasını, geçiş dönemi adaletinin sağlanmasını ve kadın örgütlerine doğrudan destek verilmesini istedi.
Haber Merkezi – Ortadoğu ve Kuzey Afrika Demokratik Kadın Koalisyonu (NADA), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) kadınların ve kız çocuklarının çatışmalarla bağlantılı cinsel şiddetten korunması için özel önlemler alınmasını öngören ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin siyasi süreçlere ve programlara dahil edilmesine ilişkin sorumlulukları belirleyen 1325 sayılı kararının 26’ncı yıl dönümü dolayısıyla bugün, bir açıklama yayımladı.
Açıklamada, kararın yıl dönümünün bölgede savaşların, krizlerin ve otoriterliğin benzeri görülmemiş biçimde tırmandığı kritik bir döneme denk geldiği belirtildi. NADA, 1325 sayılı kararın yalnızca resmî etkinliklerde okunan bir belge olarak kalmaması, kadınların savaşlara, işgale ve faşizme karşı sahada yürüttüğü mücadeleyle doğrudan ilişkilendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Açıklamada, güvenliği yalnızca askerî ve güvenlik politikalarıyla sınırlayan barış anlayışının güvenliği sağlamada yetersiz kaldığına dikkat çekilerek, barışın kadınların özgürlüğünü ve toplumların kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alan kapsamlı bir insani ve toplumsal güvenlik anlayışına dayanması gerektiği ifade edildi.
‘Kadınların korunması göstermelik çözümlerle sağlanamaz’
Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten gerçek anlamda korunmasının göstermelik çözümlerle ya da dönemsel yardımlarla mümkün olamayacağı belirtilen açıklamada, savaşlarda kadınların hedef alınmasının toplumun bütünlüğünü bozmayı amaçlayan stratejilerin bir parçası olduğu kaydedildi.
Çatışmaların önlenmesi için yapısal militarizmin, siyasi baskının, ulusal ve dini temelli ayrımcılığın ve sistematik yoksullaştırmanın ortadan kaldırılması gerektiği vurgulanan açıklamada, demokratik ve adil toplumların inşası çağrısı yapıldı.
NADA, kadınların siyasi müzakere süreçlerinde yalnızca sembolik olarak yer almasına karşı çıkarak, kadınların geleceğin siyasi yapısını şekillendiren, karar alan, toplumsal iyileşme süreçlerini yöneten ve geçiş dönemi adaletinin oluşturulmasına katılan özneler olarak tanınması gerektiğini belirtti. Bu süreçlerde kadınların bağımsızlığının ve onurunun güvence altına alınması gerektiğine de dikkat çekildi.
‘Kadınların mücadelesi bölgenin dört bir yanında sürüyor’
Açıklamada, kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların bölgenin farklı coğrafyalarında çeşitli biçimlerde ortaya çıktığı ifade edildi.
Filistin’de kadınların soykırım, etnik temizlik ve kuşatma karşısında olağanüstü bir direniş sergilediği belirtilen açıklamada, işgal sona ermeden ve Filistin halkının meşru hakları tanınmadan bölgede barışın sağlanamayacağı vurgulandı.
Kürdistan’da kadınların dışlanmaya ve teröre karşı direnişlerini sürdürdüğü ifade edilen açıklamada, Jin Jiyan Azadî deneyiminin demokratik dönüşüme öncülük eden bölgesel bir model sunduğu kaydedildi.
Suriye’de kadınların savaşın, yerinden edilmenin ve tutuklamaların sonuçlarıyla mücadele ettiği belirtilerek, ülkenin geleceğinin belirlenmesi ve anayasanın hazırlanması süreçlerine kadınların tam ve koşulsuz katılımının sağlanması gerektiği ifade edildi.
Sudan’da ise kadın ağlarının ve sahada faaliyet yürüten komitelerin savaşın, cinsel şiddetin ve sistematik açlığın ağır sonuçlarına karşı mücadele ettiği, uluslararası toplumun sessizliğine rağmen insani yardım ve toplumsal koruma çalışmalarına öncülük ettiği belirtildi.
‘Kadın hakları, toplumsal mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır’
Irak’ta kadınların ayrımcı yasalar karşısında yasal ve medeni haklarının ellerinden alınmasına yönelik girişimlere direndiği belirtilen açıklamada, Yemenli kadınların insani kriz ve özgürlüklerine yönelik kısıtlamalara rağmen yerel barış girişimlerinde öncü rol üstlendiği ifade edildi.
Lübnan’da kadınların saldırıların ve ekonomik krizlerin yükünü taşıdığı, yerinden edilenlerin korunması ve toplumsal barışın sürdürülmesi için çaba gösterdiği kaydedildi. Tunus’ta ise kadın aktivistlerin sivil alanın ve kamusal özgürlüklerin ciddi biçimde daralmasıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.
Açıklamada, bu örneklerin kadın haklarının bireysel yönetim anlayışına ve otoriterliğe karşı yürütülen toplumsal mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koyduğu ifade edildi.
Uluslararası topluma çağrı
NADA İttifakı, sürdürülebilir barışın uluslararası kararları beklemekle sağlanamayacağını belirterek, sınırları aşan kadın dayanışmasının güçlendirilmesi, silahlanmayı, militarizmi ve işgali reddeden adil bir barış sisteminin kurulması gerektiğini vurguladı. İnsan hakları savunucusu kadınlar için sahada bağımsız koruma mekanizmalarının oluşturulması çağrısında bulundu.
İttifak, bu hedeflerin hayata geçirilmesi için uluslararası topluma ve ilgili kurumlara yönelik taleplerini şöyle sıraladı:
“*Çatışma yaşanan tüm bölgelerde derhal ateşkes sağlanması ve sivillerin korunması.
*İnsani yardımların güvenli ve kesintisiz biçimde ulaştırılmasının güvence altına alınması.
*Kadınların barış süreçlerine ve karar alma mekanizmalarına bağımsız ve etkin katılımının sağlanması; geçiş dönemi adaleti, toplumsal iyileşme ve yeniden inşa süreçlerinde kadınların asli özneler olarak yer alması.
*Kadın örgütlerine ve yerel kadın liderlere doğrudan destek ve finansman sağlanması.
*Cezasızlığın önlenmesi, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet vakalarının soruşturulması ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması.”