‘Mezarlara ve cenazelere yönelik saldırılar dini, ahlaki ve hukuki değerlerin ihlalidir’
Dinler ve İnançlar Konseyi İlişkiler Ofisi’nden Dalal Halil, cihatçı HTŞ ve Türk devletine bağlı çetelerin kontrolündeki bölgelerde cenazelere ve mezarlara yönelik saldırıların arttığını belirtti.
ASMA MUHAMMED
Qamişlo – Cihatçı Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Türk devletine bağlı çetelerin kontrolündeki bölgelerde, cenazelere ve mezarlara yönelik ağır saldırıların yaşanıyor. Parçalanmış cenazeler, tahrip edilen mezarlar, ölülerin fotoğraflarının çekilmesi ve bu görüntülerin çeşitli platformlarda karalama amacıyla paylaşılması gibi uygulamalar, ahlaki ve dini açıdan tepki toplamaya devam ediyor.
Bu ihlallerin insanlık değerlerine zarar verdiğini, dini ilkelere ve yerel-uluslararası yasalara açık bir aykırılık oluşturduğunu ifade eden Dinler ve İnançlar Konseyi İlişkiler Ofisi’nde görevli Dalal Halil, konuya dair ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
‘Ölülere saygı en yüksek insanı değerler arasındadır’
Dinler ve İnançlar Konseyi İlişkiler Ofisi’nde görevli Dalal Halil, yaşanan ihlallere ilişkin değerlendirmede bulundu. Dalal Halil, “Ölülerin kutsallığı, tüm ilahi dinler tarafından kabul edilen ve kanunlarda ve toplumsal geleneklerde yer alan en yüksek insani değerler arasındadır. Bu değerlerin herhangi bir ihlali veya ölülerin kutsallığına karşı herhangi bir suç, ister cenazelerin parçalanması, mezarların kazılması, fotoğraflarının çekilmesi veya iftira yoluyla olsun, toplumun tamamına ve insan onuruna doğrudan bir saldırı ve dini ve insani etik kurallarının açık bir ihlalidir.” dedi.
‘Cenazelere saldırı ceza hukukunun ihlalidir’
Dala Halil, dini ve ahlaki değerlerin yalnızca dini metinlerle sınırlı olmadığını belirterek, “Dini ve ahlaki değerler sadece dini metinlerle sınırlı değildir, aynı zamanda sivil barışı garanti eden toplumsal davranış sistemine de uzanır. Bu açıdan bakıldığında, bu değerlerin herhangi bir ihlali, mezarlara ve cenazelere yapılan saldırıları cezalandıran ve ölenlerin mahremiyetinin korunmasını vurgulayan ceza hukukunun açık bir ihlalidir; zira bu tür ihlallerin bireyler ve toplumsal normlar üzerindeki yıkıcı etkisi göz önüne alındığında bu durum daha da önem kazanmaktadır.” ifadelerini kullandı.
‘Her türlü şiddeti reddetmek, toplum ve kurumların görevidir’
Farkındalığın artırılmasının ve her türlü şiddet ile kışkırtmanın reddedilmesinin önemine işaret eden Dalal Halil, ölülere saygının yalnızca dini ya da yasal bir yükümlülük olmadığını vurguladı. Dalal Halil, “Kurumların ve toplumun, özellikle karmaşık siyasi ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olan çok etnikli toplumlarda, ölülerin onurunu korumanın önemine dair kamuoyunu bilinçlendirmek ve dini ve ahlaki değerleri hedef alan her türlü şiddet veya kışkırtmayı reddetmek görevidir” dedi.
Amaç nefret söylemini yaymak
Dalal Halil, bugün yaşanan ihlallerin Arap toplumundan bazı gençler tarafından gerçekleştirildiğini, bu kişilerin Türk devleti dahil dış taraflarca desteklenen radikal gruplara katıldığını belirterek, bu tür eylemlerle farklı topluluklar arasında şiddet ve kaos kültürü yaratılmak istendiğini, nefret söyleminin yayılmasının amaçlandığını ifade etti.
Bu durumun, Arap toplumunun köklü değerleriyle çeliştiğini söyleyen Dalal Halil, kadınların tarih boyunca toplumsal barış açısından önemli bir rol oynadığını dile getirdi. Dalal Halil, bu değerlerin Arap toplumunun tarihini ve kültürel mirasını çarpıtmaya çalışan dış unsurlar tarafından tehdit edildiğini söyledi.
‘En büyük başarımız toplumsal zenginliği arttırmak’
Dalal Halil, bölgedeki Araplar ve Kürtler arasındaki uzun yıllara dayanan birlikte yaşam kültürüne de değindi. Dalal Halil, iki toplumun tarih boyunca toplumu inşa etmeye, kültürel etkileşime ve ortak insani değerlere katkı sunduğunu belirterek, “Siyasi ve sosyal zorluklara rağmen, iki topluluk arasında sivil barışı korumak ulusal bir hedef olarak kalmıştır. En büyük başarımız, bu tarihsel ilişkilerin etnik veya dilsel farklılıklarla bozulmaması, aksine kültürel çeşitliliği ve toplumsal zenginliği artırmasıdır” dedi.
Karşılıklı saygı kültürünü teşvik etmenin önemi
Dalal Halil, ihlallerin çeşitli gruplar arasında anlaşmazlık yaratmak için kullanılmasına karşı uyarıda bulunarak, “Türk devleti ve bazı bölgesel güçler, kışkırtıcı söylemler, tarihin yanlış yorumlanması veya gerçek acıların dar siyasi amaçlar için istismar edilmesi yoluyla toplumsal bir ayrılık yaratmaya ve çatışmaları körüklemeye çalışıyor. Aydınların, medya mensuplarının ve toplum liderlerinin görevi, tüm grupların haklarını koruyan ve karşılıklı saygı kültürünü teşvik eden rasyonel ve bilinçli bir söylemle bu girişimlere karşı koymaktır” ifadelerini kullandı.
‘Sessizlik veya kayıtsızlık krizi daha da kötüleştirir’
Mevcut çatışmanın kaynağına ilişkin değerlendirmesinde Dalal Halil, “Mevcut anlaşmazlığın temel anlaşmazlıkların sonucu değil, farkındalık, eğitim ve adil politikalarla ele alınabilecek siyasi ve sosyal koşulların ürünü olduğuna inanıyor: Bilinçli sözler ve ölçülü bir duruş, anlaşmazlığın alevlerini söndürebilirken, sessizlik veya kayıtsızlık krizi daha da kötüleştirir. Hem bireylerin hem de kurumların, hem yaşamda hem de ölümde insan onurunun korunmasını ve toplumun şiddet ve istikrarsızlığa sürüklenmesini önlemek sorumluluğu vardır” dedi.
‘Ölüye saygı insanı ve ulusal bir görevdir’
Dalal Halil açıklamasını, “Ölülerin kutsallığına saygı göstermek ve dini, ahlaki ve hukuki değerleri korumak bir tercih değil, insani ve ulusal bir görevdir. Bu, bileşenler arasında birlikte yaşamın devamı ve düşmanlarımızın istismar etmeye çalıştığı çekişme ve kışkırtmadan uzak, zorluklarla başa çıkabilecek uyumlu bir toplumun sürdürülmesi için temel güvencedir” sözleriyle tamamladı.