‘Mexmûr halkının dönüşü Önder Apo’nun paradigması temelinde olmalıdır’
“Mexmûr Mülteci Kampı, geri dönüşün Önder Apo'nun belirlediği paradigmaya dayanması konusunda kararlı” diyen İştar Meclisi Koordinasyon Üyesi Leyla Arzu Îlhan, halkın ve kadınların onurlu bir geri dönüş istediğini kaydetti.
Mexmûr - Mexmûr Mülteci Kampı, 1990’lı yıllarda Türk devletinin politikaları ve köylerin yakılması nedeniyle yerlerinden edilen Kürt mültecilerin, yıllarca süren göç yolculuğunun ardından yerleştiği bir merkez oldu. Kamp sakinleri, zor ve kısıtlı koşullara rağmen kendi çabalarıyla kampı çölden bir yaşam alanına dönüştürdü ve yıllardır süren mücadeleleri sayesinde burayı bir “altın sayfa” haline getirdi. Bu süreçte kamp, hem barınma hem de örgütlü bir yaşam alanı olarak Kürt halkının dayanışmasının simgesi oldu. Ajansımıza konuşan Îştar Meclisi Koordinasyon Üyesi Leyla Arzu Îlhan, Mexmûr Kampı’na yerleşen göçmenlerin, Türk devletinin uyguladığı politikalar nedeniyle mülteci haline geldiğini aktardı.
‘Kamptakiler soykırım politikalarına karşı mücadeleyi seçti’
Leyla Arzu Îlhan, “Burası, Türk devletinin Kürt halkına uyguladığı zor ve katliam politikaları nedeniyle mülteci olmuş bir halkın yaşam alanıdır. Kamptaki mevcut yapı, mülteci olmadan önce Botan ve Colemerg bölgelerindeki Apocu Hareket ile zaten bir bağ kurmuştu. Türk devletinin Kuzey Kürdistan ve Kürt halkına yönelik baskı ve soykırım politikalarıyla Botan bölgesinden binlerce insan Federal Kürdistan'a göç etmeye başladı. Çünkü biliyoruz ki Türk devleti bu politikaları, Reber Apo önderliğindeki Kürt özgürlük mücadelesini ortadan kaldırmak ve Kürt halkına karşı soykırımı tamamlamak için uyguladı. Bu politikalar sonucunda binlerce Kürt köyü yakıldı ve yıkıldı. Binlerce Kürt de zorla kaybedildi ve katledildi. Kamptaki insanlar da bu soykırım ve boyun eğdirme politikalarından kurtulmak için mücadele yolunu seçtiler” ifadelerinde bulundu.
Kendi kendini yöneten özerk sistemin inşası
Leyla Arzu Îlhan, iktidardaki güçlerin kamp sakinlerini göçe zorlamak ve toplumun kültürel ve dilsel yapısını kontrol altına almak için çeşitli yöntemler uyguladığını söyleyerek, “Mültecilik sürecinin başından itibaren kamp sakinleri, sosyal ve toplumsal temeller üzerine kendi kendini yöneten özerk bir sistem kurdu. Bu sistemde kadınların rolü çok değerli ve anlamlı oldu. Toplumsal yapının içinde kadınlara özel bir alan yaratıldı. Elbette, bu bağımsız kadın yapısının oluşturulması büyük zorluklarla karşılaştı. Çünkü, Mexmûr’deki toplum Botan bölgesinden gelmiş olsa da, feodal kültürel etkiler hala bazı kişilerin elinde güçlüydü ve bu durum toplumu etkilemişti. Kadınlar, toplumsal yapının merkezinde yer alan bir unsur olarak değil, ikinci planda değerlendirilmek isteniyordu” diye belirtti.
‘Kadınlar öncülüğünde toplumsal bir sistem kuruldu’
Sistem erkek egemen bir yapıyı kamp toplumuna dayatmak istese de, kamp halkının kendi toplumsal ve kolektif değerlerini tamamen kaybetmediğini vurgulayan Leyla Arzu Îlhan, “Kamp kadınları, kısa sürede kendi alanlarını ve rolünü kamp sistemi içinde belirleyebildiler. Bu yapı, mültecilik sürecinin başlarında kuruldu ve günümüzde İştar Meclisi olarak tanınıyor. Bu çerçevede kadınlar, yaşamın her alanında sorumluluk üstlendi ve bu sorumlulukların sonucunda haklarını elde ettiler. Özgürlük Hareketi'nin attığı her adımda, kamptaki kadınlar da harekete katıldılar. Bu hareket aynı zamanda kadınların özerk örgütlenmesini, toplumun bileşenleri olan kadın ve erkeklerin birlikte örgütlendiği eşbaşkanlık sistemini de hayata geçirdi. Kampta kadınların öncülüğünde bir toplumsal sistemin kurulduğunu söyleyebiliriz” sözlerine yer verdi.
‘Mevcut kazanımlar bu bedellerin sonucudur’
Leyla Arzu Îlhan, kamp halkının demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğü bilinciyle örgütlendiğini belirterek, "Topluluk, bugüne kadar kampa yönelik bunca ağır saldırı ve politikaya rağmen mücadelesini sürdürebildiyse, bu, kadınların öncülüğündeki kamp topluluğunun başarıları sayesindedir. Kamptaki kadınlar büyük bedeller ödedi. Mevcut kazanımlar bu bedellerin sonucudur. Bunları korumak, daha güçlü bir örgütlenme, daha güçlü bir kararlılık ve ortak bir anlayış oluşturmakla mümkün olabilir" diye ekledi.
‘Önder Apo, Kürt halkı ve tüm insanlık için değerli bir adım attı’
Kürt halkına ve Özgürlük Hareketi'ne karşı yürütülen her politikanın kampı etkilediğini dile getiren Leyla Arzu Îlhan, sözlerine şöyle devam etti:
“Önder Apo'nun paradigmasına yönelik her saldırı kampı etkiledi. Ancak kamp topluluğu, örgütlenmeleriyle bu komploları ve saldırıları engelledi. Bugün Önder Apo, Kürt halkı ve tüm insanlık için değerli bir adım attı. Bu adım, geçen yıl 27 Şubat'ta ilan edilen ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısıyla atıldı. Önder Apo'nun, barışçıl ve demokratik yöntemlerle Kürdistan ve Ortadoğu'da büyük bir soykırımı önlemeye bir kez daha çalıştığını görüyoruz.”
Onurlu bir geri dönüş istiyorlar
Yeni süreçle birlikte kampın durumuna dikkat çeken Leyla Arzu Îlhan, “Barış ve Demokratik Toplum perspektifi çerçevesinde kampın durumu da tartışılıyor. 32 yıldır süren bu mültecilik sürecinin sonunda, kamp halkı kendi geleceğini nasıl şekillendireceğini sık sık dile getirdi. 32 yıllık mücadele, Kürt dili ve kültürünün kabulü ve özgürlüğü temelinde yürütüldü. 32 yıldır verilen mücadele, özgürlükle, Kürt dilinin ve kültürünün kabulüyle gerçekleşecek. Kamp halkı, geri dönüşün, eğer gerçekleşirse, Önder Apo'nun belirlediği paradigmaya dayanması konusunda kararlı. Kamp halkının, kamp kadınlarının kararlılığı, onurlu bir geri dönüşe dayanıyor. Öncelikle mülteci durumuna yol açan politikalar sona ermeli ve Kürt dili, kültürü ve kimliği kabul edilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.