Meral Danış Beştaş: İran’a yönelik saldırılar bölgesel krizi derinleştiriyor

HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Ortadoğu’daki savaşın küresel etkiler yarattığını belirterek Türkiye’nin savunma politikalarını eleştirdi ve Kürtlerin bölgedeki tarihsel konumu ile çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Ortadoğu’da süren savaşın yalnızca bölgesel bir gerilim değil, çok sayıda aktörü içine çeken ve ekonomik sonuçlarıyla küresel ölçekte etkiler yaratan bir kriz olduğunu belirtti. Meral Danış Beştaş, İran’a yönelik saldırılar, Türkiye’nin savunma politikaları, Kürtlerin bölgedeki tarihsel konumu ve Türkiye’deki Kürt meselesinin çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Meral Danış Beştaş’a göre savaşın derinleşmesi Ortadoğu’daki siyasi dengeleri olduğu kadar Türkiye’nin dış politikasını ve iç demokratikleşme tartışmalarını da doğrudan etkiliyor. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin sürecin ise bölgesel gelişmelerden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Meral Danış Beştaş, Kürtlerin bölge ülkelerinde yürüttüğü mücadelenin tarihsel arka planına dikkat çekti.

‘Aslında bir dünya savaşı içindeyiz’

Ortadoğu’da devam eden çatışmaların kapsamına ve uluslararası güç dengelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meral Danış Beştaş, bölgedeki gelişmelerin yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olarak görülmemesi gerektiğini söyledi:

“Çok büyük bir savaşın merkezindeyiz aslında. Ortadoğu'da devam eden savaş aslında sadece ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı olarak değerlendirilemez. Neticede İran, Körfez ülkelerine çok yoğun bir saldırı yapıyor. En son Suudi Arabistan, Katar ve benzeri birçok merkeze füze saldırısı yapıldığını biliyoruz. Hizbullah işin içine girdi. Aslında bir dünya savaşı içindeyiz. Herkesi etkileyen, ilgilendiren, özellikle ekonomik anlamda Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte petrol sevkiyatında yaşanan engellemeler nedeniyle şu anda dünya alarm halinde aslında. Hatta en son Trump ‘geri çekiliriz, durdururuz’ mealinde, ara ara inişli çıkışlı, zigzaklı beyanlarda bulunuyor. Artık bütün dünya galiba ABD Başkanı’nın bu tutarsız yaklaşımlarına alıştı. Kimse şaşırmıyor. Bir gün ‘Biz sonuna kadar gideriz’ diyor. İkinci gün daha 24 saat geçmeden ‘Biz aslında vurmamız gereken bütün hedefleri vurduk’ diyor. Aslında bu kadar büyük zararın, milyonlarca yurttaşın hayatını, geleceğini etkileyen, bu kadar ülkeyi etkileyen bir savaşla ilgili bu kadar basit, tutarsız, birbiriyle çelişen beyanların kendisi dünyanın ahvalini, içinde bulunduğumuz siyasi atmosferi anlatıyor.”

‘Bombayla bir ülke demokratikleştirilemez’

İran’a yönelik askeri müdahalelerin demokrasi ya da özgürlük getirmeyeceğini ifade eden Meral Danış Beştaş, İran yönetimine yönelik eleştirilerin ise dış müdahalelerle değil, halkların özgürlük mücadelesiyle ele alınması gerektiğini vurguladı:

“Bir kere bir ülkeye saldırıyla, füzelerle, bombalarla, her türlü ağır silahlarla saldırarak o ülke düzeltilemez. İran'a diledikleri kadar yoğun bir saldırı içine girsinler. İran'da özgürlükler mi yeşerecek? Devlet mi demokratikleşecek? Bombayla, S-400'le, F-35'le, füzelerle bir ülke ‘demokratikleştirilemez’. 90 milyon yurttaşın olduğu bir ülkeden söz ediyoruz. Çok ciddi bir tarihsel arka planı ve devlet deneyimi olan İran İslam Cumhuriyeti'nin geçmişini bu konuda çok iyi irdelemek gerekiyor. Bu yönüyle biz kesinlikle bu saldırının bir sonuç üretmekten, olumlu yöne evriltmekten ziyade tam tersine içinden daha da çıkılmaz bir hale getirdiğini, bu çelişkileri, devletlerarası ilişkileri, gerilimi, ekonomik rezervleri, enerji piyasasını altüst ettiğini görüyoruz ve bundan dünya zarar görüyor.”

‘Müdahalenin karşısındayız ama bu ‘Molla rejiminin yanındayız’ demek değil’

Meral Danış Beştaş, İran’daki siyasi rejimi de eleştirdiğini belirterek hem dış müdahalelere hem de İran yönetiminin uygulamalarına karşı olduklarını söyledi:

“Halkların Demokratik Kongresi olarak biz tabii ki ABD ve İsrail müdahalesinin kesinlikle karşısındayız. Temel ilkelerimiz ve yaklaşımımız gereği bunu asla doğru bulamayız. Ama diğer yandan da bu ‘Molla rejiminin yanındayız’ anlamında gelmemeli. Çünkü İran'da daha bu yıl, çok büyük gösterilerde insanlar katledildi. İran ‘İdam Cumhuriyeti’ adıyla anılıyor artık. Kürtleri, muhalifleri sürekli idam eden bir rejim var. Jina Mahsa Amini’nin katledilmesi sürecini hatırlıyoruz. Büyük bir protesto dalgası gelişti ve Jin Jiyan Azadî sloganı dünya kadın hareketleri tarafından sahiplenildi. Bu yönüyle biz İran'ın yönetim biçimini de tasvip etmiyoruz. Biz her zaman söylediğimiz gibi İran halklarının özgür, eşit ve demokratik bir zeminde yaşamını savunuyoruz ve tabii ki dönüşümü, değişimi savunuyoruz.”

‘Türkiye dış politikada çok ciddi zikzaklar çizdi’

Türkiye’nin savunma politikalarına ve NATO ile ilişkilerine ilişkin değerlendirmesinde ise Türkiye’nin dış politikasında tutarsızlıklar olduğunu ifade eden Meral Danış Beştaş, özellikle savaş sürerken NATO’nun Patriot Hava Savunma Sistemlerinin satın alımının gündeme gelmesini “Türkiye’nin tutarlı bit dış politikasının olmadığının göstergesi” olduğunu belirtti:

“Böyle bir dünyada devletlerin kendilerini savunma hakkı da vardır. Bunu da göz ardı edemeyiz. Neticede devlet kendini değil, vatandaşlarını korur. Devletler kendini savunur derken sanki bir devlet aygıtını savunuyormuş gibi anlaşılabiliyor. Oysa ki orada yaşayan toplumu ve halkları savunma gibi bir görevi var devletin. Düşen füzelere karşı tabii ki bir kaygı oluşabilir. Türkiye'nin özellikle sınıra yakın bölgelerine düşme olasılığı daha yüksek. Ama tabi ki sadece mesele bu kadar yalın değil. Türkiye bence dış politikada çok ciddi zikzaklar çizdi. Uzun süredir bu devam ediyor. Bir yandan ‘Ben büyük ülkeyim, büyük devletim, savunma gücüm büyük’ diyor. Doğru, savunma sanayi açısından ve savunma gücü açısından Türkiye NATO'nun en güçlü ülkelerinden biri. Ama hala bir silahlanmaya karar vermesi de büyük bir soru işareti.”

‘Tutarlı bir dış politika gözlemiyoruz’

“Türkiye bir yandan NATO üyesi, bir yandan Amerika'dan F-35 istiyor - ki yılan hikayesine döndü, o verilmediği için ‘Şengay İşbirliği Örgütü’ne katılırım’ diyor. Hem NATO üyesi hem de Rusya'dan S-400 alıyor. Şimdi savaşın tam göbeğinde bu sefer ‘Patriotları alayım’ diyor. Bir telaş da var aslında. Tutarlı bir dış politikadan ziyade, güne göre, konjonktüre göre değişen bir dış politika gözlüyoruz. Bu tutarlı değil.”

‘Kürtlerin tarihini asla göz ardı etmemek lazım’

İran’a yönelik saldırılar ve Ortadoğu’daki savaşta Rojhilat Kürtlerinin tutumlarını anlamak için Kürt tarihine bakılması gerektiğini vurgulayan Meral Danış Beştaş, Kürtlerin bölgedeki tarihsel konumuna ve dört parçaya ayrılmış Kürt coğrafyasındaki Kürtlerin birbirleriyle olan bağlarına da dikkat çekti:

“Kürtlerin tarihini asla göz ardı etmemek lazım. Bugün Rojilat, Rojava, Başûr ve Bakûr dediğimiz bu coğrafya aslında tek coğrafyadan, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra emperyal güçlerin kendi aralarında böldüğü bir coğrafyadan, Kürdistan coğrafyasından söz ediyoruz. Aynı halkın mensupları farklı ülkelerin sınırları içinde kaldılar. Bu nedenle, her şeyden önce bu halk arasında doğrudan bir bağ olduğunu en azından tabii ki hakkını vermek lazım. Güçlü bir bağ var.”

Bölge devletlerinin Kürtlerin hak taleplerine karşı direnç gösterdiğini belirterek bunun tarihsel bir arka planı olduğunu söyleyen Meral Danış Beştaş, “İngiltere de, ABD de, Türkiye de, Irak da, İran da bu arka planla yaklaşıyor. Kendi ülkelerinde yaşayan, kendi yurttaşları olan Kürtlerin haklarını kabul etmeye karşı büyük bir direnç var. İran bugün en ufak bir itirazda bulunan, muhalefetini ifade eden bir Kürtü idam ediyor. Ama bu kaygı yersiz bir kaygıdır. Kaygıyı gidermenin yolu Kürtlerin bu taleplerini kabul etmekten geçer. Kürtler kimseden bir lütuf beklemiyor” diye konuştu.

Türkiye’nin bölgedeki Kürt varlığını uzun süre güvenlik meselesi olarak ele aldığını kaydeden Meral Danış Beştaş şunları ifade etti:

“Türkiye'nin yaklaşımına gelince, Türkiye maalesef bütün bu arka plan dahilinde başka bir yerden yaklaşıyor. Dünyanın neresinde bir Kürt ortaya çıksa kendi varlığına tehdit olarak gördü bugüne kadar. Anlaşılır ya da inanılası değil. Çünkü kendi yurttaşı olan Kürdü tanımıyor. Tanımadığı için ‘Oradaki Kürt özgürleşirse benimki de talep eder’ diyor.”

‘Kürtler bir ‘maşa’ değil’

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırarak, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da rejimi devirmek amacıyla silahlanmaya hazır grupları desteklemeye açık olduğunu yazmasının ardından Türkiye içinden iktidardaki Cumhur İttifakı’ndan Kürtlere yönelik açıklamalar olmuş, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler” diye tepki göstermişti. Tuncer Bakırhan’ın tepkisine katılan Meral Danış Beştaş şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kürtler adeta her zaman ‘bir maşa’ olarak, ‘kullanılabilecek bir enstrüman’ olarak görülüyor. Ama aksine, Kürtlerin çok daha güçlü bir siyasi duruşları, bilgi birikimleri, derinlikleri ve yönetme kabiliyetleri var.”

“Akıl veren çok oluyor ama bu akıl verenler dostları değil, Kürtlerin haklarını reddedenler. ‘Olur ya Kürtler doğru bir karar verip haklarına kavuşursa’ kaygısıdır bu. Dost dediğin eleştirebilir de destekleyebilir de. Ama parmak sallamalara karnımız tok gerçekten.”

‘Türkiye’deki sürecin muhatabı belli: Abdullah Öcalan’

Ortadoğu’daki savaşın Türkiye’de devam eden Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme sürecine ilişkin etkisine dair konuşan Meral Danış Beştaş, bu sürecin Türkiye içindeki siyasi aktörler arasında yürütüldüğünün altını çizdi ve “Türkiye'deki süreç Türkiye'de devam ediyor ve bu işin muhatabı belli. Müzakere yürütülen bir siyasi aktör var, o da Sayın Abdullah Öcalan” dedi.