Lübnan’daki Efrînliler: Sessizlik katliamların önünü açıyor

Lübnan’da yaşayan yerinden edilmiş Efrînli kadınlar, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de sivillerin, kadın savaşçıların ve altyapının hedef alındığını söyleyerek, uluslararası sessizliğin yeni katliamların önünü açtığını vurguladı.

Lübnan - İşgal altındaki Efrîn’den yerinden edilerek Lübnan’a göç etmek zorunda kalan kadınlar, Suriye’nin Halep kentindeki Kürt mahalleleri Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırıları sert sözlerle kınadı. Kadınlar, yaşananların münferit çatışmalar değil; Kürtleri ve Suriye’deki tüm toplumsal bileşenleri hedef alan, planlı ve sistematik bir savaşın parçası olduğunu vurguladı.

Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’ye mahalleleri son dönemde Suriye kıyılarında Alevilere yönelik işlenen katliamları hatırlatan en ağır saldırılardan birine sahne oldu. Bu saldırılarda siviller, hastaneler ve altyapı doğrudan hedef alınırken, kadın savaşçıların cenazelerinin parçalanması yaşanan vahşetin boyutunu gözler önüne serdi. Uluslararası toplumun süregelen sessizliği ise acıyı daha da derinleştirdi.

“Bu geçici bir çatışma değil, sistematik bir savaş”

Saldırıların ardından Lübnan’a göç etmek zorunda kalan Samira Bakr, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de yaşananların geçici bir çatışma olmadığını, yabancı çıkarlar doğrultusunda soğukkanlılıkla yürütülen planlı ve sistematik bir savaş olduğunu söyledi. Samira Bakr, geçici hükümetin Türk işgalinin doğrudan desteğiyle Colani’ye teslim edildiğini ve çıkarlarını hayata geçirmek için bir araca dönüştürüldüğünü ifade etti.

“Beşar Esad rejimi halkına zulmettiği için devrildi. Hayat Tahrir el-Şam cihatçıları da aynı suçları tekrarlamak için geldi, ancak bu kez her şey tüm dünyanın gözü önünde yaşanıyor. Daha önce gizlice işlenen suçlar, bugün hiçbir caydırıcılık ya da hesap verebilirlik olmaksızın açıkça uygulanıyor” diyen Samira Bakr, “Eğer Türkiye’nin amacı Kürtleri yok etmek değilse, Suriye’nin iç bölgeleriyle bu kadar derin ilişkiler kurmasının anlamı nedir?” diye sordu.

“Katliamlar ‘münferit’ değil”

Kadınlar, Suriye kıyılarında Alevilere yönelik işlenen katliamları da hatırlatarak, çocukların, kadınların ve yaşlıların “rejim kalıntılarını takip etme” bahanesiyle katledildiğini ifade etti. Benzer suçların daha sonra Dürzilere karşı da tekrarlandığını belirten kadınlar, yetkililerin bu vahşeti “münferit vakalar” olarak tanımlamasına tepki gösterdi.

HTŞ unsurlarının farklı ülkelerden geldiğini, Türkiye tarafından eğitildiğini ve Suriye’ye özellikle sivilleri hedef almak için gönderildiğini söyleyen kadınlar, 10 Mart’ta imzalanan ve Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’ye Suriye Demokratik Güçleri’nin çekilmesini öngören anlaşmanın dahi saldırıları durdurmadığını vurguladı. SDG’yi hedef alma bahanesiyle sivillere, hastanelere ve altyapıya yönelik saldırıların sürdüğü, oysa hedef alınan savaşçıların kentin kendi evlatları olduğu ifade edildi.

“Bu bir güç gösterisi değil, korkunun itirafı”

Lübnan’da yaşayan Efrînli kadınlardan Zainab Halil, geçici hükümetin 10 Mart anlaşmasından geri adım atarak kendisini çıkmaza sürüklediğini belirtti. Zainab Halil, halka Colani’nin barışı sağlayacağı ve ihlalleri durduracağı yönünde sözler verildiğini ancak yaşananların bunun tam tersini gösterdiğini söyledi.

“Bütün bunlardan ne kazandılar?” diye soran Zainab Halil, “Suriye’yi yeniden mi inşa ettiler, yoksa onu halkını öldüren, kadınlara tecavüz eden ve toplulukların haklarını gasp eden radikal bir İslamcı otoritenin hüküm sürdüğü bir ülkeye mi dönüştürdüler?” dedi. İki mahalleye ağır silahlar ve çok sayıda cihatçıyla yapılan saldırıların bir güç gösterisi değil, halkın direncinden duyulan korkunun göstergesi olduğunu vurgulayan Halil, yaşananların uluslararası bir komplonun parçası olduğunu ifade etti.

“Kadın bedenine yönelik bu vahşet neyin göstergesi?”

Kadınlar, savaş koşullarında ölümlerin yaşanabileceğini ancak kadın savaşçıların bedenlerinin parçalanmasının açık bir barbarlık olduğunu vurguladı. Türkiye ve ona bağlı paralı askerlerin Efrîn, Serêkaniyê (Ras al-Ayn) ve Girê Spî’de (Tel Abyad) uyguladığı politikaların bugün de tekrarlandığını belirten kadınlar, bu politikanın kadın bedenine yönelik işgal, cinsel saldırı ve parçalama üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.

Suriye Demokratik Güçleri’ne desteklerini dile getiren kadınlar, “SDG saflarında yer alan savaşçılar bizim evlatlarımızdır. Savaşı kaybetmedik; aksine daha güçlü ve daha dirençli hale geldik” dedi.

“Aynı senaryo yeniden sahneleniyor”

Yerinden edilmiş Kibar Abdo ise konuşmasında, şehit Hevrin Halef’e ve Barin Kobanî’ye yönelik ihlalleri hatırlatarak, yaşananların süreklilik arz eden bir vahşet zincirinin parçası olduğunu vurguladı. Efrîn’den Şehba’ya, oradan yeniden göçe zorlandıklarını anlatan Kibar Abdo, bugün Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê gibi yıllardır kuşatma altında yaşamış iki mahallede aynı senaryonun tekrarlandığını söyledi.

“Bu ihanete artık yeter. Dünyanın vicdanı neden hala harekete geçmiyor?” diye soran Kibar Abdo, Kürtlerin savaş ve çatışmalardan uzak, barış ve demokrasiyi esas alan bir gelecek istediğini belirtti. Bunun ise tüm toplumsal bileşenler için adalet ve eşitliği güvence altına alan, merkezi olmayan demokratik bir sistemle mümkün olacağını ifade etti.

Kadınlar, sözlerini “Teslim olmayacağız, topraklarımızı terk etmeyeceğiz. Haklarımızı ve onurlu bir yaşamı savunmaya devam edeceğiz” kararlılığı tamamladı.