Lübnan’da kriz derinleşiyor: Her ihtimale açık bir sürece girildi
Akademisyen ve aktivist Hulud Hamuş, Lübnan’ın çok katmanlı krizlerin ortasında “her ihtimale açık” bir sürece girdiğini belirterek, uluslararası mekanizmaların etkisizliği ve toplumsal kırılmaların ülkeyi daha da savunmasız hale getirdiğini vurguladı.
FADİA JUMAA
Lübnan - Ülkede ve bölgede yaşanan gelişmelerin hızlanması ve krizlerin derinleşmesiyle birlikte, Lübnan’ın geleceği ve toplumun biriken baskılara ne ölçüde dayanabileceği konusunda soru işaretleri artıyor.
Askeri, siyasi ve toplumsal gerilimlerin iç içe geçtiği bu tabloda, özellikle Lübnan halkının, bilhassa da onlarca yıldır cephe hattında yaşayan güney halkının yaşadığı acılara dair analizler öne çıkıyor.
Bu bağlamda değerlendirmelerde bulunan akademisyen ve siyasi aktivist Hulud Hamuş, ülkenin yaşananları anlamak için yeterince yara aldığını ifade ederek, güney halkının bugün yaşadığı yıpranmanın uzun bir acı sürecinin sonu olmasını umut ettiğini dile getirdi.
‘Bu direniş, 1948’den bu yana süren mücadele hattının devamı’
Hulud Hamuş, Güney Lübnan halkının, yıkım ve zarar düzeyleri farklılık gösterse de, kimliklerini ve varlıklarını korumak için ardı ardına yaşanan savaşlarda ağır bedeller ödediğini belirtti. Bu direnişin, halkın topraklarını savunmasına dayandığını ve 1948’den bu yana süren bir mücadele hattının devamı olduğunu ifade ederek, bunun “İsrail efsanesinin sona ermesine kadar” süreceğini vurguladı.
‘Her ihtimale açık bir süreçteyiz’
Mevcut askeri tabloyu da değerlendiren Hulud Hamuş, Lübnan’ın “her ihtimale açık bir sürecin” içinde olduğunu söyledi. İsrail’in son tırmanışı “Hizbullah’ın önleyici bir operasyon gerçekleştirdiği” iddiasıyla meşrulaştırmaya çalıştığını belirten Hulud Hamuş, buna karşın ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in hedef almalarının hiçbir zaman durmadığını ifade etti.
Bu noktaya gelmenin “ister tarihlerle ister füzelerle ilişkili olsun kaçınılmaz” olduğunu belirten Hulud Hamuş, “İsrail planının ya da devlet hayalinin denizden denize uzandığını” ifade etti.
‘İsrail’in Türkiye’yi, ABD’nin Küba’yı tehdit ettiğini gördük’
Mevcut dönemi en zor aşama olarak nitelendiren Hulud Hamuş, dünyada yaşanan günlük tehditlerin artık sadece bölgeyle sınırlı kalmadığını, başka ülkelere de yayıldığını belirterek, “İsrail’in Türkiye’yi tehdit ettiğini, ABD’nin Küba’yı tehdit ettiğini gördük” dedi.
Hükümete eleştiri
Lübnan’ın pratiklerini de eleştiren Hulud Hamuş, yerinden edilenler politikalarında ciddi bir aksaklık olduğunu vurguladı. Sığınmacıları kabul etmek için açılan okulların daha sonra kapatıldığını ya da insanlardan buraları terk etmelerinin istendiğini belirten Hulud Hamuş, savaşın yaklaştığına dair açık işaretlere rağmen, krize önleyici bir şekilde yaklaşılmadığını ve sivilleri korumaya yönelik alternatif planlar hazırlama konusunda herhangi bir ciddiyet görülmediğini dile getirdi.
Derneklerin rolünü de eleştiren Hulud Hamuş, onların da yetersiz kaldığını ifade etti. Vatandaşların hala önceki savaşların etkisi altında yaşadığını, sürekli göç dalgalarıyla birlikte artan psikolojik ve maddi baskılar altında ezildiğini söyledi.
Bu göç sürecinin iç hassasiyetler ve mezhepsel hesaplarla da birleştiğini belirten Hulud Hamuş, bazı bölgelerde vatandaşların kabul edilmesinin reddedildiğini ifade etti. Lübnanlılar arasındaki karşılıklı korku ortamının ise medya ve bölgesel kışkırtmaların mezhepsel bölünmeyi derinleştirmesinin bir sonucu olduğunu vurguladı.
Uluslararası kuruluşlara eleştiri
Uluslararası kuruluşların rolünü de sorgulayan Hulud Hamuş, varlıklarının artık şüpheli hale geldiğini belirterek, “Hala varlar mı? Onlara nasıl güvenilebilir?” diye sordu. Uluslararası adaletin yokluğunun artık açıkça görüldüğünü ifade eden Hulud Hamuş, “Dünya liderleri başka ülkelerin liderlerini öldürmekle övünüyorsa, hangi adaletten söz edebiliriz?” dedi.
Bu durumun müzakerelerin ve barışın geleceği hakkında ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirten Hulud Hamuş, dünyanın siyasi ve insani değerlerde bir çöküşe doğru gittiğini vurguladı.
Bugün yaşananların adalet kriterlerinin tamamen yokluğunu gösterdiğini ifade eden Hulud Hamuş, “ne siyasette ne de müzakerelerde adalet var” dedi. Dünyanın şu anda “deliler” tarafından yönetildiğini söyleyen Hulud Hamuş, “kötülükle dolu bir yolda ilerliyoruz ve umarız zafer müttefikimiz olur” ifadelerini kullandı.
‘Kadınlar üzerindeki baskı iki katına çıktı’
Kadının rolüne ilişkin olarak ise Hulud Hamuş, kadının her zaman destekçi ve mücadele eden bir güç olduğunu, birikmiş ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin yükünü taşıdığını belirtti. Kadınların üzerindeki baskının iki katına çıktığını, hem aileyi koruma hem ev işlerini yürütme hem de zor yaşam koşullarında ihtiyaçları karşılama sorumluluğunu üstlendiklerini ifade etti.
Tüm bu yüklere rağmen kadının hala “en zayıf halka” olarak görüldüğünü belirten Hulud Hamuş, buna karşılık kadınların sosyal ve insani yardım alanlarında güçlü bir şekilde öne çıktığını ve zarar gören toplumlara destek vermede kilit roller üstlendiğini vurguladı. “Bugün yaşadığımız şey bir kadın-erkek meselesi değil, kapsamlı bir insani krizdir” dedi.
Siyasi temsil hala sınırlı
Siyasi alanda ise kadın temsilinin hala sınırlı olduğunu belirten Hulud Hamuş, kadınların çabalarına rağmen siyasi hayattaki varlıklarının büyük bir değişim göstermediğini ifade etti. Sorunun yalnızca sayısal temsille ilgili olmadığını, aynı zamanda net bir siyasi kimlik vizyonunun eksikliğinden kaynaklandığını belirterek, bu durumun kadınların çabalarını parçalı ve sonuçlarını dağınık hale getirdiğini, bu potansiyeli gerçek bir etkiye dönüştürecek kapsayıcı bir çerçevenin eksik olduğunu dile getirdi.