‘Libya’da cezasızlık kadına yönelik şiddeti derinleştiriyor’
Libya’da kadın katliamlarının arttığına dikkat çeken Haneen Bouchoucha, cezasızlığın kadına yönelik şiddeti derinleştirdiğini belirterek, toplumsal ve yasal tedbirlerin yetersizliğine dikkat çekti.
İBTİSAM AXFİR
Bingazi- Erkek egemen toplum yapısı, kadın katliamlarının artışında belirleyici bir rol oynuyor. Son dönemde yaşanan kadın katliamları artık münferit olaylar değil, toplumun kadınlara, rollerine ve haklarına bakışını yansıtan derin bir sorunun göstergesi haline geldi. Nawazi Araştırma ve Kalkınma Örgütü Başkanı ve kadın çalışmaları uzmanı Haneen Bouchoucha, Libya’da artan kadın katliamlarını ajansımıza değerlendirdi. Şiddeti normalleştiren kültürel ve sosyal faktörleri, şiddeti katliama dönüştüren yasal ve siyasi koşulları anlatan Haneen Bouchoucha, ayrıca, kök nedenlerin göz ardı edilmesi ve cezasızlığın devam etmesinin, kadınları hem kamusal hem de özel alanda en savunmasız grup haline getirdiğini vurguladı.
‘Katliamlar gerekçelendirilerek meşrulaştırılıyor’
Libya’daki kadın katliamları tartışmasına değinen Haneen Bouchoucha, şiddetin toplumda giderek artan bir olgu haline geldiğini vurguladı. Kadın katliamlarının önemli ölçüde arttığını ve buna toplumsal tepkilerin çoğu zaman kayıtsız kaldığını belirten Haneen Bouchoucha, “Birçok durumda ‘namus’ adı altında işlenen katliamlarda mağdur suçlanıyor ve ‘kesin bir şey yapmıştır’ söylemleriyle katliam meşrulaştırılıyor. Bu toplumsal gerekçelendirme, failin hesap vermesini engelliyor ve kadına yönelik şiddetin toplum tarafından kabulünü pekiştiriyor” dedi.
‘Bireysel silahlanma suç kapsamını genişletti’
Şiddetin yayılmasının temel nedenlerinden birinin, kadına yönelik şiddeti egemen kültürün bir parçası olarak kabul eden toplumsallaşma olduğunu belirten Haneen Bouchoucha, “Çoğu durumda kadınlar şiddete maruz kaldıkları eve geri dönmek zorunda bırakılıyor. Bu yaklaşım, 2025 yılında 20’den fazla kadının katledilmesine yol açtı. Kadınlar için yasal koruma eksikliği, sorunu daha da ağırlaştırdı. Çünkü şiddet ihbarlarının yapıldığı birçok polis karakolunda bu tür vakalar genellikle ‘aile meseleleri’ olarak ele alınıyor. Devletin kontrolü dışında faaliyet gösteren silah ve silahlı grupların yaygınlaşması da, ister Libyalı kadınlara ister göçmen kadınlara karşı olsun, suç kapsamını genişleten önemli bir etken” sözlerine dikkat çekti.
Kadın katliamlarında faillerin ‘namus’ bahanesine sığındığını kaydeden Haneen Bouchoucha, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu bahaneyle bir kişiyi öldürmenin hiçbir gerekçesi olamaz. Ama maalesef bu gerekçeler çoğu zaman kadınlara genelleştiriliyor, erkekler ise muaf tutuluyor. İşte bu yaklaşım, tamamen ataerkil düşüncenin bir sonucudur. Bir annenin, ‘Bir erkek hiçbir hata yapamaz’ sözünü pekiştiren ve her durumda kadını sorumlu tutan miras alınmış bir kültürün sonucu olarak, babasını veya erkek kardeşini memnun etmek için kızına şiddet uygulayabileceğini görüyoruz. Şiddete maruz kalan kadın veya kız çocuğu, kendisine uygulanan şiddeti kabul ederek, ‘Evet, bir hata yaptım ve cezayı hak ediyorum’ diyerek durumu haklı çıkarabilir.”
‘Şiddete karşı önleyici tedbirler alınmalı’
Şiddetin katliama dönüşmeden önleyici tedbirlerin yanı sıra acil yasal müdahale gerektirdiğinin altını çizen Haneen Bouchoucha, barınma imkanı olmayan kadınlar için de güvenli evler kurulmasını istedi. Haneen Bouchoucha, “Birçok kadın, kendilerini yakın tehlikeden koruyacak alternatiflerin olmaması nedeniyle şiddetin insafına kalıyor. Cezasızlık, faillerin eylemlerini özellikle ‘namus’ gerekçesiyle haklı çıkarıldığında, bu davranışın sosyal olarak kabul edilebilir olduğu hissini yaratıyor ve olgunun daha da kötüleşmesinde kilit bir faktör oluyor. Sadece kadınlar bir erkeğe karşı benzer bir eylemde bulunduğunda ağır şekilde cezalandırılıyor, erkekler ise aynı gerekçeyle ceza indirimi alabiliyor. Bu ayrımcılık, şiddetin sürmesine ve katliama dönüşmesine doğrudan katkıda bulunuyor” şeklinde konuştu.
‘Şiddetin bahanesi olmaz!’
Libya'nın yaşadığı kriz ve savaşların, çatışma ve bölünme yaşayan ülkelerde olduğu gibi, şiddet oranlarını artırdığını açıklayan Haneen Bouchoucha, “Ancak savaşların şiddet içeren davranışlar için bir bahane olabileceği fikrini reddediyorum. Iraklı doktor Ban Ziad ve Libyalı doktor Amani Juha katliamlarına dikkat çekmek istiyorum. Özellikle Amani Juha davasına ilişkin soruşturmalar çok acı verici ve endişe verici, çünkü bulgular anne, baba, erkek kardeş, eş ve hatta kız kardeşin de dahil olduğunu gösteriyor. Bu durum, tüm bir ailenin bir katliama katılmasına yol açan sebeplerin incelenmesi için ciddi çalışmalar yapılmasını gerekli kılıyor” sözlerine dikkat çekti.
‘Şiddeti sona erdirmek için köklerini ele almak gerekiyor’
Bu vakaların analizine psikoloji ve sosyolojinin de dahil edilmesinin gerekliliğini vurgulayan Haneen Bouchoucha, şöyle konuştu:
Çünkü bu olgunun kökleri ele alınmadıkça şiddet ortadan kalkmayacak. Özellikle şüpheli ölümlere dikkat çekmek istiyorum. ‘Silah temizlerken kazara ölüm’ olarak adlandırılan olaylar, suçların gerçek koşullarını ortaya çıkarmada ciddi bir engel oluşturuyor. Mağdur bir kadın olduğunda ve kurşunun ‘yanlışlıkla’ atıldığı iddia edildiğinde, kasıtlı mı yoksa ihmal sonucu mu işlendiğini belirlemede adli tıp bilimi kritik bir rol oynuyor. Trablus’ta Khansaa Mujahid’in katledilmesi olayına değinmek gerekirse; kafasına ve göğsüne isabet eden yoğun kurşunlar, kadının doğrudan hedef alındığını açıkça gösteriyor. Suçun ardındaki sebepler hakkında sorular sorulmalı: Bir politikacının eşi olduğu için mi? Tanınmış bir sosyal medya fenomeni olduğu için mi? Yoksa kamusal alanda aktif olduğu için mi? Günümüzde kadınlar kendilerini güvende hissetmiyor ve her an hedef alınabileceklerini biliyor.”
‘Savunuculuk kampanyaları yürütülmeli’
Toplumun bu suçların sıklığı nedeniyle endişe yaşadığını belirten Haneen Bouchoucha, “Ancak asıl tehlike, bunların ‘münferit olaylar’ olarak görülmesi ve bunun koruma ve önleyici tedbirlerin eksikliğine yol açmasıdır. Bu durum, siyasi, sosyal ve insan hakları alanlarında çalışan kadınları, hatta gazetecileri daha savunmasız hale getiriyor. Nawazi Araştırma ve Kalkınma Örgütü’nün yaptığı bir araştırmaya göre, kamusal alanda çalışan kadınlar dijital şiddete en açık grup ve oran yüzde 67’ye kadar çıkıyor. Birçok kadın, şiddetten korunmayı sağlayacak bir yasanın yürürlüğe konması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca kadınların medyadaki imajını iyileştirmek, onlarla ilgili tabuları yıkmak, toplumdaki gerçek rollerini ön plana çıkarmak ve kadınların korunması için etkili savunuculuk kampanyaları yürütmek büyük önem taşıyor” ifadelerinde bulundu.
‘Kadınlar için güvenli evler inşa edilmeli’
Temsilciler Meclisi'ni açık yasalar çıkarmaya çağıran Haneen Bouchoucha, sözlerinin sonunda, “Temsilciler Meclisi’nin şiddete karşı önleyici tedbirler uygulamaya ve kadınlar için güvenli evler sağlamaya çağırıyorum. Toplum, kadınları destekleyen ancak şiddet ve katliam vakalarında yanlarında durmayan kuruluşları eleştiriyor. Ancak bu kuruluşların çalışmaları sansür ve sınırlı kaynaklar da dahil olmak üzere birçok faktör tarafından kısıtlanıyor. Bu durum, artan bu olguyu engellemek için tüm devlet kurumlarının dayanışmasını gerektiriyor” dedi.