Nagihan’ın ardından: Yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor
Katledilişinin dördüncü yılında çalışma arkadaşı Nagihan Akarsel’i anlatan gazeteci Dicle Müftüoğlu, “Yol göstericiydi” dediği Nagihan’ın adının “Jin, jiyan, azadî” sloganının yankılandığı her yerde yaşamaya devam edeceğini söylüyor.
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Amed - Nagihan Akarsel, “Hakikat ebedi ve ezeli olanın insan tarafından sezilmesinin öyküsüdür. Bu aynı zamanda kendi kendimizi sezmenin öyküsüdür. Ya da öncesizlik ve sonrasızlık içinde bilincin bilinçle kavranması serüveni. Hakikate ulaşabilmek başlı başına bir özgürlük serüveni aslında” sözleriyle hakikat arayışını anlatıyordu. Nagihan Akarsel’in yaşamı da bir hakikat yolculuğuydu. Tarihin derinliklerine inen, bu yolculuğa eşlik edilmesi için sözü incelikle kullanan bir hikaye anlatıcısıydı. Jineoloji çalışmaları kapsamında kadın tarihinin izini sürmek için gittiği Federe Kürdistan Bölgesi’nin Silêmanî kentinde 4 Ekim 2022’de katledildi.
Gazeteci ve Jineoloji Araştırma Merkezi üyesi Nagihan Akarsel, 1976’da Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Xelikan (Gölyazı) köyünde doğdu. Liseyi Konya’da bitirdi, Ankara’da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudu. 1997’de Türkiye’den ayrıldı. 2001 yılında Ankara’da “örgüt üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alındı ve tutuklandı. 2007’de tahliye edildi. Yarım kalan gazetecilik öğrenimini cezaevi sonrası devam ettirdi. Yaşamı ve güçlü kalemiyle onu tanıyanların üzerinde büyük bir etki yaratan Nagihan Akarsel, hala kadınların yoluna ışık olmaya devam ediyor.
‘Kadın haberciliğine katkısıyla etki yarattı’

Nagihan Akarsel’in yaşamına tanıklık eden kadınlardan biri de gazeteci Dicle Müftüoğlu. Nagihan Akarsel ile birlikte geçirdikleri dönemi anlatan Dicle Müftüoğlu, Nagihan Akarsel ile bizzat tanışmadan önce onun gazeteciliğinden ve özellikle kadın haberciliğine yaklaşımından etkilendiğini belirterek, şu ifadelerde bulunuyor:
“Nagihan ile Dicle Haber Ajansı’nda tanıştım. O Ankara büroda, ben ise Amed büroda çalışıyordum. Onunla bizzat tanışmadan önce yarattığı tarz ve duruşla tanışmıştım. Kadın haberciliğiyle ilgileniyordu ve o alanda bir etki yaratmıştı. Hani bazı kişiler vardır ya, duruşuyla, çalışma biçimiyle, disipliniyle size bir şekilde sirayet eder. Bunu görmek için onunla yan yana gelmenize gerek yoktur. Gazetecilerin yaptığı iş bir yerde onun aynası olur, o aynayla insanları etkiliyorsunuz. Nagihan da haberleriyle, belirlediği gündemlerle durmamız gereken yerin neresi olduğunu, hangi bakış açısıyla hareket etmemiz gerektiğini öğretti.”
‘Birlikte yaşamanın olanaklarını yaratırdı’
2013 yılında Nagihan Akarsel ile birlikte çalışma yürüten Dicle Müftüoğlu, aynı evi paylaştığı arkadaşı için, “Nagihan birlikte yaşanması çok keyifli arkadaşlardan biriydi. Aynı evde yaşayan bir aile bireyleri bile çok fazla yan yana gelmezken, Nagihan'ın tarzı bizi bir masa etrafında buluşturan bir tarzdı. Birlikte yaşamanın olanaklarını sağlayan tarzı ve anlayışı ile evde sohbet edebildiğiniz bir ortam yaratırdı. Sadece kadınları değil, duruşu ve bakış açısıyla erkek arkadaşları da etkiliyordu. O bizim için yol göstericiydi. Birçoğumuz karşımızdakini incitmemek için eleştirmekten kaçınırız. Ama Nagihan eleştirmekten hiç kaçınmazdı. ‘Birbirimizi eleştirerek değiştirebiliriz’ derdi ve bunu yaşamsallaştıran biriydi. Eğer Nagihan bizi eleştiriyorsa bunu bizi dönüştürmek için yaptığını bilirdik” diyor.
Kadın tarihinin izini sürdü
Nagihan Akarsel, Jineoloji çalışmalarına 2017 yılında Efrîn'de başladı. Haber için Federe Kürdistan Bölgesi’ne giden Dicle Müftüoğlu, Nagihan Akarsel ile yollarının 2017’de bir kez daha kesiştiğini şu sözlerle anlatıyor:
“Jineoloji, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın önümüze koyduğu bir cevher. Kadının örtülmüş tarihini açıklığa kavuşturmak için arkeoloji çalışması yürütülen bir akademi. Nagihan da Jineoloji çalışmaları kapsamında birçok bölgede kadınlarla buluşuyordu. Şengal'in köylerine gidip özellikle yaşlı kadınlardan onların öyküsünü dinliyor, heyecanla anlatıyordu. Efrîn’e yönelik Türkiye'nin ve paramiliter grupların saldırısı döneminde Mezopotamya Ajansı için 5 yazı dizisi halinde bir dosya hazırlamıştı. Efrîn'in kadın tarihini jineolojik açıdan inceleyip, ortaya koymuştu. Nagihan bu haber dizisiyle Efrîn'e neden saldırıldığını tarihsel araştırması üzerinden ortaya koymuştu. Nerede ne kaybettiğini, ne aradığını bilen, onu bugüne taşımaya çalışan bir duruşu vardı. O açıdan da bize çok şey kattı. Hala da katmaya devam ediyor.”
‘Nagihan olsaydı ne düşünürdü?’
Dicle Müftüoğlu, Barış ve Demokratik Toplum sürecinde yaşanan her gelişmede “Acaba Nagihan olsaydı ne düşünürdü?” sorusunu sormaktan kendini alamadığını söylüyor. Dicle Müftüoğlu, Nagihan Akarsel’in 9 Ekim Komplosu’ndan önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştüğünü hatırlatıyor ve şöyle devam ediyor:
“9 Ekim Komplosu’ndan önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'la görüşmüştü. Ona dair izlenimlerini bizimle paylaşırdı, coşkuyla anlatırdı. Detaycıydı, tüm detaylarıyla anlattığı için o an o hikayenin içerisindeymiş gibi hissedersiniz. Onu arıyoruz, oluşan boşluklarda onun ne hissedebileceğini ya da onun bizi nasıl aydınlatabileceğini düşünüyorum. Elbette bıraktığı her bir eser hala yolumuzu aydınlatıyor. Ama yokluğunun büyük bir boşluk bıraktığını dile getirmek isterim.”
‘Bıraktığı miras daha fazla yaygınlaştırılıyor’
“Jin, Jiyan, Azadî” direnişinin dünyaya yayıldığı bir süreçte Nagihan Akarsel’in kadınlara bir mesaj vermek amacıyla katledildiğini vurguluyor Dicle Müftüoğlu. Katliamın amacına ulaşmadığını söyleyen Dicle Müftüoğlu, Nagihan Akarsel’in ardından onun düşüncülerinin daha fazla kadına ulaştığını vurgulayarak, “Bir felsefenin temelini oluşturan ‘Jin, jiyan, azadî’ kadınların kurtuluş yolunu simgeleyen bir slogan olarak yayıldı. Yayıldıkça neyi amaçladığı daha geniş tartışıldı. Böyle bir süreçte Nagihan katledildi. Bu katliam Kürt kadınlarına ve özgürlük hareketine yönelik bir mesaj ya da tüm kadınlara saldırı niteliği taşıyordu. Bu saldırılarla bir değeri yok etmeye çalışma hali var ama o kişinin yarattığı ideolojiyle birlikte yarattığı değerler o kadar başka bir noktaya taşınıyor ki onu öldürmek, yok etmek gibi bir durum söz konusu olamıyor. Onun düşüncüleri daha fazla kadınlar açısından düşünülmeye, tartışılmaya başlanıyor. Onun bıraktığı miras daha fazla yaygınlaşıyor. Onun adı, açmak için çok uğraştığı Silêmanî’deki kadın kütüphanesinde yaşatılıyor. ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganının her yankılandığı yerde Nagihan'ın da adı yaşıyor. Yine Jineoloji dergisi ve akademisi çalışmalarına devam ediyor ve bu çalışmaların hepsi onun öncülük ettiği bir yol bağlamında yapılıyor” diyor.
‘O hala bize yol gösteriyor’
Dicle Müftüoğlu konuşmasını şöyle tamamlıyor: “Biz gazeteciler açısından da kadın haberciliğini yaşatmak adına onun bıraktığı etki devam ediyor. Çünkü bugün hala kadınlar katlediliyor. İktidar ve iktidara yakın medya tarafından bu durum olağanlaştırılmaya çalışılıyor ama Nagihan’ın bize öğrettiği şey bunları olağanlaştırmamak. Her bir kadının öyküsüne inmek, onun neden katledildiğini ve bunun aslında devletli erkek egemen sistemin bir ürünü olduğunu, onun şiddetinin sonucunda bu katliamların yaşandığını hatırlamak. Çünkü sadece bir erkek şiddeti olmadığı, bunun aslında devletli erkek egemen sistemin yarattığı bir sonuç olduğunu daha fazla sorgulayıp, yazmak ve kamuoyuna bunu daha fazla anlatmak gibi bir sorumluluğu hissediyoruz. O açıdan hala yol gösteriyor bizler için ve göstermeye devam edecek.”