Komplo: Önce İmralı şimdi Rojava
İmralı’da yürütülen görüşmeler barış umutlarını büyütürken, Rojava’ya yönelik saldırılar süreci sabote eden yeni bir komplo olarak değerlendirildi. Kürt halkı, 15 Şubat’ın farklı biçimlerle yeniden sahnelendiği bu komployu da kırdı.
SARYA DENİZ
Haber Merkezi- Türkiye’de Kürt sorunu, yalnızca geçmişin bir meselesi değil; bugün siyasetin, demokrasinin ve toplumsal barışın en belirleyici başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Bir yılı aşkındır İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile gerçekleştirilen görüşmeler ve bu görüşmelere dair yapılan açıklamalar, uzun süredir tıkanmış olan çözüm tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Diyalog ve demokratik çözüm vurguları umutları canlandırırken, aynı süreçte devam eden baskı politikaları ve askeri adımlar, çözüm iradesinin samimiyetine dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Türkiye, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözülüp çözülemeyeceği konusunda kritik ve çok hassas bir eşikte bulunuyor.
Amaç çözüm mü Rojava mı?
Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi ve demokratikleşmeye dair önemli mesajlar verilse de henüz iktidar tarafından somut bir adım atılmadı. Çözümün nasıl ve ne şekilde olacağı yönünde tartışmalar devam ederken Rojava’ya yönelik saldırılar ve kuşatmanın hala devam etmesi süreci en kırılgan yapan meselelerden biri. Abdullah Öcalan’ın geçen yıl şubat ayı içinde açıklama yapması tarihi bir an olarak nitelendirildi ve 26’ncı yılında komplonun boşa çıkarılması anlamını taşıdığı ifade edilmişti. Abdullah Öcalan’ın açıklaması ve elbette Kürt halkının bu açıklamaya yanıtı tarihi ve bir halkın mücadelesinin sonucuydu. Karşılıklı açıklamaların yapıldığı ve beklentilerin her geçen gün arttığı bu süreçte Rojava’ya saldırılar yeni bir komplo niteliğinde değerlendirildi. Saldırılar sonunda en çok sorulan sorulardan biri ‘Amaç çözüm mü Rojava mı?’ oldu. Kürt halkının tarihine “kara bir gün” olarak kazınan 15 Şubat 1999 tarihi bugün hafızalarda yeniden canlanırken, Rojava’da yaşananlar 15 Şubat’ın tekrarı şeklinde değerlendiriliyor.
İkinci komplo: Rojava
Rojava’ya dönük saldırılar barış ve müzakere tartışmalarından bağımsız ele alınmazken bir halkın kendi kendini yönettiği, bütün halkların birlikte yaşadığı bir model hedef alınıyor. 6 Ocak’ta Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar geliştirildi ve abluka hala devam ediyor. Saldırılar boyunca dört parça Kürdistan’da direnişe geçen halk Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sınırlara akın etti. Bölgedeki kazanımların korunması amacıyla Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından yapılan seferberlik çağrısına dünyanın dört bir yanından yanıt geldi. İkinci komplo olarak isimlendirilen bu dönemde Türkiye’nin de dahil olduğu birçok devletin halklara karşı bir araya geldikleri ifade edildi. Kürt karşıtlığı üzerinden kurulan bu ittifakta Kürtlerin statü sahibi, kendi kendini yöneten, kendi yerelinde ve yaşam biçiminde söz sahibi bir halk olması istenmiyordu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘müzakereci’ olarak kabul edildiği bu süreçte onun paradigmasıyla kurulan bir yönetime saldırı tam da ‘ikinci komplo’ tanımlamasını doğruluyor. Peki Rojava’da bu birlik nasıl kuruldu? Abdullah Öcalan için Rojava nerede duruyor? Bugün Rojava’ya saldırıların anlamı ne? 15 Şubat’tan bugüne komploya Kürt halkı nasıl cevap verdi- veriyor?
15 Şubat Komplo süreci
15 Şubat 1999'da uluslararası komplo ile Türkiye'ye getirilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tüm zorlu koşullar ve tecrit politikalarına rağmen geliştirdiği fikirlerle halklar için umut oldu. Abdullah Öcalan, Türkiye ve Suriye devletleri arasında imzalanan Adana Mutabakatı sonrası 9 Ekim 1998 günü Suriye’den çıkmak zorunda bırakıldı. Anlatımlarına göre; Suriye'den çıktıktan sonra önünde iki yol vardı. Bu yolu ve gelişmeleri şöyle anlatıyordu:
"Tam bir yol ayrımına gelinmişti. İki yol vardı; dağ yolu veya Avrupa. Yapılması gereken ya dağlık alanı karargah olarak seçip, savaşı daha üst boyuta sıçratmak, şehir eylemlerini tırmandırmak, ya da uzlaşma, demokratik çözüm ve barış arayışını Avrupa koşullarında daha güvenceli olarak geliştirmeye çalışmaktı. Dağa çıkış 40 yıllık rüyam olduğu halde üzüntümden çatlamamın tek nedeni insan yaşamının ve özgürlüğün iğne ucu kadar barışçıl bir imkânı varsa bunun denenmesinin tercih edilmesinin daha değerli olmasıdır. 9 Ekim 1998 çıkışını Zagroslara yapmamanın doğruluğuna hala inanıyorum. Savaş kişiselleşirdi. Tam bir intikamcılığa dönüşürdü. Olası bir barış ve kardeşlik fırsatı hepten yitirilirdi. Savaşın tıkanmış durumu, bir nevi kör bir noktaya gelip dayanması, benim de dağda olmam halinde her tür silahın kullanılma olasılığı ve benim durumumun ek bir sürü ağırlık getireceği bu nedenle tercih edilmemesi uygun görülmüştü. Benim etrafımda yoğunlaşacak bir savaş her bakımdan büyük sakıncalar taşımaktaydı. Ahlaki olarak kendimi yük yapmam doğru olmazdı. Avrupa koşulları da çok riskli olmasına rağmen siyasi kültüre ve demokratik anlayışla, hukuka zımnen de olsa biraz güven duyuluyordu. Ancak özellikle Yunanistan hükümetinin ilk 9 Ekim 1998 günü adım basar basmaz bu denli alçalacağı hiç tahmin edilmemiş ve düşünülmemişti.”
Hedef Kürt- Türk savaşını başlatmak
Komplo Abdullah Öcalan şahsında Kürtlerin yıllarca verdiği mücadele ve direnişi hedeflemişti. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleştirilemedi. Abdullah Öcalan ağır tecrit koşulları altında bulunduğu İmralı Cezaevi'nde egemenlerin tüm planlarını boşa çıkardı. Komplonun nedenleri ve hedefleriyle ilgili çokça yazıldı, çizildi. “Komplo, etkisini yüzyıllara yayacak düzeyde kapsamlı ve derinlikli özel bir darbe” şeklinde tanımlandı. Komplocu güçlerin tek bir amacı vardı: Türkiye'de yüzyıllar alacak bir Kürt- Türk savaşını başlatmak. Peki bugün Rojava’nın nasıl bir anlamı vardı? Rojava nasıl şekillendi? Abdullah Öcalan için Rojava ya da Rojava’daki halklar için Abdullah Öcalan’ın anlamı neydi? Rojava’da gelişen devrim nereden nasıl beslendi ve bugün neden bir komplo geliştirildi.
Değişim nasıl başladı?
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 1979 yazında Türkiye–Suriye sınırının Riha-Mêrdîn hattından Suriye’ye geçti. Abdullah Öcalan’ın yaklaşık 20 yıl süren Suriye dönemi, ülkedeki Kürt siyasi hareketinin şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Abdullah Öcalan Kürt halkı üzerinde silinmez izler bıraktı.
1979 sonrası dönem, Suriye’de rejim ile İhvan-ı Müslim arasındaki gerilimin giderek tırmandığı, siyasal atmosferin oldukça sertleştiği bir sürece denk geliyordu. Türkiye’den ayrılan Abdullah Öcalan ve beraberindeki mücadele arkadaşları, Suriye’ye geçtikten sonra ilk aşamada Kuzey Suriye’deki sınır hattında bulunan Kürt yerleşimlerinde kısa süreli olarak tanıdıklarının evlerinde kaldı. Bu ilk temas döneminin ardından hareketin merkezi giderek Şam ve Lübnan’daki Bekaa Vadisi’ne kaydı. Bölge sakinleri o günleri, “Sürekli okuyorlardı, tavırları ve bakışlarıyla dikkat çekiyorlardı. Gittikleri her evde örnek oluyorlardı. Kim olduklarını tam bilmiyorduk ama Kürdistan için mücadele ettiklerini hissediyorduk” sözleriyle anlatıyor. Kobanê’de başlayan bu temas kısa sürede Efrîn, Dêrîk, Qamişlo, Amûde ve Rojava’nın birçok merkezine yayıldı. Sokaklarda, evlerde ve sofralarda Apocu Hareket konuşuluyor, bu etkileşim 1983 yılına kadar kesintisiz şekilde sürüyordu.
Bekaa’ya yöneliş
Rojava sürecinin ardından, halk arasında Heval Ali olarak bilinen Abdullah Öcalan’ın Filistinli grupların bulunduğu Lübnan ile Şam arasındaki Bekaa Vadisi’ndeki kampa geçmesiyle birlikte, onu görmek isteyenlerin ilgisi daha da arttı. Daha önce onunla tanışan ya da sadece adını duyan herkes Bekaa’ya gitmenin yollarını aramaya başladı. Bölgedeki Apocu kadrolar ve giderek şekillenen milis yapılarıyla temas kuran çok sayıda kişi, Bekaa Vadisi’ne yöneldi. Kuzey ve Doğu Suriye’de neredeyse her aileden en az bir kişi bu kampa giderek hareketin önderiyle temas kurdu. Özellikle 15 Ağustos 1984’te gerçekleştirilen ve Kürt halkının yeniden dirilişi olarak görülen Eruh eylemi, bu hareketin diğer Kürt siyasi yapılarından farklı bir çizgiye sahip olduğu inancını güçlendirdi ve Kürdistan devriminin mümkün olduğu fikrini pekiştirdi.
Somut sonuç
Abdullah Öcalan’ın Rojava’da ve Kürdistan’ın dört bir yanında yaydığı ideoloji, halk tarafından bir kurtuluş yolu olarak benimsendi. Kürtler ve Araplar başta olmak üzere toplumun her kesiminden insanlar, bu düşünceyi yeni bir yaşam anlayışı ve mücadele biçimi olarak sahiplendi. Bu gelişmeden rahatsız olan hegemon güçler ise süreci engellemek amacıyla 9 Ekim 1998’de uluslararası bir komployu devreye soktu. İşte tam da bugün İmralı’da sürdürülen mutlak tecrit, bu komplonun devamı olarak değerlendiriliyor. Abdullah Öcalan’ın yaklaşık yirmi yıl boyunca Suriye ve Rojava’da ektiği mücadele tohumları, yüzlerce kişinin Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne katılmasına zemin hazırladı ve bu birikim 2011 yılında Rojava Devrimi’yle somut bir sonuç verdi.
‘Rojava kırmızı çizgimdir’
Abdullah Öcalan her fırsatta ve son süreçte de ‘Rojava kırmızı çizgimdir’ dedi. 2025 yılında Rojava’daki durumla ilgili uyarılarını dile getiren Abdullah Öcalan, aralık ayındaki son heyet görüşmesinde Rojava yönetimine hızlı hareket etmeleri ve Şam yönetimi ile 10 Mart Mutabakatı konusunda diyalog ve müzakereye açık olunması gerektiğine dair uyarılarda bulunmuştu:
“Görünüşe göre hegemonik güçler Suriye’ye müdahale edecek, bu yüzden bunu önlemek için hızlıca harekete geçin.”
Uyarıları ve hamleleriyle süreci yöneten Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan oldu. Kürtlere karşı planlanan ikinci komploya halkların ve Kürtlerin birliği ile karşı duruldu. Rojava’da Abdullah Öcalan’ın paradigmasının yıkılmasını isteyenler, masada ve sahada birliğin yarattığı gücü yıkamadı. 27 yıldır komploya karşı Kürt halkı ile birlikte direnen Abdullah Öcalan ve Kürt halkı bir kez daha aynı iradeyle komployu kırdı.