Kobanê’de direniş: Demokratik ulus projesine yönelik saldırılar geri püskürtüldü

Kuzey ve Doğu Suriye’de cihatçı HTŞ bünyesindeki çetelerin saldırılarıyla artan askeri gerilim karşısında SDG, sivilleri korumak için özellikle Kobanê ve Cizîrê’de yeniden konuşlandı.

SİLVA EL-İBRAHİM

Kobanê - Kuzey ve Doğu Suriye’de son dönemde artan saldırılar, demokratik ulus projesini hedef alan yeni bir askeri gerilimi beraberinde getirdi. Heyet Tahrir el-Şam bünyesindeki cihatçı grupların düzenlediği saldırılar karşısında Suriye Demokratik Güçleri, sivillerin korunması amacıyla özellikle Kobanê ve Cizîrê Kantonu’nda yeniden konuşlanırken, bölge halkı kuşatma ve teslimiyet baskılarına rağmen direnişini sürdürdü. Bu kararlılık, sonunda karşıt güçleri diyalog ve müzakere sürecine yönelten bir dönüm noktası oldu.

Kobanê’de IŞİD’in yenilgiye uğratılmasının ve Dêrazor’daki son kalelerinde de ortadan kaldırılmasının ardından yeni bir dönem başladı. Bu dönemin temel başlığı, toplumsal yaşamın demokratik ve katılımcı temeller üzerinde yeniden inşa edilmesiydi. Suriye Demokratik Güçleri ve Özerk Yönetim kurumları, Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinden esinlenen, yerinden yönetim, halklar arası birlikte yaşam ve kadınların güçlendirilmesine dayanan bir modeli benimseyerek iç ve dış birçok zorluğa rağmen bu projeyi geliştirmeye çalıştı.

Demokratik ulus ve Rojava kadınlarının öncülük ettiği deneyim

IŞİD’ten kurtarılan tüm bölgelere yayılan bu projenin genişlemesine değinen Fırat Kantonu Çevre Konseyi Eşbaşkanı Almaz Rumi, demokratik ulus projesinde Kürt kadınlarının öncülüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:

“Kadın devrimi Kobanê kentinde başladı, ancak kısa sürede farklı bileşenlerden ve farklı bölgelerden kadınları kapsayacak şekilde genişledi. Amaç, bu deneyimi Suriye’deki tüm kadınlara taşımaktı. Böylece kadınlar özgür bir iradeye ve tutuma sahip olabilsinler. Çünkü daha önce kadınlar haklarını kullanmaktan ve düşüncelerini ifade etmekten mahrum bırakılıyordu. Kadın devrimi, kadınların siyasi, diplomatik ve askeri alanlarda yeniden örgütlenmeleri için tarihsel bir fırsat yarattı.”

‘Kadınlar kendilerini örgütledi ve mücadelelerini daha da geliştirdi’

Kadının özgürleşmesi, demokratik ulus projesinin temel sütunlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu proje aynı zamanda toplum ile doğa arasında uyumu savunan ekolojik bir yaklaşımı, kapitalizm ve otoriter moderniteye yönelik eleştiriyi de içeriyor. Demokratik ulus kavramı, toplulukların geleneksel bir ulus-devlete ihtiyaç duymadan kendi kendilerini örgütleyebileceği bir model olan demokratik konfederalizm fikriyle de bağlantılıdır. Bu yönüyle demokratik ulus, siyaseti tabandan demokrasi, çoğulculuk ve sosyal adalet temelinde yeniden tanımlamayı amaçlayan toplumsal bir proje olarak öne çıkmaktadır.

Almaz Rumi ayrıca, “DAİŞ’ten kurtarılan bölgelerde kadınlar değişime açık bir tutum sergiledi. Çünkü DAİŞ’in ihlallerinden en ağır şekilde etkilenen kesim kadınlardı. Bu nedenle özgürlük anlarını zılgıtlarla karşıladılar ve Kürt kadınlarının öncülüğünde kadın özgürlük mücadelesinin yolunu izlediler. Bu dayanışma sayesinde kadınlar kendilerini örgütledi ve mücadelelerini daha da geliştirdi” ifadelerini kullandı.

Kadın devrimine karşı uluslararası komplo

Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulan Özerk Yönetim deneyimi, meclisler, yerinden yönetim ve halkın doğrudan katılımına dayalı bir model olarak dikkat çekiyor. Araplar, Kürtler, Süryaniler ve Asuriler gibi farklı toplumsal bileşenlerin ortak yönetimde yer aldığı bu sistem, karar alma süreçlerinde gerçek bir ortaklık ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirdi. Deneyimin en ayırt edici yönlerinden biri ise kadın özgürlüğüne verdiği önem oldu. Eşbaşkanlık sistemi ve kadınların çeşitli kurumlarda aktif yer alması sayesinde kadınlar tarihte görülmemiş ölçüde yönetsel ve siyasi roller üstlendi. Bu yönüyle deneyim, geleneksel bölünmeleri aşan, halkların kardeşliğini vurgulayan çoğulcu bir demokratik model sundu.

Almaz Rumi’ye göre kadınların uzun ve ortak bir mücadele sonucu elde ettiği kazanımlar, bu devrimci deneyimi benzersiz kıldı. Ancak aynı durum, deneyimin düşman güçler tarafından hedef alınmasına da yol açtı. Almaz Rumi, bu sürecin uluslararası komploların hedefi haline geldiğini belirterek, geçen yıl 6 Ocak’ta başlayan saldırılara dikkat çekti. Bu saldırılar sırasında Şêx Meqsûd ve Eşrefîye mahallelerinde sivillere ve kadınlara yönelik ihlallerin ciddi boyutlara ulaştığını söyleyen Almaz Rumi, uluslararası toplumun sessizliğinin failler için adeta bir ‘yeşil ışık’ anlamına geldiğini ve halkın iradesi ile kadınların doğrudan hedef alındığını ifade etti.

Almaz Rumi ayrıca bu sessizliğin cihatçı grupları cesaretlendirdiğini ve benzer ihlallerin Rakka, Tabka ve Deyrizor kentlerinde de tekrarlandığını belirtti. Bu bölgelerde kadınlara yönelik aşağılayıcı uygulamaların ortaya çıktığını söyleyen Rumi, kadınların saçlarının kesilmesi, kadın savaşçıların binaların balkonlarından atılması gibi eylemlerin savaş hukukuna ve en temel insani değerlere tamamen aykırı olduğunu vurguladı.

IŞİD’in yenilgisinin intikamı ve Suriye toplumunda mezhepçiliğin yayılması

Almaz Rumi, kadınların bu denli vahşi biçimde hedef alınmasının, Kürt kadın savaşçıların IŞİD’i yenilgiye uğratmasının bir intikamı olduğunu ifade etti. Almaz Rumi’ye göre bugün halkların birliğine karşı yürütülen savaşın arkasında yer alan güçler, bu saldırılarla toplumsal kazanımları hedef alıyor. Almaz Rumi, yaşananların aynı zamanda Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) cihatçılarının iktidara gelmesinden sonra ortaya çıkan Suriye gerçekliğini yansıttığını belirterek, bu güçlerin kendi ideolojik çizgilerini ve düşünce tarzlarını tüm Suriye toplumuna dayatmaya çalıştığını, farklı bileşenlerin ve mezheplerin özgünlüklerine ise hiçbir saygı göstermediğini söyledi.

Baas rejiminin çöküşü ve HTŞ cihatçılarının iktidara yükselmesinin ardından Suriye toplumunda, özgürlük taleplerini ve hakların güvence altına alınmasını hedefleyen çeşitli siyasi modeller tartışılmaya başlandı. Bu öneriler arasında merkeziyetçi olmayan bir cumhuriyetin kurulması ya da federal bir sistemin benimsenmesi gibi seçenekler yer aldı. Bu yaklaşımlar, kültürel ve dini çeşitliliğin korunmasını ve yerel toplumların kendi işlerini yönetebilmesini amaçlıyordu.

Ancak söz konusu tüm öneriler reddedildi. Geçici hükümetin, Baas döneminde uygulanan merkeziyetçi sistemi yeniden üretmekte ısrar etmesi halk arasında geniş bir hoşnutsuzluğa yol açtı. Bu hoşnutsuzluk dalgası ise yetkililer tarafından baskı ve ihlallerle karşılandı. Bu durum özellikle Suriye kıyı bölgelerinde, Süveyda’da, Halep’teki Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde ve Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan olaylarda açık biçimde görüldü.

Kobanê destansı bir direnişi yeniden yazdı ve cihatçıları bir kez daha yenilgiye uğrattı

Almaz Rumi, demokratik ulus anlayışından doğan Özerk Yönetim deneyiminin, halkların kardeşliğinin somut bir örneği olduğunu belirtti. Ancak bazı güçlerin uzun süredir halklar arasında mezhepçilik ve ayrımcılık tohumları ekmeye çalıştığını ifade eden Almaz Rumi, bu nedenle söz konusu deneyimin farklı yollarla hedef alındığını söyledi. Almaz Rumi’ye göre bölgeye yönelik son saldırıların amacı da Kürt ve Arap halkları arasında fitne yaratmak ve demokratik ulus projesini başarısızlığa uğratmaktır.

Almaz Rumi, “Bu halklar binlerce yıldır birlikte yaşıyor. Bu savaş onların arasındaki kardeşliği yok edemez” diyerek halklar arasındaki tarihsel birlikteliğe dikkat çekti.

Almaz Rumi ayrıca, Rojava Devrimi’nin başladığı günden bu yana sürekli olarak hedef alındığını, ancak tüm saldırılara rağmen devrimin yenilgiye uğratılamadığını vurguladı. Halkın Kürt halkına ve bölgedeki halkların birlikteliğine karşı kurulan komploların farkında olduğunu belirten Almaz Rumi, son saldırıların oldukça sert olmasına rağmen halkın gösterdiği tutumun belirleyici olduğunu söyledi.

Almaz Rumi’ye göre Kürt halkının genel seferberlik çağrısına yanıt vererek birlik içinde güçlerini desteklemesi ve topraklarını korumak için silahlanması, bu saldırılara verilen en güçlü yanıt oldu.

‘Amaç demokratik ulus projesini zayıflatmak’

Kuzey ve Doğu Suriye’de, Heyet Tahrir el-Şam bünyesinde yer alan cihatçı grupların düzenlediği saldırılarla askeri gerilim tırmandı. Bu saldırıların amacı, demokratik ulus projesini zayıflatmak ve bu projede yer alan güçleri ile toplulukları hedef almaktı. Bu gelişmeler karşısında Suriye Demokratik Güçleri (SDG), sivilleri korumak ve daha fazla kan dökülmesini önlemek amacıyla özellikle Kobanê ve Cizîrê Kantonu başta olmak üzere Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelere yeniden konuşlandı.

Saldırıların sürmesine, Kobanê kentinin kuşatma altına alınmasına ve çeşitli anlaşma adları altında teslimiyet dayatılmasına rağmen, bölge halkı bu baskılara geniş çaplı bir karşı duruş göstererek direniş tutumunu sürdürdü. Bölge halklarının kazanımlarını savunma konusundaki kararlılığı sonucunda, karşıt güçler sonunda müzakere masasına oturmak zorunda kaldı.

Bu süreçte varılan anlaşma, Rojava halklarının verdiği fedakarlıkları gözeten ve Kürtlerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan demokratik bir Suriye inşa etme arayışını vurguladı. Aynı zamanda Kürtlerin ülkenin geleceğinde yer almasını sağlayacak demokratik entegrasyon temelinde bir çözüm hedefini de ortaya koydu.