Kızının acısı, oğlunun hasreti: Bir annenin yıllara yayılan bekleyişi

Kızını yıllar önce yitiren Remziye Canbeg, 11 yıldır cezaevinde bulunan oğlu Herekol Aso Canbeg’in özgürlüğüne kavuşacağı günü bekliyor. Remziye Canbeg, “Oğlum özgürleşince mücadele bitmeyecek, bu kez dışarıda birlikte mücadele edeceğiz” diyor.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Bedlîs - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile başlayan Barış ve Demokratik Toplum süreci, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesiyle yeni bir boyut kazandı.

Yasa kapsamında 3 bin 900 siyasi tutsağın özgürlüğüne kavuşması beklenirken, bu durum Kürt toplumu ve aileler için umut oluşturdu. Ancak yasanın kapsamının yetersizliği ise yeni soru işaretleri ve tartışmaları beraberinde getiriyor.

Çocuğunun özgürlüğü bekleyen annelerden biri de Remziye Canbeg.

‘Oğlum özgürleşince bu kez dışarıda birlikte mücadele edeceğiz’

Remziye Canbeg’in oğlu Herekol Aso Canbeg 11 yıldır tutuklu. Diğer tutsak aileleri gibi çocuğuna kavuşacağı günü dört gözle bekleyen anne Remziye Canbeg, “Oğlum özgürleşince benim için mücadele bitmeyecek, onunla birlikte bu kez dışarıda mücadele edeceğiz” diyor.

Remziye Canbeg’in oğlunun ilk adı Mesut, ancak tutuklandıktan sonra cezaevinde mahkeme kararı ile bu adı kullanmak istemiyor ve adını “Herekol Aso” olarak değiştiriyor.

Anne Remziye Canbeg, yıllardır hasret kaldığı oğlunu şu sözlerle anlatıyor: “Herekol, çocukluğunda çok çalışkan, çok dürüsttü, 14 yaşındayken  İstanbul’a gitti. İstanbul’a gittikten sonra orada çalışır diye düşündük. Zaten bu sürede okulu da bırakmıştı. İstanbul’da gençlik çalışmalarına katılmış. 2005 yılında ise Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Ancak bizim haberimiz yoktu, 4 yıl ondan hiçbir haber alamadık. 4 yıl boyunca onu aradım. 4 yılın ardından katılım yaptığını öğrendik, tabi sevindik. Bakur sahasındaydı.”

11 yıldır tutsak, birçok cezaevine sürgün edildi

Remziye Canbeg, oğlu Herekol’un tutuklanma sürecini şu sözlerle anlatıyor: “Suriye savaşı sırasında iki arkadaşıyla beraber Amed Sur’da özyönetim direnişine katıldığını duyduk. 2016 yılında ise Pîrsus’ta (Suruç) tutuklandı. Gözaltı işlemleri sırasında ağır işkencelere maruz kalmasına rağmen pişmanlık yasasını kabul etmedi. Oğlum müebbet aldı. 3 ay Riha’da cezaevinde kaldı, ardından Alanya’da da 4 yıl kaldıktan sonra yeniden sürgün edildi. Şu an Antalya S Tipi’nde tutuluyor. Yaklaşık 8 aydır görüşüne gidemedim.” 

Ramziye Canbeg, oğlunun “Aso” olarak adını değiştirmesinin nedenini anlatıyor: “Kızım Gülistan 2012’de Rojava’da YPJ’ye katıldı. Kız kardeşi Gülistan’ın hareketteki adı Aso idi. Kardeşi hayatını kaybedince onun adını da kimliğine ekledi.”

‘Çocuklarımızın emeğiyle büyük bir kazancımızın olacağından eminiz’

Herekol Aso Canbeg’in harekete katıldığında henüz 16 yaşında olduğunu belirten Remziye Canbeg, oğluyla gurur duyduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Oğlum halkı için mücadele verdi. Biz de verdiği mücadeleyle gurur duyuyoruz. Başım dik. Tabii sonuçta bir anneyim ve yüreğim yanıyor. Cezaevine görüşüne gittiğimizde arkadaşlarının aileleriyle de sohbet ve ilişkilerimiz oldu. Dört duvar arasında verdikleri mücadele, yaşama karşı disiplinleri ve yoldaşlıklarını görünce çok mutlu oldum. Aynı zamanda Önderleri için de bu mücadele. Biz de Önderliğimiz için direneceğiz. Gözümüz yollarda inşallah o ve yoldaşları da tahliye olur ve özgürlüklerine kavuşurlar. Umutluyuz, çocuklarımızın emeğiyle büyük bir kazancımızın olacağından eminiz. Önderliğimize sonuna kadar güveniyoruz. Umut ediyoruz ki tüm anneler çocuklarına kavuşurlar.”

‘Diğer annelerin mücadelesi bana güç verdi’

Remziye Canbeg, 8 çocuğun en büyüğünün oğlu Herekol Aso Canbeg olduğunu ifade ederek şöyle diyor: “Herekol daha beşikteyken ben bu mücadeleyi biliyor ve bu mücadeleye emek veriyordum. Devletin baskısı yıllarca sürdü, hala da yer yer ifadelere çağırarak o baskıyı sürdürmeye çalışıyorlar. Her gün evimizi basıp işkence yapıyorlardı. Çok zor bir yaşamımız vardı. Aso’nunda (Gülistan Canbeg) katılımıyla beraber şiddet baskı iki katına çıktı. Bir anne olarak bu mücadelede binlerce annenin olduğunu biliyorum, bu bana güç kuvvet veriyor. Güçlü durmamız gerekiyor çocuklarımızın aklı bizde kalmamalı. Yaşamım boyunca hep bunu ilke edindim.”

‘Dizimizin dibinde oturmalarını beklemiyoruz’

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıya ulaşacağına olan inancının tam olduğunu vurguluyor Remziye Canbeg ve konuşmasını şu sözlerle sürdürüyor:

“Herekol Aso Canbeg’in özgürlüğüne kavuştuktan sonra dizimin dibinde oturmasını beklemiyorum. Bizler de bu kapsamda çocuklarımızla birlikte yeni süreçte de mücadele etmek istiyoruz. Tek talebimiz çocuklarımızı görebileceğimiz bir mücadele alanının oluşturulmasıdır. Süreç öyle bir konuma evrildi. Artık geriye adım atılamaz noktadadır. Biz de zaferle sonuçlanmasını umut ediyoruz. Önderliğimizin yürüttüğü süreçten dolayı uzun bir süredir ölüm haberleri almadık, anneler ağlamadı. Biz de bu sürecin onurlu bir barışa evrilmesini temenni ediyoruz. Üzerimizde denemedikleri savaş yöntemi kalmadı ancak yine de irademizi kıramadılar. Her an gözümüz kulağımız Önderliğimizde, onu takip ediyoruz. Önderliğimize inanıyoruz. Bu yol mutlaka zafere ulaşacaktır.”

‘Abdullah Öcalan’ı görmek istiyoruz’

Remziye Canbeg, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile de görüşmek istediğini belirtiyor:

“Hiçbir şekilde bizleri Önderliğimizle görüştürmüyorlar. Bu süreç başladığından beri büyük bir umutla bekliyoruz. Fakat kaygılarımız devam ediyor. Kaygılıyız ama biryandan da Önderliğimize, çocuklarımızın mücadelesine güveniyoruz.”

Remziye Canbeg, çocuğunun özgürlüğüne kavuşacağı günü umutla beklediğini ifade ediyor:

“Yıllarca evde Herekol’un sevdiği yemekleri pişirmedik. Bunu Herekol’a anlattığımda ‘öyle davranmayın’ diyordu. Umutluyuz çocuklarımız özgürlüğüne kavuşunca onların sevdiği yemekleri hep beraber pişirir yeriz. Her an cezaevindeki tutsaklar özgürleşecek diye gözümüz kulağımız sosyal medyada, televizyonlarda. Bir haber bekliyoruz. Cezaevine her görüşe gittiğimizde büyük baskı uygulamalarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ancak her koşulda ‘acaba Önderliğimizi nasıl özgürleştirebiliriz’ diyoruz.  Her şeye rağmen onların morali bozulmasın mutlu olsunlar diye maruz kaldığımız uygulamaları bile dillendirmiyoruz.”

‘Kızımın ölümü yüreğimi yaktı’

Özlem duyduğu bir diğer çocuğunu anlatan anne, “Aso köydeki diğer arkadaşlarına benzemiyordu. Mesela çeyiz hazırlamak, evlenmek gibi bir planı yoktu. O daha fazla çalışmalara hevesliydi. Gençleri görünce onların çalışmalarına katılmak için sabırsızlanıyordu. Her daim Önderliği, hareketi konu edinen kitapları okuyordu. 17 yaşındayken kuzeniyle nişanladık. Bir yıl nişanlı kaldı. Kına gecesinde kalabalığı fırsat bilerek katılım yaptı” diyor.

Kızının daha sonra Gever’de hayatını kaybettiğini anlatıyor:

“Aso katılım yaptıktan sonra asker, polis her gün kapıya dayanıyordu ‘gidin kızınızı getirin’ diyorlardı. Bende ‘varsa imkanınız siz gidip alın’ diyordum. Sonra Aso’nun şehit düştüğünü duyduk. Wan adliyesi bizi çağırdı. Bir arkadaşıyla birlikte bir çatışmada şehit düştü. Ardından başvuru yaptık bizi çok oyaladılar sonunda cenazemizi aldık. Polis cenazesine katılımı engellemeye çalıştı ancak yüzlerce kişi cenazeye katıldı ne yaptılarsa cenazeye katılımı engelleyemediler.”

‘Cenazesini yıkadım, ellerini kınaladım’

Remziye Canbeg, yaşadığı acının büyük bir mücadeleye dönüşmesini şu sözlerle anlatıyor:

“Polis cenazenin camiye götürülmesini engelledi. Cenazesini aldım kendi evimin banyosunda kızlarımla yıkadık. Ellerini kınaladım. Sarı, yeşil, kırmızı renklerle cenazesini süsledim. Kendi kendime söz verdim ne olursa olsun onların mücadelesine sahip çıkacaktım. Bu mücadele sayesinde Kürdistan özgürleşecek bu mücadele sonuçlanacak inancındayım. Çok şükür iki çocuğum gitti diğer çocuklarım da bu mücadeleye bağlı yetiştirdim.”