Kidfluencer'lar: Dijital medyada çocuk emeğinin yeni sömürüsü
Oyun oynayarak büyümesi gereken çocuklar, aileleri tarafından dijital medyada gelir elde etmenin aracına dönüştürülüyor. Uzmanlar, "kidfluencer" olgusunun çocuk hakları, mahremiyet ve ruh sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor.
SARA POURKHEZARİ
Kirmanşan - Korkuyla karışık bakışlarla dans eden ya da ezberletilmiş bir şiiri tekrar eden çocuk, bir yandan da anne ve babasının onayını almak için sürekli onlara bakıyor. Masum gülümsemesinin ardında ise, kameranın karşısında hata yaparsa ebeveynlerinin sevgisini ya da memnuniyetini kaybetme korkusu gizli.
Bu tablo, bugün "kidfluencer" olarak adlandırılan ve aileleri tarafından dijital medyada görünür kılınan çocukların yaşamını anlatıyor.
Bu çocuklar, oyun oynayarak özgürce büyümek ve çocukluklarını yaşamak yerine küçük birer performans sanatçısına dönüştürülüyor. Bitmek bilmeyen bir sirkte sahne alan oyuncular gibi, çoğu zaman istemedikleri davranışları yalnızca ebeveynlerinin beklentileri ya da kameranın baskısı nedeniyle tekrar etmek zorunda kalıyorlar. Renkli görüntülerin ardında çocukluğun neşesi değil, acı bir gerçek yatıyor: Çocuklar ilgi çekmek, takipçi kazanmak ve içerik üretmek için kullanılan araçlara dönüştürülüyor.
Son yıllarda dijital medyada görünür olma arzusunun artmasıyla birlikte, gösterişli yaşamların ve yapay hayat tarzlarının yanı sıra çocukların da içerik üretiminin temel unsurlarından biri haline getirildiği kaygı verici bir süreç hız kazandı. Bugün birçok dijital medya hesabında çocuklar, gerçek yaşamları ve doğal gelişim süreçleriyle ilgisi olmayan davranışlar sergilemeye zorlanıyor.
Bu davranışlar çocuğun isteği ya da tercihiyle değil, ebeveynlerin çocuklarını gelir kaynağına dönüştürme isteğiyle ortaya çıkıyor. Süreç her geçen gün yaygınlaşırken, giderek daha fazla ebeveyn çocuklarının masumiyetini ve kırılganlığını ilgi çekmek ve kazanç sağlamak amacıyla kullanıyor. Pek çok çocuk yaşına uygun olmayan makyajlar yapmaya, yetişkin tavırları sergilemeye ve anlamını dahi bilmedikleri cümleleri ezberleyerek söylemeye zorlanıyor. Böylece doğal gelişim sürecini, oyun oynamayı, hata yapmayı ve öğrenmeyi deneyimlemek yerine, başkalarının onlar için yazdığı rolleri oynayan küçük oyunculara dönüşüyorlar.
Çocuklar içerik üretiminin aracına dönüşüyor
Kirmanşan'da yaşayan çocuk hakları aktivisti Mitra H., çocukların bu alanda kullanılmasına dair şunları söyledi:
"Her gün, her saat kameranın karşısına çıkarılan bir çocuğu düşünün. Söyleyeceği her söz, yapacağı her hareket ve oynayacağı her oyun önceden belirlenmiş. Doğal bir yaşam yerine sürekli denetim altında geçen bir gündelik hayatı var. Sanki başının üzerinde görünmez bir kamera bulunuyor ve onu bir an bile yalnız bırakmıyor.
Bu çocuklar, hiç bitmeyen bir filmin içinde yaşıyor. Büyüdüklerinde de aynı duyguyu taşımaya devam ediyorlar. Sürekli ne söylediklerine, nasıl davrandıklarına dikkat ediyorlar. Çünkü zihinlerinde 'Beni şu anda biri izliyor olabilir' düşüncesi yerleşmiş oluyor. Bu sürekli gözetim hissi zamanla içselleşmiş bir korkuya ve kronik bir otosansüre dönüşüyor."
Mitra H., çocuklar üzerindeki baskının yalnızca belirli davranışları sergilemeye zorlanmalarıyla sınırlı olmadığını belirterek şöyle devam etti:
"Birçok çocuk daha ilgi çekici görünmeleri ve ailelerinin daha fazla takipçi ile gelir elde etmesi için tehlikeli diyetler yapmaya ya da riskli davranışlarda bulunmaya zorlanıyor. Bu süreçte çocuğun bedeni ve ruh sağlığı zarar görüyor; üstelik kimse ona ne istediğini ya da neyin kendisi için güvenli olduğunu sormuyor.
Ne yazık ki bu olgu her geçen gün yaygınlaşıyor. Çocukların istismarını önleyecek açık yasal düzenlemelerin bulunmaması nedeniyle bu çocukların büyük bölümü korunmasız kalıyor. Toplum da bu gösterilerin çocukların ruhsal ve fiziksel gelişimi üzerindeki etkilerinin henüz yeterince farkında değil. Üstelik izleyiciler bu içerikleri destekledikçe, bunları üreten kişiler daha fazla teşvik ediliyor ve böylece bu sömürü biçimi güçlenerek devam ediyor."
Hukuki boşluk: Baskıyı uygulayanlar ebeveynler olduğunda
Çocukların sömürülmesi, İran yasalarında görünürde yasaklanmış olsa da, bu sömürü ebeveynler tarafından gerçekleştirildiğinde toplumsal olarak meşrulaştırılıyor.
Çocuğu gerektiğinde anne ve babasına karşı da koruyabilecek açık ve etkili hukuki düzenlemelerin bulunmaması nedeniyle ebeveynler, çocuk üzerinde sınırsız hak sahibi olduklarını düşünüyor. "Onun iyiliği için" ya da "doğru olduğunu düşünüyorum" gibi muğlak gerekçelerle çocuklarını, aslında kendi çıkarlarına ve beklentilerine hizmet eden davranışlara zorluyorlar.
Bu durum yalnızca kültürel bir sorun değil; aynı zamanda İran'ın hukuk sisteminden kaynaklanan yapısal bir mesele olarak değerlendiriliyor. Hukuk sistemi çocuğu bağımsız haklara sahip bir birey olarak değil, ebeveynin velayeti ve tasarrufu altında bulunan biri olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, ebeveynlerin çocuklarını farklı biçimlerde sömürmesine alan açıyor ve bazı durumlarda bunu dolaylı biçimde meşrulaştırıyor. Örneğin İran'da bir babanın çocuğunu evlendirebilmesine ya da 13 yaşındaki bir kız çocuğunun kendisinden onlarca yaş büyük biriyle evlendirilmesine hukuken izin verilirken, ebeveynlerin çocuklarını dijital medya için içerik üretmeye zorlamasını engelleyen açık bir düzenleme bulunmuyor. Çocuk yaşta evliliğe izin veren bir hukuk sisteminin, çocukların dijital medya üzerinden sömürülmesine karşı etkili bir koruma sağlamasının da mümkün olmadığına dikkat çekiliyor.
Çocuk psikoloğu: Çocuklar dijital ortamda modern kölelere dönüştürülüyor
Çocuk psikoloğu Seher Q., uzun süredir özellikle dijital medya platformunda (Instagram) çocuklarını içerik üretiminin merkezine yerleştiren aileleri takip ettiğini belirterek şunları söyledi:
"Uzun zamandır sosyal medya platformlarında, özellikle de Instagram'da, günlük yaşam içerikleri üreten birçok ebeveyni takip ediyorum. Keşke mesele yalnızca ilk bakışta zararsız gibi görünen bu paylaşımlarla sınırlı olsaydı.
Defalarca tanık oldum ki bazı ebeveynler, son derece sıradan görünen içeriklerin içine çocuklarını, aslında cinsel çağrışımlar taşıyan durumlara fark ettirmeden yerleştiriyor. Çocuk bunun hiçbir anlamını kavrayamıyor; ancak yetişkin izleyiciler aynı görüntüleri bambaşka biçimlerde yorumlayabiliyor."
Seher Q., toplumda çocuklara yönelik cinsel ilgi duyan kişilerin varlığının göz ardı edilemeyeceğini belirterek şöyle devam etti:
"Psikolojide buna pedofili diyoruz. Bu gerçek, çocuklara ait bazı fotoğraf ve videoların bu kişilerin ilgisini çekmesine neden olabiliyor. Ne yazık ki bazı ebeveynlerin, çocuklarını bilinçli şekilde bu tür izleyicilerin dikkatini çekecek içeriklerde kullandıklarını gördüm. Sanki çocuklarını daha fazla takipçi ve etkileşim elde etmek için bir araç ya da yem haline getiriyorlar."
Bu durumun önüne geçebilecek etkili bir mekanizmanın bulunmadığını belirten Seher Q., şöyle konuştu:
"En üzücü tarafı ise bunu durduracak etkili bir sistemin olmaması. İçeriği üreten kişi çocuğun ebeveyni olduğunda, çocuk adeta modern çağın kölesine dönüşüyor.
Eskiden köleler pazarlarda sergilenirdi; bugün ise çocuklar sınır tanımayan dijital platformlarda milyonlarca kişinin önüne çıkarılıyor. Üstelik onları koruyacak ciddi bir hukuki mekanizma da bulunmuyor."
Çocuk influencer'lar: Dijital çağın yeni sömürü biçimi
Mevcut verilere göre, İran'da en yaygın kullanılan dijital medya platformu olan Instagram'ın yaklaşık 40 milyon İranlı kullanıcısı bulunuyor. Yayımlanan araştırmalar, İran'ın influencer sayısı bakımından Brezilya'nın ardından dünyada ikinci sırada yer aldığını gösteriyor. Bu tablo, dijital medyada reklam, ticaret ve yaşam tarzı içeriklerinin ulaştığı boyutu da ortaya koyuyor.
Her ne kadar İran'da influencer'ların yaş dağılımına ilişkin resmi veriler bulunmasa da en düşük tahminle bu kitlenin yalnızca yüzde 1'inin çocuklardan oluştuğu varsayıldığında bile yaklaşık 400 bin çocuğun dijital medyada içerik üretiminin parçası olduğu ortaya çıkıyor.
Bu sayı, İran'da çalıştırılan çocuklara ilişkin verilerle karşılaştırıldığında dikkat çekici bir tablo oluşturuyor. Çeşitli kaynaklara göre İran'da 500 bin ile 2 milyon arasında çalıştırılan çocuk bulunuyor. Bu verilere göre, en düşük tahmin esas alındığında bile dijital medyada içerik üreten çocukların sayısı, ülkede işçileştirilen çocuk sayısının yaklaşık dörtte birine denk geliyor.
Uzmanlara göre bu karşılaştırma, çocukların dijital medyada görünür kılınmasının basit ya da ikincil bir mesele olmadığını gösteriyor. Çünkü bu çocuklar ilk bakışta eğlenceli ve renkli bir dünyanın içinde görünseler de, gerçekte farklı bir sömürü biçimiyle karşı karşıya kalıyor; psikolojik baskı, mahremiyet ihlali ve uzun vadeli ruhsal zarar riski taşıyorlar.
Dijital medyada çocuklardan gelir elde etmek: Sessiz bir kriz
Genel olarak değerlendirildiğinde, çocukların masumiyetinden dijital medya üzerinden gelir elde edilmesi, görünmeyen ancak giderek büyüyen sessiz bir kriz olarak öne çıkıyor. Kamuoyunda yeterli farkındalığın oluşmaması ve bu durumun giderek normalleştirilmesi nedeniyle, birçok kişi bu olguyu hala ciddi bir sorun olarak görmüyor.
Anne ve babalar, başarı ve popülerlik uğruna çocukluk ile yetişkinlik arasındaki sınırları belirsizleştiriyor; çocukların oyun oynama, hata yapma, keşfetme ve özgürce büyüme hakkını kendi beklenti ve çıkarları uğruna geri plana itiyor. Böylece çocukluk sevinçleri yerini yetişkinlerin hedeflerine hizmet eden bir yaşam biçimine bırakıyor.
Bu enkazın altında ise koşup oynayacağı sokaklar yerine kameraların karşısına çıkarılan, rengârenk uçurtmalar uçurmak yerine yetişkinlerin ekonomik ve sosyal çıkarlarının gölgesinde yaşamaya zorlanan binlerce çocuk bulunuyor.
Uzmanlar, çocukların dijital platformlarda görünürlüğünün tek başına sorun olmadığını; asıl tehlikenin, onların rızaları olmadan gelir elde etmenin ve dijital medya başarısının bir aracına dönüştürülmeleri olduğunu vurguluyor.
Çocuk hakları savunucuları ise, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimini önceleyen yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi, ebeveynlerin dijital ortamda çocukların haklarını ihlal etmelerinin önlenmesi ve çocukların mahremiyetini koruyacak etkili mekanizmaların oluşturulması çağrısında bulunuyor.