Kayıp kadınlar ve teslim edilmeyen cenazeler: Ailelerin yas hakkı engelleniyor

İran’da katledilen birçok kadının cenazesi ailelerine teslim edilmiyor. Hükümetin sıkı kontrolleri, tehditler ve belirsizlikler, aileleri hem yaslarını tutamamak hem de kayıplarının akıbetini öğrenememekle baş başa bırakıyor.

ŞAİDA ZAMANİ

Tahran – İran'ı saran yas ortamında, kızlarının cenazelerini henüz alamayan veya gözaltındaki çocuklarının akıbetini öğrenemeyen anneler var. Ağır ceza korkusu, cenazelerin iade edilmemesi tehditleri ve güvenlik baskıları birçok ailenin sessiz kalmasına neden oldu. Bununla birlikte, kanıtlar ve resmi olmayan açıklamalar, kayıp veya kimliği belirlenemeyen kadın sayısının mevcut raporlarda görülenlerden daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Bazı analistler, bunun kadınlara yönelik şiddet ve toplumsal baskıyı gizlemek için kullanılan bir kayıp vakaları örüntüsü olabileceğini belirtiyor.

‘İşkence ve tecavüz tehditlerinde bulundular’

Tahran’da yaşayan ve güvenlik gerekçesiyle isminin paylaşılmasını istemeyen bir kadın, hala gözaltında olan bir arkadaşını anlattı. Kadın, “Ailesine kızlarının protestocu olduğunu söylediler ve işbirliği yapmazlarsa işkence ve tecavüzle karşılaşabileceği tehdidinde bulundular. Ayrıca aileden 11 Şubat yürüyüşüne katıldıklarına dair video ve fotoğraf çekmelerini istediler” dedi.

‘Kadınların durumu belirsizliğini koruyor’

Ülkede yaşanan katliamlara dikkat çeken kadın, “Özellikle kadınlar olmak üzere onlarca kişi kayıp ve bazı durumlarda ölüm haberleri ailelere haftalar sonra ulaştı. Aileler kızlarına ne olduğunu veya ne zaman katledildiklerini tam olarak bilmiyor. Erkeklerin cenazelerinin çoğu ilk haftalarda teşhis edilip teslim edilirken, bazı kadınların durumu hala belirsizliğini koruyor” ifadelerini kullandı.

Aileye baskı: ‘Başka bir mahkum öldürdü’ diyeceksiniz

Kadınlardan Sanya C., benzer bir deneyim yaşayan başka bir kadının hikayesini aktardı. 9 Ocak’ta evden ayrılan ve bir daha geri dönmeyen, yirmili yaşlardaki bir arkadaşından söz eden Sanya C., “Aile günlerce onun izini aradı, ancak çok sayıda cenaze arasında kadınlar ve çocuklar sistematik olarak ortadan kaybolmuş gibiydi. Tekrarlanan aramalardan sonra aile Kahrizak’a yönlendirildi. Kimlik doğrulamasından birkaç gün sonra cenazeyi alabildiler. Ancak bazı kadınların cenazeleri hala hükümetin elinde” sözleriyle yaşanan insanlık dışı uygulamalara dikkat çekti.

Sanya C., ailelerin yaşadığı bir başka korkunç sürece de şöyle anlattı: “Aileye birkaç mahkumun fotoğrafları gösterildi ve ‘Kızınızı bu kişilerden birinin öldürdüğünü doğrulamazsanız size ağır cezayı talep edeceğiz. İstediklerimizi yaparsanız ancak o zaman cenazeyi alıp onu gömebilirsiniz’ dediler.”

‘Cenazeyi yıkamamıza izin vermediler’

Kadınların cenazelerinin teslim edilme biçimi hala belirsiz ve aileler için travmatik bir süreç olarak öne çıkıyor. Katledilen kadınların cenazelerini teslim alan aileler, uygulanan sıkı kısıtlamalar ve yoğun kontrollerden bahsediyor. Rojhilat’ta bir akrabasının kızının cenazesine katılan Şaida D., “Vücudunun tamamını örtmüşlerdi. Yıkamamıza bile izin vermediler. Sadece yüzünü ve boynundaki kurşun yarasını görebildik. Bir ambulans ve istihbarat aracı cenazeyi doğrudan mezarlığa getirdi ve önceden hazırlanmış bir mezara çok hızlı bir şekilde gömdü” diye belirtti.

1960’lardan günümüze İran’daki protestolara kadar uzanan tarihsel süreç, kadınların her zaman baskının ön saflarında ve direnişin merkezinde yer aldığını gösteriyor. Kadın bedenlerinin bir güç alanına dönüştürülmesi, ataerkillik ile otoriterlik arasındaki derin bağlantının bir yansımasıdır. Bu bağlantı, kadın bedenlerini kontrol ederek ve bazen ortadan kaldırarak topluma baskıcı bir mesaj iletmeyi amaçlıyor.