Kadınlardan barış çağrısı: Barış erkeklere ve iktidarlara bırakılamaz

“Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansının ikinci gününde konuşan kadın siyasetçiler ve akademisyenler, sürecin ilerlemesi için geçmişle yüzleşilmesi ve kadınların ortak barış ittifakını kurması gerektiğini vurguladı.

Haber Merkezi- “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” şiarıyla düzenlenen konferans, ikinci gününde devam ediyor. Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen konferansın ikinci gününde, barışın siyasal sorumluluğu, demokratik çözümün olanakları, Meclis’in rolü ve siyasi partilerin sürece yaklaşımı ele alındı.  

Konferansın ilk oturumunda gazeteci Gözde Şeker’in kolaylaştırıcılığını yaptığı “Barışın siyasal sorumluluğu: demokratik çözüm, Meclis ve siyasi partiler” başlıklı oturumda konuşan Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen,

Meclis’te kurulan komisyonun raporunda hem silah bırakma hem de demokratikleşme başlıklarının bulunmasını önemsediklerini belirterek raporda farklı partilerin önerilerinin yalnızca bir bölümünün karşılık bulduğunu dile getirdi.

‘Başlıklar birbirinin ön koşulu olmamalı’

Komisyon çalışmalarının tamamlandığını ve yüksek bir uzlaşmayla raporun kabul edildiğini hatırlatan Gökçe Gökçen, buna rağmen raporun gereğinin henüz bütünüyle yerine getirilmediğini ifade etti ve şöyle devam etti:

“Biz hep şunu söyledik Yeni Parti olarak ve geçmişte bundan öncesi partimizde hep şunu söyledik: Bunlardan herhangi biri bir diğerinin ön koşulu olarak görülmemeli, gösterilmemeli. Yani önce bir silah bırakılsın ondan sonra demokratikleşilsin veya önce bir silah bırakmaya yönelik düzenleme olsun sonra demokrasi işine bakarız demek ne kadar yanlışsa önce her şey çözülsün, bütün demokrasi sorunları çözülsün, ondan sonra bu meseleye bakarız demek de aynı derecede yanlış. Bizim için bir diğerinin ön koşulu olarak değil, bu ikisinin aynı anda yürütülmesi, ikisine dair adımların samimi bir şekilde, güven verici bir şekilde atılması, dolayısıyla peş peşelik değil, iç içelik ilkesi, eşzamanlılık ilkesi olarak her zaman dile getirildi.”

‘Sürece yönelik güvensizlik iktidara yönelik güvensizlikle ilgili’

Süreçte yaşanan güvensizliğin önemli ölçüde iktidarın tutumundan kaynaklandığına işaret eden Gökçe Gökçen, iktidarın sürecin başlangıcından itibaren atabileceği adımları atmadığını söyledi. AKP’den konferansa katılım olmamasına yönelik tepkileri de bu güvensizlik üzerinden değerlendiren Gökçe Gökçen, şunları dile getirdi:

“Bir taraftan bu süreç, bu sürecin başladığına dair bazı açıklamalar yapıldı. Bunun bir süreç olup olmadığı konuşulurken bir taraftan da Esenyurt Belediyesi'nde bu operasyon düzenlendi. Bununla beraber yine kent merkezli soruşturmaları genişletildi. Bir taraftan bir süreç olacakmış gibi duygu yansıtılırken diğer taraftan da Akın Gürlek atandı Adalet Bakanı olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak ve başka bir taraftan da Batıdaki Kürtlerin belediyelerde temsili bir terör suçu olarak iddianamelerde geçti.”

Gökçe Gökçen, sürecin güven oluşturacak adımlarla ilerlemesi gerektiğini kaydetti.

‘Atanmışın, saray tarafından atanmışın muhatap alındığı bir süreç’

Silah bırakmaya yönelik düzenlemenin gerekli olduğunu ancak bunun nasıl gerçekleştirileceğine dair ciddi soru işaretleri bulunduğunu vurgulayan Gökçe Gökçen, kayyım uygulamalarına da değinerek “Kayyumun muhatap alındığı ama seçilmişlerin muhatap alınmadığı, dolayısıyla toplumsal barışa yönelik önemli bir adım atılacakken seçilmişin değil atanmışın, saray tarafından atanmışın muhatap alındığı bir süreç” dedi.

Yasanın uygulanma takvimine ilişkin belirsizlikleri de hukuki açıdan eleştiren Gökçe Gökçen, Milli Güvenlik Kurulu kararının beklenmesi ve düzenlemenin ne zaman uygulanacağının belirsiz bırakılmasının sorun yarattığını ifade etti. Yasanın uygulanmasının belirsiz bir geleceğe bırakılmasının hem siyasi hem de hukuki açıdan doğru olmadığını vurguladı.

‘Dinleyip geçmeyelim’

Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri ve Diyarbakır Anneleri'nin komisyonda dinlendiğini hatırlatan Gökçe Gökçen, şunları söyledi:

“Cumartesi Anneleriyle birlikte orada gözyaşı dökenler, üzülenler oldu. Ama bir sonraki toplantıda ben isterdim ki siyasetçiler olarak bu konuyla ilgili ne yapabileceğimizi de konuşalım. Dinleyip geçmeyelim. ‘Vah vah, üzüldük’ deyip geçerek gerçek bir çalışma mı yapıyoruz?”

Barış Anneleri'nin Kürtçe konuşmak istemesine izin verilmemesinin de komisyondaki işleyişe dair soru işaretleri yarattığını kaydeden Gökçe Gökçen, “Bu konuda bile bir adım atılmayacaksa bu iş nasıl olacak duygusu uyandı. Demek ki başka bir yerde bu kararlar veriliyor. Burada çalışanların, dinlenmek üzere gelen sivil toplum örgütü temsilcilerinin ve siyasetçilerin buna etki etme şansı olmayacak gibi bir duygu oluştu” diye konuştu.

‘Barış, erkeklere ve iktidarlara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir’

Filiz Kerestecioğlu da barışın yalnızca siyasi aktörler arasında yürütülen teknik bir süreç olarak ele alınamayacağını belirterek “Barış, erkeklere ve iktidarlara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Aynı zamanda teknik bir iş sayılmayacak kadar da ciddi bir iş barış. Toplumun ikna olması gereken bir şey. Hep birlikte kalkışmamız gereken bir şey” şeklinde konuştu. Filiz Kerestecioğlu, süreçte güven tartışmalarından ziyade kadınların kendi mücadelelerine güvenmesinin önemli olduğunu vurguladı. 2016 yılında Cizre’de çektiği bir fotoğraf üzerinden geçmişte yaşanan çatışmalı süre değinen Filiz Kerestecioğlu, “Ne yapmalıydık biz? Bu kadının yanında hep beraber olmalıydık. O zamanın CHP'si, MHP'si, AK Parti'si...” diye belirtti.  10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasını da hatırlatan Filiz Kerestecioğlu, “Birlikte sokakta olmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum” dedi.

‘Yüzleşme süreçlerini ertelememek gerekiyor’

Arzu Yılmaz da iktidarın ve Kürtlerin tarihsel koşulların zorunlu kıldığı bir dönemde bu sürecin içinde yer aldığını belirterek “Zaten Kürtler de AKP'yle barış yapmayı tercih etmedi. Yani bu bir tercih de değil. Zamanın ruhunun mecbur kıldığı, tarihin bu anında bu değişimin kaçınılmaz olduğu bir anda ortak olarak karşısına iktidarda AKP olduğu için düştüğü bir anda mecbur kaldığı bir ortaklık” dedi.

Arzu Yılmaz, süreçte empati kurulabilmesi için öncelikle yaşananların bilinmesi gerektiğini ifade ederek “Empatinin gerçekleşmesi için ilk önce bilme gerekiyor ve bu süreçte bana kalırsa daha fazla yaşanan acıları, hakikati, yüzleşme süreçlerini ertelememek gerekiyor. Barışın yalnızca bugünkü gelişmeler üzerinden değil, geçmişle yüzleşerek kurulabilir” şeklinde konuştu.

İktidarın temel motivasyonunun devleti kaçınılmaz dönüşüme hazırlamak olduğunu ifade eden Arzu Yılmaz, “Temel motivasyon bir kere o devleti kaçınılmaz olan dönüşüme hazırlamak. Hazırlarken de riskleri minimize edip çıkarları maksimize eden bir akılla hareket etmek. Ben naçizane bu sürecin 2 yıl önce tam da böyle bir motivasyonla başladığını ve bu motivasyonla da devam ettirildiği kanaatini taşıyanlardanım” diye belirtti.

‘İktidar kendi A planını hayata geçirme fırsatı buldu’

Arzu Yılmaz şunları dile getirdi:

“İktidar bundan 2 yıl önce Kürtlerle ortaklık kurmayı bir zaruret olarak görürken bugün kendi kendisine, benim başka farklı ortamlarda zaten A planı hiçbir zaman Kürtlerle ortaklık kurmak değildi dediğim mevzuda A planını hayata geçirme imkanını bulduğu konjonktürel bir fırsat anını kullanmakta. Suriye'deki rejim değişikliği yoluyla bir Sünni ittifak yaratmış durumda. İran savaşı vesilesiyle İran'ın yarattığı risklere karşı Sünni devletlerle bir ortaklık kurma fırsatı yakalamış durumda. Ve bunun da iktidara kazandırdığı zaman, barış takvimini kendi istediği gibi yürütme imkânı sağladığı muhakkaktır.”  

Sürecin iktidar açısından da sağladığı zamanın sınırsız olmadığını belirten Arzu Yılmaz, yeni bir toplumsal sözleşmenin zorunlu hale geldiğini söyledi. Arzu Yılmaz aynı zamanda devletin yeniden yapılanmasının yalnızca Türkiye'ye özgü bir tartışma olmadığını da anlattı.

Birlik vurgusu

DEM Parti Eşgenel Başkanı Tülay Hatimoğlulları da söz aldı. Tülay Hatimoğlulları, kadınların farklılıklarına rağmen ortak bir barış ittifakı kurmasının önemine dikkat çekerek savaşları erkeklerin ve sermaye sahiplerinin çıkardığını, kadınların ise çözümü ve barışı örmenin yollarını aradığını ifade etti. Tülay Hatimoğulları, “Biz kadınların barış ittifakını bütün farklılıklarımıza rağmen nasıl kurmalıyız? Sağcısı, solcusu, başı açık, başı kapalı, liberali, politik olanı ve olmayanı hep birlikte kadınlar olarak barışın ittifakını nasıl kurabiliriz? Bence bu oturumdan çıkarabileceğimiz en temel soru bu olmalı. Yapamadıklarımızı konuşacağımız bu kadar. Birlikte neyi beraber örebilir ve örgütleyebiliriz, önümüze nasıl bakabiliriz? Ben bu konferansın fikrinin, düşüncesinin ve duygusunun burada kümelenmesini çok önemli buluyorum” dedi.

Konferansın ilk oturumu sona erdi.