Kadınlar emek sömürüsüne karşı ortak mücadeleyi konuştu
Ankara’daki konferansın ikinci ve üçüncü oturumlarında kadınlar, ücretli ve ücretsiz emek sömürüsünden toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve özgürlük mücadelesine kadar birçok başlığı ele alarak ortak örgütlenmenin önemine dikkat çekti.
Ankara- Kadınlar tarafından ortak mücadeleyi büyütme ve kalıcı barışın inşasına katkı sunmak amacıyla “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” şiarıyla Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda düzenlenen konferansın ikinci ve üçüncü oturumları forum şeklinde gerçekleştirildi.
“Kapitalizme ve sömürüye karşı emek mücadelesini konuşuyoruz” başlığıyla düzenlenen ikinci oturumda kadınlar, emek sömürüsüne ve kapitalist sisteme karşı mücadele deneyimlerini ve ortak mücadele olanaklarını tartıştı.
‘Ekonomik bağımsızlığımızı istiyoruz’
Konferansın ilk forumunun kolaylaştırıcısı Gülsüm Kav, kadınların ücretli ve ücretsiz emeklerine dikkat çekerek, ev içi bakım emeğinin görünmez kılındığını söyledi. Kadınların ücretli bir işte çalışsalar dahi eve döndüklerinde emek vermeye devam ettiklerini belirten Gülsüm Kav, “Evde duran, üreten ve sürdüren bir emeği var ediyoruz. Tam zamanlı çalışsak bile eve geldiğimizde işler bitmiyor. Aldığımız ücret açlık sınırını karşılamaya yetmiyor. Bu açığı yine kendi emeğimizle, bakım emeğiyle doldurmak zorunda kalıyoruz. Evin görünmeyen binlerce işini sabahtan akşama kadar biz yürütüyoruz. Dolayısıyla ücretini alamadığımız ya da düşük ücretle karşılığını aldığımız emeğimizin hakkını konuşmak istiyoruz. Ekonomik bağımsızlığımızı istiyoruz” şeklinde konuştu.
Türkiye’de kadın işçi mücadelesinin güçlü bir tarihsel birikime sahip olduğunu vurgulayan Gülsüm Kav, Feshane işçilerinden Novamed ve Flormar direnişlerine, İzmir’deki Smart Güneş işçisi kadınların mücadelesine uzanan deneyimlere işaret etti. Kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı düşük ücret, uzun çalışma saatleri, işsizlik, cinsel ayrımcılık ve taciz gibi sorunların forumda ele alınacağını belirten Gülsüm Kav, “Önümüzde ne gibi engeller var, bunları nasıl aşarız, nasıl yan yana geliriz, ne yaparsak sonuç alıyoruz, ne yaparsak alamıyoruz? Bunları da konuşmalıyız. Deneyimlerimizi birbirimizden öğrenmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Forumda öne çıkan katkılar arasında şunlar yer aldı:
Fatma Gök: Evdeki çalışma çok yoğun ve ücretsiz. Başta bakım emeği olmak üzere ev içi emeğe ücret ödensin mi, yoksa bu bir tuzak mı konusunun konuşulması gerekir. ‘Kadınlar evde otursun ve biz de bunun parasını ödeyelim mi?’; yoksa kadınların ev içindeki emeğini ödemek onları güçlendirir mi? Kadın emeği konusu çok boyutlu bir konu. Ev içinde ücretsiz çalışma emeği mi dışarda ücretli çalışma emeği mi, konusunu konuşmamız lazım, bunları tartışmalıyız.
Ayfer Koçak: Çoklu kimliklerimiz var ama emekçi yönümüz de ortak
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak: Toplumun her bir bireyi emekçi olma özelliğine sahip. Kürt’üz, kadınız, Aleviyiz, LGBTİ+’yız; çoklu kimliklerimiz var ama emekçi yönümüz de ortak. DEM Parti toplum inşası, yaşadığımız her alanda emeğimizin ve hakkımızın karşılığını alabildiğimiz bir alana dönüşmeli. Savaş ve kolonyalist politikalar emek sömürüsü üzerinden var oluyor. Barış süreçleri, dağınık olan emekçilerin birbirini dinleyebileceği ortak zeminler yaratabilir. Emekçiler olarak yeniden buluşmalı ve örgütlü mücadeleyi büyütmeliyiz. Özellikle örgütlü Kürdistan halkının bu mücadelenin neferi olacağına inanıyorum. Bunu büyütmenin zamanı bugündür. Biz farklı mahallelerde de buluşabiliriz. Bunun en temel koşullarından biri emektir. Emek hiçbirimiz açısından vazgeçilebilir değildir. Demokratik toplum oluşturacaksak, kolektif haklarda buluşacağız.
‘Evlere girerek örgütlenmek çok önemli’
Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası (EV-EKSEN) Genel Başkanı Gülsüm Nazlıoğlu: Ben 40 yıldır ev eksenli bir işçiyim. Bir günlük bile sigortam yok. Mesleğe bağlı hastalıklarım oluşuyor. 2008'de örgütlenmeye başladık. 2009'da sendikayı kurduk. Türkiye’de sigortasız çalışanların sendika kurma hakkı yoktur. Ama bizim sendikamız onandı. Ev eksenli çalışma mevcut yasalarda işçilik sayılmıyor ancak bu bir çalışma biçimidir. Ev eksenli çalışmanın tanımını ve bunun yasadaki yerini, sosyal güvencesini içine alan bir yasa çıkarmak zorundalar. Evlere girerek örgütlenmek çok önemli. Biz erkekler gibi değiliz, iş yerine gidip örgütlenemiyoruz. Ben o insanın evine giriyorum, kocasını tanıyorum. Öncelikle kocasına ev eksenli çalışmayı anlatıyorum, örgütlenmeyi anlatıyorum. Öncelikle o erkek ikna oluyor, sonra o kadın gelip sendikaya üye olabiliyor. Devletten sosyal güvence istiyoruz. Zaten beni yoksullukla sınırlıyor ve buna bir ekonomik gerekçesi var; ‘Savaşa aktardı parayı’ diyor. Evlere girdiğimiz zaman gerillaya ‘terörist’ diye başlanıyor. O sürekliliği olan toplantılarda biz çıkarken ‘Evet, gerilla da birinin oğlu’ hatta ‘o da benim oğlum’ sözüne kadar geldik. Yani biz evlerde istihdamı örgütlerken, barışı da örgütleyebiliyoruz. Barışın neden önemli olduğunu anlatabiliyoruz. Özellikle barışın toplumsallaşmasında eve girmediğiniz hiçbir kadını örgütleyemezsiniz.
Döne Gevher: Kapitalizmi daraltacağımız alanlar yaratmalıyız
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Eş Genel Başkanı Döne Gevher: Kadınların emek mücadelesini yalnızca sendikalarla sınırlandırmamalıyız. Sendikalar ücretli emek üzerinden şekillenen, erkek yoğunluklu mücadele alanları oldu. Kadın emeğini daha geniş boyutuyla ele almalı, patriyarkayı da tartışmalıyız. Kadınların yoğun olduğu iş kollarında sendikalaşma oranları düşük; sendikal barajların kaldırılmasını konuşmalıyız. Kooperatif, komün gibi örgütlenme modellerini mahallelerden köylere yayarak kapitalizmi daraltacağımız alanlar yaratmalıyız. Sendikalardaki sorunları gündemleştirmeli, kadın örgütleriyle ortak mücadele zeminlerini çoğaltmalıyız. Kadınlar ve LGBTİ+’lar düşmanlaştırılırken, emek mücadelesini de toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinden ayrı düşünemeyiz.
‘Bakım emeği kolektifini çoğaltabiliriz’
Akademisyen Yasemin Özgün: Kadınların çoğu annesine veya babasına bakıyor. Yaşamın her aşamasında toplumsal bir cinsiyetlendirilmiş süreçlerle karşı karşıya kalıyoruz. Hayatımın arka planında sürekli akan bir durum var, bakım emeği. Yaşlı bakım emeğinden kurtulmak ancak başka bir insanın kaybıyla mümkün olabiliyor. Komün tartışmalarını neden buradan yapmıyoruz? Bakım emeği kolektifi var ve bunu çoğaltabiliriz.
Sebahat Tuncel: Emeğin parçalanmış bütün biçimlerini birlikte ele almalıyız
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel: Kapitalist sistem eşitsizlik ve emek sömürüsü üretiyor, kadın emeğini ise cinsiyetçilikle birlikte daha fazla sömürüyor. İşçi kadınların, işsiz kadınların, bakım emeği verenlerin ve güvencesiz çalışanların sorunları farklı; emeğin parçalanmış bütün biçimlerini birlikte ele almalıyız. Sendikal mücadele tek başına yeterli değil. Ücretli ve ücretsiz emek ayrımını aşarak, emeği kolektifleştirmenin yollarını bulmalıyız. Çocuk ve yaşlı bakımını komünal biçimde örgütleyebiliriz. Demokratik sosyalist bir yaşamı emeğin özgürlüğüyle kurabiliriz. Bunun için sistemi değiştirmeye ve geleceğimizi birlikte inşa etmeye ihtiyacımız var. Umudumuzu vermeyeceğiz. Ya özgürlük, ya özgürlük.
‘Eşit, özgür ve adaletli bir yaşam talep ediyoruz’
Emine Teğin, “Kadın emeğini hala tartışıyor olmamız utanç verici. Kadınlar emeğiyle, gücüyle ve yetiştirdiği nesillerle yaşamın her alanında var. Küçük yerlerde iş imkanı olmadığı için kadınlar el işi gibi üretimlere yöneliyor ancak bunları satamıyor. Devlet yardımları ise kadınların onurunu kırıyor. Biz yardım değil, adaletli ve onurlu bir yaşam istiyoruz. Genç kadınlar ve çocuklar öldürülürken, aileler evlatlarını güvenle okutamazken, bu ülkede kimse güvende değil. İpek Er’in, Aygül Doku’nun hesabı sorulmalı. Artık kadınların ölmesini istemiyoruz; eşit, özgür ve adaletli bir yaşam talep ediyoruz” dedi.
Konferansın üçüncü oturumu ise Defne Güzel ve Reyhan Hacıoğlu kolaylaştırıcılığında “Toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlük mücadelesini konuşuyoruz” başlığıyla gerçekleştirildi. Forumda kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlük mücadelesine ilişkin görüşlerini paylaşarak ortak mücadeleyi büyütmenin yollarını ele aldı.
‘Özgürlük, insanın var olmak için kimseden izin almamasıdır’
Forumun moderatörlerinden Reyhan Hacıoğlu, kadınların farklılıklarını bir güç olarak görerek birbirlerinin yaralarına dokunmasının ve dayanışmayı büyütmesinin önemine dikkat çekti. Özgürlüğün yalnızca zincirleri kırmak olmadığını belirten Reyhan Hacıoğlu, “Bir halkın dilini korkmadan konuşabilmesi, bir kadının kendi kaderini tayin edebilmesi, bir çocuğun hak ettiği gelecekte yaşayabilmesi ve bir toplumun hafızasını yitirmeden geleceğini kurabilmesidir özgürlük. Bir insanın var olabilmek için kimseden izin almak zorunda kalmaması gerekir” dedi. Kadınların ideolojik farklılıklara rağmen toplumsal sorunlar karşısında ortak sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Reyhan Hacıoğlu, “Dayanışmamızın gücü ve mücadelemizle söz kurmalıyız. Bizi dışarıda tutmaya çalışan erkek aklına rağmen kendi geleceğimize, kız kardeşlerimizin ve çocukların geleceğine sahip çıkacağız” ifadelerini kullandı.
‘Sesimizi nasıl yükselteceğimizi konuşmak istiyoruz’
12 Eylül darbesinden bu yana LGBTİ+’ların özgürlük istediğini belirten Defne Güzel ise LGBTİ+’ların haklarına yönelik yasal düzenleme girişimlerini, örgütlenme ve ifade özgürlüğüne dönük engellemeleri anlattı. 2025 yılında 10, 11 ve 12’nci yargı paketleri kapsamında LGBTİ+’ların yaşamını kısıtlamaya dönük taslaklara karşı ortak mücadele yürüttüklerini belirten Defne Güzel, “LGBTİ+ derneklerinin hesapları kapatılıyor, örgütler hedef alınıyor. Aile yılı ilan edilirken, biz de koçbaşı ilan edildik. 12 Eylül’de LGBTİ+ derneklerinin kurucuları ve yöneticileri müstehcenlik gerekçesiyle tutuklandı. 80’den fazla kişi tutuklandı, aralarında insan hakları savunucuları ve aktivistler de vardı. LGBTİ+ aktivistlerin sesini kısmak istiyorlar ama biz özgürlük istiyoruz. Bu oturumda da sesimizi nasıl yükselteceğimizi, birbirimizin sesine nasıl ses olacağımızı konuşmak istiyoruz. Biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Gazeteci Yıldız Tar: LGBTİ+’ların özgürlüğü, yalnızca onları cezaevlerine atarak ya da görünürlüklerini yok ederek engellenemez. Bu saldırılar, bütün toplumu itaatkar hale getirme girişimidir ve barışın önündeki engellerden biridir. Kadınların özneleşmesi, öz savunma, komünler ve ortak örgütlenme yoluyla güçlendirilmeli; mücadele eden kadınların yaşamlarını birlikte örgütleyecek yeni yöntemler geliştirmeliyiz.
Ayla Akat Ata: Kadınlar beklememeli, kendi komisyonlarını kurmalı
TJA aktivisti Ayla Akat Ata: Kadınların yaşamın her alanında ayrımcılığa karşı mücadele etmesi gerekiyor. Bu mücadele bizden sonra gelecek kadınlara da yol açtı. 2011’de Anayasa uzlaşma çalışmalarında 12 erkek arasında tek kadındım. O masada kadın olarak varlığımızı hissettirdik. Bizim hikâyemizde bir kazanım var. Farkı hissettirdikçe bizden sonra yürüyecek genç kadın arkadaşlar için de bir yol açıyoruz. Kadınların barış ve demokratik toplum tartışmalarında özne olması gerekiyor. Bekleyecek miyiz, yoksa kendi komisyonlarımızı mı kuracağız? Bekleyecek miyiz, yoksa ihtiyacı olana cevap mı vereceğiz? Bunun kararını vermek durumundayız. Özgürlükten yana tercih yapanlarla yürüyecek çok uzun bir yolumuz var. Bu mücadele bugün başlayıp yarın bitecek bir mücadele değil.
‘Şiddete arkanızı dönerseniz sonunda sizi de bulacak’
Özgür Sevgi Göral şöyle konuştu: “Toplumsal cinsiyet karşıtı dalganın, LGBT karşıtı dalganın sadece Türkiye'de değil küresel olarak da faşistleşme sürecinin kalbindeki akslardan biri olduğunu unutmamamız gerekiyor. Kadınların beden tamlıklarına, kürtaj haklarına müdahale eden bu dalda aynı zamanda LGBT'leri özel olarak, transları özel olarak beden otonomisine müdahale edecek şekilde hedef gösteriyor. Dolayısıyla antifaşist her mücadelenin bu meselenin mücadele ettiği faşist hareketlerin kurucu eksenlerinden biri ne olduğunu bilerek hareket etmesi gerekiyor bence. Kürdistan'daki sürgün ve şiddet üzerine çalıştım. Özellikle de zorla kaybetmeler üzerine çalıştım. Eğer bir ülkenin periferisinde, çevresinde, sömürgesinde, yapısal bir şiddet örüntüsü devam ediyorsa, siz o şiddete arkanızı döndüğünüzde, onu görmezden geldiğinizde hiçbir şey yapmış olmuyorsunuz. Çünkü o şiddet eninde sonunda, farklı bir biçimde de olsa dönecek, dolaşacak ve merkeze gelecek. Yani siz istediğiniz kadar Cizre sokaklarında akan kanı görmeyin. O kan en nihayetinde İstanbul'a da gelecek ve sizin kurumlarınıza da bir biçimde müdahale edecek. Kürdistan için dizayn edilmiş bir yapının merkeze gelişimi, sömürgeci hükümetin dolaşımını izledik. Aynı şey LGBT karşıtı politikalar için de geçerli olacaktır. Bunu hep birlikte izleyeceğiz. Dünyanın hali iyi değil. Ama ben umutlu olanlardanım. Çünkü biz o dünyayı inşa etmek için mücadele etmeyi hiç bırakmayacağız. Bir gün onurlu bir barış sofrasını hep birlikte kuracağız ve orada da en çok yoksullar, gençler, LGBT+, kadınlar, Kürtler yer alacak.”
Ardından, kartlara dilekler yazılarak dilek kutusuna atıldı.