‘Kadına yönelik sistematik şiddette yer alan tüm iktidar ağları hesap vermeli’
İran, Afganistan, Irak ve ABD’deki vakalar, kız çocukları ve kadınların güvende olmadığını ortaya koyuyor. Sınır Ötesi Demokratik Kadın Platformu, sistematik şiddet ve zorla kaybetmelere karşı uluslararası hesap verebilirlik çağrısı yaptı.
Haber Merkezi- Dünya genelinde küçük yaştaki kız çocuklarına yönelik hak ihlalleri giderek artıyor. İran, Afganistan ve Irak’tan Amerika’ya kadar uzanan vakalar, kadınların ve kız çocuklarının hala güvenlik ve haklardan mahrum bırakıldığını ortaya koyuyor. Sınır Ötesi Demokratik Kadın Platformu, bu ihlallerin sistematik ve küresel bir boyuta sahip olduğunu vurgulayarak, yetkililerin hesap vermesi ve uluslararası toplumun harekete geçmesi çağrısında bulundu.
Platformun açıklamasında, “Dünya teknoloji, şeffaflık ve insan haklarında ilerlemeden gururla bahsederken, acı ve korkunç bir gerçek hala devam ediyor. Kadınlar hala dünyanın hiçbir yerinde güvende değil. Ayakları dünya haritasına değdiği her yerde bedenleri savaş alanına dönüşüyor; bazen demokrasi kisvesi altında, bazen din adıyla, bazen yasaların arkasında, bazen de uluslararası kurumların öldürücü sessizliğinde. Şiddetin biçimleri farklı olsa da mantık aynı: Kadınları yok etmek, onları kontrol etmek ve susturmak.” ifadelerine yer verildi.
Kadınlar sessizliğe zorlanıyor
Açıklamada, İran’daki devrim sonrasında bu mantığın en açık hallerinden birinin görüldüğü vurgulandı: “Kadınlar gözaltına alındı, zorla kaybedildi ve yerleri bilinmiyor. Sağlık ve psikolojik durumlarına dair bilgi yok; hatta hayatta olup olmadıkları bile bilinmiyor. Aileler, gözaltı merkezleri, güvenlik birimleri ve hastaneler arasında marjinalleşmeye, tehdit ve sistematik baskılarla soru sormamaya ve sessizliği kabul etmeye zorlanıyor.”
Kadın cenazelerinin tespit edilmesi engelleniyor
Hastanelerden sızan bilgilerle durumun daha vahim bir tablo çizdiği ifade edilen açıklamada sağlık personelinin, katledilen kadınların cenazelerini tanımaktan ve kayıtlara geçmekten alıkonuldukları, cenazelerin kimliksiz bırakıldığı ve toplumsal hafızadan silindiği belirtildi. Bu durumun, yalnızca katliam değil, suçun karartılması; ölümden sonra bile ailelerin gerçeği bilme ve yas tutma hakkının gasp edilmesi anlamına geldiği ifade edildi. Platform, bu eylemlerin uluslararası hukuk açısından zorla kaybetme olarak sınıflandırıldığını ve sistematik biçimde belirli bir gruba karşı işlendiğinde insanlığa karşı suç sayıldığını vurguladı. İran’daki olayların istisnai veya yerel bir olgu olmadığı; dünya genelinde kadınlar ve vatandaşlara yönelik sistematik ihlallerin bir parçası olduğu belirtildi.
Şiddet meşrulaştırılıyor
Açıklamada, dünyanın diğer bölgelerinde de benzer durumlar yaşandığı vurgulandı. Açıklamada Epstein Adaları’nın yalnızca denizlerle sınırlı olmadığı, gerçeklerin gizlendiği ve kurbanların kimliklerinin belirsiz bırakıldığı her yerde var olduğu ifade edildi. İran’daki hapishaneler, gözaltı merkezleri ve bilinmeyen mezarlar, bu coğrafyanın bir uzantısı olarak tanımlandı. Açıklamada, “Kadına yönelik şiddet yalnızca gözaltı merkezleriyle sınırlı değil; bazen yasalar aracılığıyla meşrulaştırılıyor. Örneğin Irak’ta 9 yaşındaki kız çocuklarının evlenmesini mümkün kılan yasalar çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Bu yasalar kültür ya da gelenek değil, kızlara karşı resmi bir savaş ilanıdır. Hukuk, cinsel şiddeti meşrulaştıran bir araç haline geldiğinde, özel ve kamu, suç ve hak arasındaki ayrım ortadan kalkar” değerlendirmesi yapıldı.
Kadın bedeni hedef alınıyor
Açıklamada Afganistan’da da yürürlükteki yasalar ve yönetmeliklerin, kadınlardan temel insan haklarını, eğitim ve çalışma hakkını, sosyal yaşamda var olmayı ellerinden aldığı belirtildi. Açıklamada “Kadınlar hayat alanından fiilen dışlanıyor, görünmez varlıklar haline geliyor. Bu yalnızca ayrımcılık değil; cinsler arasında sistematik bir ayrım ve toplumun yarısının yaşam hakkından mahrum bırakılmasıdır” denildi. Platform, bu kalıbın savaşlar, doğal afetler ve insani krizlerde de tekrarlandığını vurguladı: “Şengal’den Sudan’a, Myanmar’dan mülteci kamplarına kadar kadınlar ve çocuklar kaçırma, insan ticareti ve cinsel köleliğin ilk kurbanları oluyor. Her kriz anında, kadın bedeni diğer her şeyden önce hedef alınıyor.”
Sorumluluk alma çağrısı
“Bu trajediler, küresel güç dengelerinin arkasındaki siyasi ve ekonomik çıkarlarla bağlantısız değerlendirilemez. İnsanın yaşamı, istikrar ve sessizlik gibi bahanelerle feda ediliyor” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada İran’da kaybolan kadınlar, Irak’ta 9 yaşındaki kız çocukları ve Afganistan’daki unutulmuş kadınlar için adalet talebinin tek bir talep olduğu vurgulandı.
“Kadınların yaşama, görülme ve insan olma hakkı. Bu, yalnızca kadın meselesi değil, insanlığın vicdanını test eden bir sorumluluk ve uluslararası eylem çağrısıdır” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada hükümetlerin, uluslararası kurumların ve siyasi aktörlerin bu suçlar karşısında sessiz kalmasının tarafsızlık değil, işbirliği anlamına geldiği belirtildi ve şunlar talep edildi:
*İran’da kadınların zorla kaybedilmesinin insanlığa karşı suç olarak tanınması,
*Uluslararası bağımsız komisyonların oluşturulması ve gerçeklerin araştırılması,
*Ailelerinin desteklenmesi ve gerçeği öğrenme haklarının güvence altına alınması,
*Kadına yönelik sistematik şiddette yer alan tüm hükümetlerin ve iktidar ağlarının hesap vermesi.”