Kadın siyasi tutuklulardan uyarı: Faşizan bir totaliterlik yaklaşıyor
Cezaevinden yayımladıkları ortak mektupta iki kadın siyasi tutuklu, siyasal ve kültürel alanda dışlama, tasfiye ve tek tipleştirmeye karşı toplumsal ve entelektüel kesimlere eleştirel duruşu koruma çağrısı yaptı.
Haber Merkezi - İran’da cezaevinden yayımladıkları ortak mektupta iki kadın siyasi tutuklu, zincirleme katliamların yıldönümünü hatırlatarak faşizan ve totaliter bir siyasal hattın güç kazandığı uyarısında bulundu. Toplumsal ve entelektüel kesimlere seslenen tutuklular, siyasal ve kültürel alanda dışlama ve tek tipleştirmeye karşı eleştirel duruşun korunması çağrısı yaptı.
Anişa Esadollahi ile Elham Salihi, son yıllarda düşünsel ve siyasal faaliyetleri nedeniyle yargı kararlarıyla karşı karşıya kalan tutuklular arasında yer alıyor. Mektupta, bugünkü durum; 1990’lı yıllardaki aydınların katledilmesinden 1980’lerdeki baskılara ve 1979 Devrimi sonrasında muhalif güçlerin tasfiyesine uzanan tarihsel bir süreklilik içinde ele alındı.
‘Mektup uyarı niteliğinde’
“Sonbaharın sonu ve zincirleme cinayetlerin yıldönümü. Eleştirel kalemini bir an olsun yere bırakmamış bu toprakların tüm aydınlarını ve muhaliflerini anmak bizim sorumluluğumuzdur” denilen mektupta metnin sadece “duygu yazısı” olmadığı, aksine gericilik ve totaliterliğin geri dönüşüne dair bir “uyarı” niteliği taşıdığı vurgulandı.
Anişa Esadollahi ve Elham Salihi, Fransa’da Gulamhüseyin Saedi’nin mezarının tahrip edilmesi gibi olaylara değinerek, bunları gündelik siyasi tartışmaların ötesinde, toplumun gelecekteki dönüşümlerdeki rolünü ortadan kaldırmaya yönelik bir sürecin parçası olarak değerlendirdi. Bu sürecin, 1979 Devrimi sonrasındaki deneyimi hatırlattığı; dışlama, itibarsızlaştırma ve nihayetinde muhalif toplumsal-siyasal güçlerin bütünüyle tasfiyesine yol açtığı ifade edildi.
Totariterliğin biçimi: İranşahi
Mektubun merkezinde, yazarlar “İranşahi” olarak adlandırdıkları bir kavrama dikkat çekti ve bunun tarihsel totaliterliğin yeni bir biçimi olduğunu savundu.
Bu eğilim ister dini ister seküler biçimde ortaya çıksın, her zaman tarihin silinmesi ve uyumsuz seslerin bastırılmasıyla birlikte yürüdüğü belirtildi. Mektupta İranşahiliğin bugün birbirine zıt ama örtüşen biçimlerde tezahür ettiği ifade edilerek “Bir yanda taç ve taht savunucusu kabadayılar, diğer yanda ise bu kez kalemi tersinden tutan 80’lerin coplu figürleri” denildi.
‘Tarihin tanığı olmak…’
Mektupta; “Jin, Jiyan, Azadî” hareketine, feminizme, azınlık haklarına, anadil hakkına, sol güçlere ve Muhammed Musaddık gibi figürlere yönelik düşmanlığın bu kesimlerin ortak paydası olduğu vurgulandı. İranşahi çerçevesine sığmayan her şeyin ya sahte ilan edildiği ya da yabancı ve gayrimeşru olarak damgalandığı belirtildi. Son bölümde, “mutlak otoritenin” bir “nihai çözüm” olarak normalleştirilmesine karşı uyarıda bulunulurken; siyasetin içinin boşaltıldığı bir dünyada, totaliterliğin artık özgürlüğü savunuyormuş gibi yapma gereği bile duymadığı vurgulandı. Mektubu şu çağrıyla son buldu:
“Bizlere düşen, tarihin tanığı olmak, tanıklık etmek ve eleştiri ile aydınlatma mevzisini her an korumaktır.”