Kadın işçiler ve kadın yoksulluğu: Kadınlar çifte mesainin içinde yaşıyor

Kadın istihdamı, kadın yoksulluğu ve güvencesiz çalışma koşulları 8 Mart’ta kadınların başlıca gündemleri arasında. Tülay Korkutan, eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve sendikal temsilde kadınların güçlenmesi için mücadelenin süreceğini vurguluyor.

ELİF AKGÜL

İstanbul- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken kadın istihdamı ve kadın yoksulluğu tablosu bir mücadele alanı olmaya devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu verisine göre kadın istihdam oranı 2024 itibarıyla yaklaşık yüzde 32–33 bandında seyrederken, kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36 civarında ölçülüyor. Dar tanımlı kadın işsizliği yüzde 11–12 düzeyinde, genç kadın işsizliği ise yüzde 24’ün üzerinde. DİSK-AR verilerine göre geniş tanımlı kadın işsizlik oranı yüzde 37 seviyelerine ulaşıyor. Kadınlarda kayıt dışı çalışma oranı ise yüzde 32,9 düzeyinde.

İMECE Kadın Dayanışma Derneği ve Kadın Sendikası’ndan Tülay Korkutan, kadınların eşit işe eşit ücret alamadığını, işyerlerinde mobbing ve tacizle karşılaştığını belirtiyor. Tülay Korkutan, kadınların esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerine yönlendirildiğini ve aile içi bakım sorumluluklarının bu süreci belirlediğini söylüyor. Kadın yoksulluğunun yalnızca gelir eksikliği değil, aynı zamanda zaman yoksulluğu anlamına geldiğini vurguluyor. Sendikalarda kadınların az temsil edildiğini ifade eden Tülay Korkutan, bu alanın kadınların mücadelesiyle genişletilmesi gerektiğini dile getiriyor.

Kadın emeği ve ‘eşit işe eşit ücret’ mücadelesi

“8 Mart'a giderken gerçekten kadın işçilerin yaşadığı sorunları konuşmak önemli” diyen Tülay Korkutan, kadınların istihdamda güvencesiz ve esnek bir alana sıkıştırıldığını, bunun iktidarın AKP politikalarıyla uyumlu olduğunu söylüyor:

“Bugün politikalarımızı belirlerken en önemli gündemlerimizden bir tanesi de kadın emeği ya da işte istihdamda yaşadığımız kadın sorunu ya da istihdamda olamama halimizi konuşmak önemli. Kadınların işyerlerinde yaşadığı en önemli sorun eşit işe eşit ücret alamama. Yani erkeklerle aynı işi yapıyor olsa dahi işçi kadınlar aynı ücreti alamıyorlar. Ya da işyerlerinde mobbing, taciz gibi sorunlarla karşılaşıyorlar. Aynı zamanda AKP iktidarı da şunu hayata geçirdi: Kadınlar esnek, güvencesiz alanda iş yaşamının içerisindeler. Çünkü AKP’nin aile yaşamıyla iş yaşamını uyumlu hale getirme politikası var. Nedir bu? Özellikle de kadınlar, o evdeki çeşitli bakım işlerini ya da ev içindeki o işleri aynı zamanda yapıyor olmaları gerekiyor. Onun için de daha esnek, daha güvencesiz işlerde kadınlar çalışıyorlar. Ya da çocuğuna bakmak durumunda ya da evde yaşlı bir insan varsa, onun bakımından kadınlar sorumlu oluyor. Yani aslında baktığımızda şu an kadınlar açısından, yani özellikle şöyle bir politika izleniyor: Kadınlar işte olabilirler, çıkıp ‘müjde’ diye programları açıklıyorlar. Güya istihdamda kadınların çoğaldığını söylüyorlar. Ama DİSK-AR ya da Kadın İşçi’nin araştırmalarına baktığımız zaman görüyoruz ki bu istihdamda olma hali giderek aslında esnek ve güvencesiz alana itilmiş.”

‘Kadınların zaman yoksulluğu da var’

Kadın yoksulluğu başlığı, yalnızca gelir eksikliğiyle sınırlı olmayan çok boyutlu bir sorun alanı olarak değerlendiriliyor. Ekonomik kriz ve pahalılık koşullarında kadınların daha ağır bir yoksullaşma yaşadığı ifade ediliyor. Kadınların hem ücretli hem ücretsiz emek yükünü birlikte taşıdığı vurgulanıyor. Bu durumun kadınların gündelik yaşamlarında zaman yoksulluğu olarak tanımlanan bir tabloya yol açtığı belirtiliyor. Kadınların çalışma yaşamına katılsa da katılmasa da ev içi bakım sorumlulukları nedeniyle sürekli bir zaman sıkışması yaşadığı ifade ediliyor.

“Kadın yoksulluğu, genelde daha iktisadi-ekonomik bir yerde anlaşılıyor. Bu önemli çünkü kadınlar istihdamda yer almadığı sürece ekonomik özgürlükleri de gerçekten olmuyor. Ama bir taraftan da zaman yoksulluğu yaşıyoruz. Ne demek bu? Bugün ister istihdamda olalım, ister evde ücretsiz ev içi emeğin içerisinde olalım, bizim hayatta zamanımız yok. Kadınlar zaman yoksulluğu yaşıyor. Erkeklerin ev işlerine ayırdıkları zamanla kadınların ayırdığı zaman arasında dağlar kadar fark var ve dünyanın birçok yerinde de böyle. Ve bu da bizim hayatta var olmamızı, yaşamak istediklerimizi, yapmak istediklerimizi engelliyor. Çünkü bize biçilen bu rolün kendisi, evdeki o bakım emeğinin, yeniden üretim sürecinin bizlere tamamen kadınların üzerinden şekillenmesi, bizim sanata ayırdığımız, siyasete ayırdığımız ya da arkadaşlarımıza ayırdığımız zaman erkeklerden daha çok daha az. Ama erkekler bundan sorumlu olmadığı için ve sistem de tamamen kapitalizmle patriyarkayla el ele vererek, bu durumu da pekiştirdiği için giderek katmerli bir hale geliyor. O yüzden 8 Mart'a giderken de gerçekten emeğimiz için, özellikle de gerçekten işyerlerinde yaşadığımız tüm çalışma koşullarının iyileştirilmesi, mobbinge, tacize karşı eşdeğer işe eşit ücret almak için sokaklarda olacak kadınlar.”

Çifte mesai ve güvencesiz çalışma

Kadınların çalışma yaşamındaki konumu ev içi emekle birlikte değerlendirildiğini ifade eden Tülay Korkutan, ücretli ev işçiliği ve bakım emeğinin güvencesiz koşullarda sürdürüldüğünü ifade ediyor. Kadınların “çifte mesai içinde” yaşadığını söyleyen Tülay Korkutan, ev içi emeğin toplumsal olarak kadınlara atfedilmesinin güvencesizliği derinleştirdiğini söylüyor:

“Mesela ev işçileri istihdamdalar ama eve gelip evde de çalışıyorlar. Yani, tüm bu roller bize biçilen rollerden kaynaklanıyor. Yani aslında kadınlar çifte bir mesainin içerisinde yaşıyor. Kadınlar gerçekten de en güvencesiz, en esnek, en gerçekten hani düşük ücretli alana sıkışmış durumda. Mesela ücretli ev işçiliğini erkekler yapıyor olsaydı, tamamen güvenceli, emeklilik ve sigorta hakkı olan yasal statüye sahip bir iş olacaktı. Ama bu işler kadın işi olarak görüldüğü için, ev işçileri ücretli olarak çalışsa bile en güvencesiz yerde sigortası olmadan, iş sağlığı ve güvenliği hayata geçirilmeden çalışıyor.”

Sendikalarda kadın temsili

Sendikal örgütlenme başlığı da kadın emeği tartışmasının önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de sendikalaşma oranının genel olarak düşük olduğunu belirten Tülay Korkutan, kadınların sendikal yapılarda daha sınırlı yer aldığını, yönetim kademelerinde ise genellikle erkeklerin olduğunu söylüyor. Kadınların sendikalarda daha fazla yer alabilmesi için yapısal düzenlemeler gerektiği dile getiren Tülay Korkutan, sendikal alanda kadınların karşılaştığı yapısal engellere dikkat çekerek, bu engellerin aşılması için kurumsal düzenlemeler gerektiğini ifade ediyor.

“Türkiye'de ne yazık ki sendikalaşma oranı çok düşük. Ama bu tabloya baktığımızda, kadınlar ne yazık ki çok daha az. DİSK'e bağlı sendikalarda yönetimde genç kadınların olduğu fazlaca olan sendikalar var. Ama genel olarak baktığımızda, sendikal örgütlenmenin içerisinde kadınlar ne yazık ki çok az görülüyor. Bunun elbette ki birçok nedeni var. Çünkü bizlerin ayağında bir sürü pranga var. Bir sendikaya gittiğimizde ya da mücadelenin bir yerinde kendisini özne olmaya çalıştığımızda, o prangaları bir şekilde çıkarmamız gerekiyor ki aynı o erkekler gibi daha rahat siyaset yapalım. Erkekler de bize o alanı açmıyor, dolayısıyla bizim bu alanı açmamız lazım. O prangaları çıkarmak da öyle kolay da olmuyor. Hele ki erkekler yönetimde o kadar fazla olunca da kadınların alanları da daralıyor. Sendikalar içerisinde, kadınların daha fazla sendikalarda olabilmesi için buna dair politikalar geliştirmeli. Bir sendika mutlaka merkezinde kreş kurmalı ki kadınlar oraya toplantılara gelebilsin, ayağımızdaki pranga biraz daha hafiflesin. Ama bu böyle yukarıdan, birilerinden istemek ya da erkeklerden talep etmekle olacak bir şey değil. Bunu kadınlar yapmaya çalışıyor, bunun mücadelesini veriyor.”