Kastik sistemin günümüz versiyonu: Epstein ekibi
İlk çağların avcı erkeğinin günümüz versiyonu olan Epstein ekibi, kastik sistemin ta kendisidir. Kastik kültürün zirvesi Epstein olsa da, kadına sömürü, eşitsizlik, şiddet uygulayan erkek bir parça Epstein taşır içinde.
ROJBİN PELİN
Haber Merkezi - 2026 yılına girdiğimiz günden bugüne dek siyasetin nabzı sürekli olağanüstü seyirde çarptı. Evrensel ve yerel gündemler sarsıcı nitelikte. Maduru’nun kaçırılması, Suriye’deki iç savaş hamleleri, hazırlıkları yapılan İran savaşı, Davos ve Münih zirveleri, açıklanan J. Epstein dosyaları gibi önemli gündemlerin ağırlığı altında yılın ilk iki ayını geride bıraktık.
Bu yıl düzenlenen Münih Güvenlik Toplantısı çok yoğun tartışmaların gelişmesine vesile oldu. Münih toplantısı da tıpkı Davos Zirvesi gibi Kapitalist sistemin çöküş sürecine girmesinin itiraflarıyla dolu geçti. Küresel Kapitalist sistem yıkım sürecine girmiş bulunmaktadır. Şu ana kadar sistemin sürdürülmezliğini hep sistem dışı güçler dillendirmişti. Ama şimdilerde sistemin aklı, ruhu olan güçler de bunu dillendirmeye başladılar. Dünyamıza hâkim olan kocaman bir belirsizlik durumundan bahsetmek gerekir. Münih Toplantısı’na katılan devlet yetkililerinin konuşmalarında öne çıkan ortak vurgular şu şekildeydi; kurallara dayalı uluslararası sistemin orijinal haliyle var olmadığı bir çağda yaşıyoruz. Dünya düşmanca rekabet ve güç ilişkileri çağında.
Kapitalist sistem ve uluslararası çıkarlar
Kapitalist sistem sadece yıpranmış değil, yıkılmış, dünya düzeni yok, yıkım var. Batı ülkeleri bu yıkım sürecinin farkında ve bunu geciktirmenin arayışında. Ama dünyanın başka alanlarındaki kimi güçler bu yıkımın pek farkında değil. Ters yöne kürek sallamanın onları bu yıkılan uluslararası sistemin enkazı altında bırakacağından bihaber hareket ediyorlar.
Batı en büyük itirazı ABD politikalarına karşı dillendirdi. Batılı güçler verdikleri mesajlarda ‘Bağımsız Avrupa güçlü Avrupa’dır’ desturunu öne çıkartılar. ABD tarafından himaye edilmek istenmediklerini, ABD’den eşit müttefiklik anlayışıyla hareket etmesini talep ettiler. ABD geçen yakın süreçte fitilini ateşlediği Ukrayna- Rusya savaşında sadece Rusya tarafını zayıflatmadı. En az onun kadar AB ülkelerinin seneler boyunca bağlı kaldıkları stratejik özerklik politikalarını da zayıflattı. ABD tüm gücüyle AB ve Rusya’yı bir savaş sürecine sürüklemek istiyor. Rusya zaman zaman oynanan bu oyuna dikkat çekse de batı adım adım bu savaşın içine çekilmektedir. Avrupa ülkelerinin savunma ve silahlanmaya ayırdıkları bütçe bunu ifade etmektedir. Hibrit savaş tarzının yarattığı riskler, teknoloji ve istihbarat alanında yaşanan gelişmeler, siber riskler, yapay zekâ kullanımındaki kontrolsüz gidişat, durgunlaşan ekonomiler, yoğunlaşan aşırı hava olayları, aşırı otoriterleşme, yoksulluk, eşitsizlik gibi konular da gündem olmaya devam etmektedir.
Çok kutuplu bir hal kazanan dünyamızda iktidarlar hakimiyet alanlarını güvenceye kavuşturmak uğruna acımasız savaşlar geliştirmektedir. Hegemon güçlerin önceliği asla halkların barış, güvenlik, sağlık, eğitim haklarını korumak olmamıştır. Hegemonik güçlerin temel önceliği ne çevre sorunudur, ne de hak ve özgürlükler sorunudur. Onların tek gündemi ‘kutsal bildikleri kârlarıdır’ bunu korumak, öncelemek esas gündemleridir. Biz halklar ve kadınların payına düşen ise iktidarcı güçlerin yarattığı krizler içerisinde yaşamak olmaktadır.
Kürtlere karşı savaş: Böl yönet siyaseti
Dünya siyasetinin kalbi olarak nitelendirilen Ortadoğu da Şubat ayı boyunca önemli gelişmeler yaşandı. Bölgedeki gelişmelerin doğrudan etkilediği ülkemiz Kürdistan’da tarihi gelişmelere tanıklık ettik. 5 Ocak’ta Halep’teki Kürt mahallesine yöneltilen saldırılar çok kısa bir süreç içerisinde tüm Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerine yayıldı. Deprem etkisi yaratan bu saldırılar halkımız ve dostlarımızı tüm dünya da ayağa kaldırdı. Suriye’de yaşanan savaş sürecine ilişkin çok yazılıp çizildi. Trump’un gözdesi Colani ile dansı maalesef kadınlar ve halklar adına hayırlı gelişmelere vesile olmadı, olmayacakta. Cihatçı- selefist HTŞ iktidarı Suriye de tahkim edildi. Irak ve Suriye uzlaştırıldı. Birkaç yıl önce Afganistan’da Taliban’ın iktidarlaştırılması gibi Suriye’de de suni çizgi örgütlendirildi. Bu şekilde Suni İslam modeli benimsendi. Hegemon güçlerin icazetini alan HTŞ belli ki bölgedeki kirli savaşlar için hazırlanıyor. Nitekim birkaç gün evvel Riyad’da düzenlenen Koalisyon toplantısında DAİŞ’le mücadele de büyük bedeller ödeyen QSD ve Peşmerge güçlerine hiç vurgu yapılmadı, aksine Suriye ve Irak’ın koalisyondaki rolü yeniden tanımlandı. HTŞ’nin Kürtlerin üzerine sürülmesi ile bir kez daha Kürtler kirli jeopolitiğin kurbanı kılınmak istendi. Neyse ki Önder Apo’nun ‘Demokratik bir direnme usulü bulsunlar’ perspektifiyle Kürt halkı her yerde kazanımlarını koruma mücadelesini etkili şekilde yürütmüştür. Tam da başkan Apo’nun dediği gibi ‘SDG- HTŞ savaşı- Böl yönet savaşıdır’. Kürt düşmanı Biritanya’nın klasik aklı bir kez daha acımasızca devreye konulmuştur. Ortadoğu’yu kendi oyun alanı gibi kullanan batılı güçler bölgeyi selefist suni çizgi üzerinden dizayn etmek istemektedir. HTŞ- Taliban çizgisi kadın düşmanı, hak ve özgürlükler düşmanı anlayışları ile bölgeyi yüzlerce yıl geriye düşürme potansiyeli barındırmaktadır. Afganistan’da Taliban gerçeği göz önünde, bir de bölgeye Colani gerçeğini getirdiler. Ortadoğu’da radikal cihadist güçlerin devlet formuna kavuşturulması tüm insanlığın ve Dünya’nın geleceği için ciddi tehlike yaratmaktadır.
Kadına dayalı özgürlük sistemi ve kadın mücadelesi
Özellikle kadınlar açısından oluşan risk ve tehlike daha üst safhadadır. Kadına dayalı özgürlük sistemi Rojava şahsında örgütlendi. Yapılmak istenen kesinlikle, kadın sistemi yerine canavarlaşmış erkek sisteminin tahkim edilmek istenmesidir. Özcesi yeni bir süreç başladı. Bu süreç en fazla Kürtleri etkileyecek. Önderlik savunmalarında kapitalist aklı değerlendirirken bugün yaşananları öngörüyordu. Dünyayı şirketler yönetiyor. Dünyanın bir avuç şirketin çıkarlarına dayanan ve yürüyen bir sistemi var. Önceden ulus devlet çıkarları vardı. Şimdi küresel düzeyde şirketler çıkarı üzerinden yürüyor. Bu akıl başaracak mı, bunun cevabı halkların mücadelesi ile bağlantılıdır. Önderlik manifestoda kastik katil aklı ile komünal toplum ve mücadeleyi ortaya koydu. Günümüzde yaşanan tam olarak her iki aklın güncellenmiş çatışma ve mücadele halidir.
Kastik katil sistemin günümüz versiyonları
Bunca çalkantılı ve fırtınalı seyreden siyaset atmosferi içerisinde kadınlar cephesinde de önemli gelişmelere tanıklık ettik. Afganistan’da Taliban yürürlüğe koyduğu yeni yasayla ‘kadına yönelik şiddet, kemik kırılmadığı sürece’ serbest kılındı.
Sudan’da recimle katledilen kadın haberleri, günlerdir tüm insanlığın ve kadınların hayretler içerisinde izlediği Jeffrey Epstein suç dosyaları da erkek egemen sistemin itirafı olmuştur.
İktidar ve sermeye gücünü elinde tutan bir avuç barbarın kadın ve çocuk bedeni üzerinden yürüttüğü vahşet ataerkil iktidarların zalim yüzünü deşifre etmiştir. İlk çağların avcı erkeğinin günümüz versiyonu olan J. Epstein ekibi kastik sistemin ta kendisidir. Yıllarca sistem tarafından bilindiği halde J. Epstein dosyalarını özellikle bu süreçte ifşa edilmesinde egemen sistemin ne tür bir hesap güttüğünü anlamak şimdilik zor olsa da onun da zaman içerisinde anlaşılacağını düşünüyoruz. İnsan vicdanını ayaklandıran, kendisine insanım diyen herkesin tüylerini ürperten bu vahşet örneği duyulduğu, paylaşıldığı andan itibaren büyük bir toplumsal itirazla sorgulanması ve tüm faillerden hesap sorulması gerekiyordu. İnsanlığın asla kabul etmemesi, rıza göstermemesi gereken bu durum karşısında maalesef gösterilen tepki çok yetersizdi.
Bu barbar sistemi sorgulamak ile başlamalıyız
Ataerkil sistemin yarattığı hak gaspı, irade gaspı, emek gaspı bunca derin olmasaydı ifşa edilen Epstein dosyaları sonrasında başta kadınlar olmak üzere tüm insanlık kıyameti kopartırdı. Bu mesele olağanüstü bir skandal olmanın çok ötesindedir. Erkek egemen güç ağlarıyla iç içe geçen sermaye ilişkileri hukuk alanını da erkeğin özel alanı kılmıştır. Görüldüğü gibi erkek egemen güç ağları faili koruyor, mağdurların beyanlarını değersizleştirip görünmez kılmıştır. Evet, şiddet ataerkil tüm sistemlerde yapısal bir olgudur. Bugün salt J. Epstein olayını pedofili olarak yansıtmak yetersiz bir ele alış olur. Bu durum münferit bir olay değil, sadece bir skandal olarak da yorumlanamaz. Şayet böyle yaklaşılırsa canavarlığı mümkün kılan erkeklik ve güç ilişkilerinin gizlenmesine yol açabilir. Kadınlar olarak bu denli büyük bir barbarlığa yol açan sistemi sorgulamakla işe başlamalıyız. Çünkü J. Epstein dosyası örgütlü erkek kötülüğünün resmidir. Yamyamlık, barbarlık denilen tarihsel gerçeklik tamda Epstein’in oluşturduğu suç şebekesinde dile gelmiştir. Erkek egemen sistemin sermeye ve güçle buluşmasının nemenem bir kötülük yarattığının örneklerini anlık olarak dünyanın her yerinde görüyor ve yaşıyoruz. Bu barbarlığı mümkün kılan erkeklik düzenini hedef almadan, değiştirmeden yaşar ve yaklaşırsak her ifşa gündem olur belki ama sistem olduğu yer de kalır.
Epstein suç adası kapitalist düzenin ta kendisidir
Açıklanan Epstein dosyalarından sonra sıkça ‘pedofili’ ile olayı izah eden açıklamalara rast geldik. Yaşanan erkek egemen sistemin istisnai bir örneği değil. Epstein suç adası kapitalist düzenin ta kendisidir. Epstein’in başardığı şey egemen sapık erkeğin fantezi dünyasını genişletmek ve kapalı bir mekânda sistematik hale getirmektir. Türkiye’de tarikat ve cemaat yapılarında gelişen taciz, tecavüz vakalarının bundan az kalır yanı var mı? Daha birkaç yıl önce Ensar vakfında 45 çocuk istismara maruz kalmamış mıydı? Bu şekildeki örnekleri çoğaltmak mümkün. Eril iktidar sistemin varlığı, yapısı, aklı bu kastik katil yapıları üretip, çoğaltıyor. O yüzden de kadınlar olarak daha örgütlü, daha radikal mücadele ederek varlığımızı, kimliğimizi koruyabiliriz. Bu kastik katil sisteme karşı günün yirmi dört saatin de örgütlü mücadele ile karşılık vermezsek kurban olmaktan kurtulamayız. Her tür maskeyi rahatça takınan bu katil, tecavüzcü erkek gerçeği her yerde başka türlü yöntemlerle karşımıza çıkmaktadır. Kastik kültürün zirvesi olan J. Epstein olsa da özünde her yerde kadına sömürü, eşitsizlik, şiddet uygulayan erkek bir parça Epstein taşır içinde. Kadınların bu bilinçle yaşaması, çalışması, örgütlenmesi ve kendi savunmalarını örgütlü bir şekilde geliştirmeleri gerekmektedir. En önemlisi de Kadın statüsünü yasal güvenceye kavuşturmak gerekir.
Kadın hakları, kadın hukuku, kadın özgürlüğünü yaşamın mutlak değişmezi haline getirmeliyiz. Özcesi kadın statüsünü her yerde daha güçlü savunmalıyız. Yaşamın tüm zaman ve mekanlarında kadın hak ve özgürlüklerinin tanındığı, inkâr edilmediği, gözden çıkartılmadığı bir toplumsal inşayı kadın hareketleri olarak gündeme almalıyız. Kadın statüsü gündemi kızgın bölge ve dünya savaşları ortamında kadın yapılarının bir an dahi gözden kaçırmaması gereken konu olmaya devam etmelidir.