Kadın, direniş ve örgütlenme: YJA STAR’dan YPJ ve YJŞ’ye yeni bir özgürlük paradigması-4

Kürt kadın hareketi, savaşın ortasında yalnızca askeri bir güç değil; ideolojik, toplumsal ve kültürel bir dönüşüm modeli inşa ediyor. Bu deneyim, küresel feminizme yeni bir yön çiziyor.

MALVA MUHAMMED

Haber Merkezi – Parçalanmış coğrafyanın kalbinde, kadın savaşçı deneyimi bir istisna olarak değil; kahramanlığın ve öznenin yeniden tanımlanması olarak ortaya çıkıyor. Bu dosya yalnızca silah taşıyan kadın birliklerinin hikayesini anlatmıyor; aynı zamanda askerliğin nasıl bağımlı bir konumdan varoluşsal bir soruya dönüştüğünü ve kadının güç kavramını nasıl yeniden kurduğunu gösteriyor. Nitekim ortaya çıkan devrimci kadın modelleri, gerçekliği yeniden şekillendirirken dünyaya özgürlük diliyle sesleniyor.

Dosyamızın ilk üç bölümünde ele aldığımız, kadınların silahlanma ve kendi ordularını kurma deneyimleri; Kürt kadınların deneyiminden köklü biçimde farklıdır. Kürdistan’ın dört parçasında kadınlar, YJA STAR, YPJ, HPJ, YJŞ gibi çok sayıda askeri yapılanma kurmuş, birçok askeri operasyonda doğrudan komuta rolü üstlenmiştir.

Bu birlikleri özgün kılan, yalnızca askeri yapılar olmamaları; aynı zamanda “Jin, jiyan, azadî” felsefesine dayanan düşünsel ve akademik alanlara dönüşmüş olmalarıdır.

Dağlar kadın özgürlüğünün aynasına dönüşürken

Kuzey Kürdistan’da kadınların özgürlük hareketi saflarına katılımı, 1970’lerin sonlarında Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kuruluşuyla başladı; ancak bu süreç çeşitli dönüm noktalarından geçti. Başlangıçta kadınlar farklı birlikler içinde bireysel olarak yer alıyor, roller daha çok örgütsel ve politik karakter taşıyordu.

1990’lı yıllarda ise kadınlara PKK içinde örgütsel özerklik tanındı ve “kadın ordusu” kavramı güç kazandı. 1992 yılında Berîtan Hêvî’nin (Gülnaz Karataş) yaşamını yitirmesi sonrasında, 1993’te kadınlar ilk taburlarını oluşturma yönünde adım attı. Berîtan’ın hikâyesi, ihanete karşı direnişin simgesine dönüşerek, kadınların baskı ve boyun eğmeye karşı seferberliğinde tarihsel bir kırılma anı oldu.

Devlet haritalarına ve coğrafi sınırlara sığmayan Kürdistan’ın dağlarında, 2004 yılında Özgür Kadın Birlikleri YJA STAR kuruldu. Bu, silahlı bir hareketin “kadın kolu” olmaktan ziyade, direnişin kendisini yeniden tanımlayan niteliksel bir dönüşümüydü. Bu ordu, kadının yalnızca devrimin bir parçası değil; onun öncüsü, teorisyeni ve sembolünün yaratıcısı olduğunu ilan etti.

YJA STAR’ın kuruluşu yalnızca örgütsel bir karar değil, derin ideolojik tartışmaların sonucuydu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, “kadın ilk sömürgedir ve onun özgürlüğü toplumun özgürlüğünün şartıdır” yaklaşımından etkilenen kadın savaşçılar, bu fikri tam kadın önderliğine dayalı bağımsız bir örgütsel yapıya dönüştürdü. Askeri taktiklerle felsefi çözümlemeyi birleştiren eğitim programlarıyla, kadın bedeni artık bir nesne değil; değişimin öznesi olarak yeniden tanımlandı.

Diğer silahlı hareketlerden farklı olarak, Kürt kadın savaşçılar derin bir felsefi arka plana sahiptir. Kandil Dağları ve Kuzey Kürdistan’daki sınır bölgeleri, adeta “açık akademiler” olarak görülür. Buradaki eğitim iki yönlüdür: Bir yandan metrelerce kar altında hayatta kalmayı içeren askeri ve doğa koşullarına uyum eğitimi, diğer yandan tarih, kadın mücadelesi ve uluslararası siyaset üzerine saatler süren kolektif okumalar ve tartışmalar…

‘Star’ adı, kadın tarihine bir dönüş çağrısı

Bu birlikler, “STAR” ismini kadim Kürt mitolojisinde bereket ve özgürlüğü temsil eden bir tanrıçadan ilhamla aldı. Bu tercih rastlantısal değildi; aksine kadının tarihsel konumunu yaşamın ve direnişin kaynağı olarak yeniden hatırlatan sembolik bir ilan niteliğindeydi.

YJA STAR’ı dünyadaki birçok kadın birliğinden ayıran en temel özellik, tam bağımsızlığıdır. Erkek egemen bir yapıya bağlı bir ek ya da ihtiyaç anında başvurulan sembolik bir unsur değildir. Kendi başına bir örgüt olarak, eylem kararlarından, sahadaki siyasi kararların alınmasına kadar tüm görevleri kadınlar üstlenir. Bu bağımsızlık yalnızca teknik değil, aynı zamanda simgeseldir: Kadının yalnızca savaşabileceğini değil, savaşın kendisini yönetebileceğini, stratejisini kurabileceğini ve etik pusulasını belirleyebileceğini ilan eder.

Coğrafyayı aşan bir söylem

YJA STAR söyleminde şehit kadınlar edilgen figürler değil, aktif öznelerdir. Teslim olmayı ve davasına ihanet etmeyi reddeden, silahını kırdıktan sonra kendini bir uçurumdan atarak özgürlük içinde ölümü esarete tercih eden Berîtan Hêvî; ve Kürt özgürlük hareketinin, özellikle PKK düşüncesinin temel sembollerinden biri haline gelen, Türk askeri kurumuna yönelik fedai eylemi gerçekleştiren Zîlan (Zeynep Kınacı)… Bu isimler yalnızca anma günlerinde değil, örgütün her anında yaşatılır.

Böylece kadın kahramanlığı yeniden tanımlanır. Burada ölüm bir son değil; yeni bir bilincin, yeni bir dilin ve kadının artık edilgen değil, tarihsel özne olarak yazıldığı yeni bir dönemin başlangıcıdır.

YJA STAR Kürt bağlamında faaliyet yürütse de söylemi sınırları aşar. Bildirilerinde Latin Amerika’dan Filistin’e, İran’dan Avrupa’ya kadar kadınlara seslenir: “Biz baskıyı biliyoruz ve ona nasıl direneceğimizi de biliyoruz. Gelin, kadınlar için yeni bir yüzyılı birlikte yazalım.” Bu sınır aşan çağrı yalnızca duygusal bir dayanışmaya değil, ortak bir özgürlük projesine dayanır.

Rojhilat Kürdistan’da kadın direnişinin doğuşu

Zorlu Kandil Dağları’nın zirvelerinde, sert kayalıkların sarsılmaz bir iradeyle birleştiği coğrafyada, Rojhilat Kürdistan Kadın Savunma Güçleri (HPJ) 2006 yılında kuruldu. Bu yalnızca yeni bir askeri oluşum değil; Rojhilat Kürdistan’dan yükselen ve gücü tamamen kadın perspektifinden yeniden tanımlayan bir isyan çığlığıydı. Bu yapı, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği “özgür kadın” felsefesinden ilham aldı.

Bu oluşumun çıkış noktası, Rojhilat “Kürdistan ve İran’daki kadınları iki yönlü baskıdan koruma ihtiyacıydı: siyasal rejimin baskısı ve geleneksel otoriter zihniyetin baskısı. HPJ’nin sözlüğünde silah bir saldırı aracı değil, “meşru savunma” aracıdır. Bu yaklaşım, kadına kendi bedenini, düşüncesini ve toplumunu koruma hakkı tanır.

Bu vizyon yalnızca Kürt kadınlarla sınırlı kalmadı; Fars, Azeri, Beluç ve İran’daki tüm baskı altındaki kadınların özgürleşmesini hedefledi. Amaç, herkes için özgürlüğü garanti altına alan “demokratik konfederal” bir sistem inşa etmekti.

“Jina Emînî”nin ölümü sonrası başlayan ayaklanma patlak verdiğinde, HPJ savaşçıları bu sahneye yabancı değildi. Dağlardan, Sine ve Tahran sokaklarındaki kadınların cesaretini izlediler ve bu isyanın koruyucu gücü olmaya hazır olduklarını ilan ettiler. Askeri üniformaları artık yalnızca bir savaş kıyafeti değil; sert ve kararlı kadın direnişinin küresel bir sembolüne dönüştü.

HPJ savaşçıları, dağ zirvelerinde “gerilla” yaşamını seçti. Yaşamları tamamen özerktir; kendi işlerini kendileri yürütür, savaş ve barış kararlarını kendi elleriyle alırlar. Erkek vesayetinden uzak bu yaşam, kadının kendi kendini savunmaya karar verdiğinde nasıl yeni bir gerçeklik yaratabileceğini dünyaya gösterir.

Kuzey ve Doğu Suriye’de kadın devriminin doğuşu: YPJ

Kuzey ve Doğu Suriye’de Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), Suriye devriminin içinden doğarak ortaya çıktı; ancak kısa sürede kendine özgü bir kimlik inşa etti. Eğer YJA STAR uzun soluklu bir savaş bağlamında şekillenmişse, YPJ devrim anında doğdu; kadınların şehirleri özgürleştirdiği bir süreçte. Bu nedenle yalnızca bir güvenlik boşluğuna verilen askeri bir yanıt değil; kadının toplumdaki rolünü yeniden tanımlayan ve özgürlüğün bedenden başlayıp düşünceyle inşa edildiğini ilan eden bir dönüşümdü.

Hikaye 2011’de başladı. Kürt kadınları öz savunma saflarına katılmaya başladı ve tehditlerin artmasıyla birlikte, 13 Şubat 2013’te Efrîn’in Cindires ilçesinde “Şehit Ruken Taburu” adıyla ilk kadın birliği kuruldu. Bu tabur, YPJ’nin temel çekirdeğini oluşturdu.

Ardından Qamişlo’da “Şehit Adar Taburu”, Kobanê’de “Şehit Dicle Taburu” gibi kadın birlikleri kuruldu; daha sonra Dêrik ve Dirbesiyê gibi bölgelerde de bu yapılanmalar genişledi. 40 yaşına kadar gönüllü kadınların katıldığı bu süreçte, 2 Nisan 2013’te Dêrik’te “Zaferi güvence altına almak için kendinizi YPJ saflarında örgütleyin” sloganıyla bir kuruluş konferansı düzenlendi ve iki gün sonra YPJ’nin kuruluşu resmen ilan edildi.

Zamanla YPJ, farklı halklardan binlerce kadın savaşçıyı bünyesine katarak büyüdü; aynı zamanda Şehit Şîlan Akademisi gibi hem askeri hem de ideolojik eğitim veren kurumlar kuruldu.

Sahada: Direnişten sembole

YPJ, Kobanê ve Şengal gibi kritik savaşlarda yer aldı; Rakka, Tabka, Minbic ve Dêrezor gibi geniş bölgelerin IŞİD’den kurtarılmasında rol oynadı. Böylece yalnızca askeri bir güç değil, özgürlük ve onur için silahlı kadın mücadelesinin küresel bir simgesi haline geldi.

Buradaki temel soru “nasıl” değil, “neden”dir. Tarihsel olarak kadınların karar mekanizmalarından dışlandığı bir coğrafyada, kadınlar neden silah kuşanır? Yanıt yalnızca IŞİD gibi güçlere karşı savaşmak değildir; aynı zamanda köklü bir sistem olan dışlama, tahakküm ve indirgeme düzenini ortadan kaldırma çabasıdır. YPJ’nin kuruluşu, her şeyden önce varoluşsal bir eylemdir: Kadının “nesne” değil “özne” olduğunu ilan etmek. Korunan değil koruyan, tanımlanan değil anlamı yeniden kuran bir özne…

Kadın özgürlüğü ideolojisi

YPJ’ye göre ataerkil sistemle mücadele, tüm otoriter yapılarla mücadeledir. Demokratik bir toplumun inşası ise önce zihniyette, bireyin içinde başlar. Bu nedenle akademiler, komünler ve meclisler aracılığıyla kadınlar yalnızca savaşçı olarak değil; karar alıcı, analiz eden ve örgütleyen bireyler olarak yetiştirilir. Amaç, “sadece savaşan kadın” modelini aşarak “lider ve düşünür kadın” modelini inşa etmektir.

YPJ savaşçıları silah taşır; ancak onu kalıcı bir sembol olarak yüceltmez. Buradaki güç, kurşunda değil; dayatılan gerçekliğe karşı alternatif bir düşünsel ve ahlaki zemin yaratabilme kapasitesindedir. Savaş, bir amaç değil; adalet, onur ve eşitlik üzerine kurulu toplumsal bir projeyi korumanın aracıdır.

Bu nedenle YPJ’nin yarattığı etki, yalnızca katıldığı savaşlarla ölçülemez; asıl dönüşüm, yeniden inşa ettiği kültürde saklıdır. Yerel ve küresel düzeyde kadına dair geleneksel algıyı değiştirmiş; kadının anlatılan bir nesne değil, anlatıyı kuran özne olduğunu göstermiştir.

Bu kültürel dönüşüm, kadınların siyaset, ekonomi ve eğitim alanlarına katılımında da kendini gösterdi. Kadının rolü artık yalnızca silahlı mücadeleyle sınırlı değildir; barışın inşası, yeniden yapılanma ve kolektif hafızanın kurulması gibi süreçleri de kapsayan çok katmanlı bir alana yayılmıştır.

Küresel feminist hareketlerle ortaklıklar

Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), küresel kadın hareketleriyle birçok ortak ilkeye sahip olmakla birlikte; çatışma, devletsizlik ve devrimci dönüşüm arayışının belirlediği karmaşık bir gerçeklikten doğan özgün bir model ortaya koyar.

YPJ ile kadın hareketleri, başta toplumsal cinsiyet eşitliği olmak üzere pek çok noktada kesişir. Pek çok feminist akım gibi YPJ de kadının özgürleşmesini toplumsal dönüşümün merkezine yerleştirir. Sadece özel alanda değil, siyaset ve savaş alanında da erkek egemen yapılara meydan okuması, onu radikal ve sosyalist feminizmle yakınlaştırır. Ayrıca YPJ’nin tabandan örgütlenmeye verdiği önem; Latin Amerika ve Afrika’daki kadın hareketlerin “aşağıdan değişim” anlayışıyla da örtüşür.

YPJ’yi farklı kılan temel unsur ise, silahlı savunmayı özsavunma ilkesi olarak benimsemesidir. Birçok feminist hareket şiddetsizliği savunurken, YPJ IŞİD gibi varoluşsal tehditler ve kadın katliamları karşısında silahlı direnişi gerekli ve meşru bir seçenek olarak görür. Bu yaklaşım, liberal Batı feminizminin sınırlarını aşan bir perspektif sunar.

Aynı zamanda YPJ, ideolojiyi gündelik yaşamın bir parçası haline getirir; teori ile pratiği birbirinden ayırmaz. Savaşçılar yalnızca askeri eğitim almaz; politik ve felsefi eğitimden geçer, kolektif yaşam sürer ve kararlarını demokratik yöntemlerle alır. Böylece düşünce ile devrimci pratiğin iç içe geçtiği canlı bir model ortaya çıkar. Bu modelin merkezinde ise Abdullah Öcalan’ın düşüncesinden esinlenen “Jin, jiyan, azadî” felsefesi yer alır; bu yaklaşım kadın özgürlüğünü ekolojik denge ve demokratik bir sistemin inşasıyla birlikte ele alır.

Özetle YPJ; kesişimsel, devlet karşıtı ve devrimci bir kadın özsavunma modeli sunar. Bu model yalnızca toplumsal cinsiyet rollerine değil, aynı zamanda devlet ve sermaye yapılarına da meydan okur. Bu yönüyle özellikle kurumsal ve reformist yaklaşımlardan tatmin olmayan feminist hareketler için ilham kaynağı olmaya başlamıştır.

Buna rağmen, bu birlikler IŞİD’e karşı mücadelede ve geniş bölgelerin özgürleştirilmesinde oynadıkları belirleyici role rağmen; Suriye geçici yönetimi gibi yapılar tarafından hedef alınmış ve marjinalleştirilmeye çalışılmıştır. Çünkü silah taşıyan, savaş yöneten ve “itaatkâr kadın” imgesini yıkan bir kadın figürü, mutlak erkek egemenliği üzerine kurulu ideolojik yapılar için doğrudan bir tehdit anlamına gelmektedir.

Kapsamlı özgürlüğe doğru… YPJ sonrası

YPJ, var olan modelleri tekrar eden küresel bir hareketi sunmaz; aksine çatışma ve direnişin içinden doğan, özgün ve dönüştürücü bir perspektif üretir. Bu yönüyle, özellikle kurumsal vaatlerden ve yüzeysel reformlardan yorulan feminist hareketler için güçlü bir ilham kaynağıdır. Bu, yeni bir dünyanın yalnızca politikalarla değil; korkuyu aşarak, öz-örgütlenmeyle ve ateşin içinden geçerek kurulabileceğini savunan bir kadın mücadelesidir.

Küresel Kuzey’de, kurumsal yapıların ve görece istikrarlı demokrasilerin bulunduğu yerlerde feminizm daha çok reformist bir karakter taşır; yasal düzenlemeler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve karar alma mekanizmalarında temsilin artırılmasına odaklanır. Buna karşılık Küresel Güney’de, çatışma, yoksulluk ve yapısal sömürünün hakim olduğu koşullarda feminizm; hayatta kalma ve direniş pratiği olarak şekillenir. Bu, siyasal şiddet, ideolojik din ve sistematik dışlanma karşısında gelişen bir feminizmdir.

Kuzey feminizmi daha çok liberal ve hukuki bir çizgi izlerken; Güney feminizmi toplumsal, kesişimsel ve devrimci bir karakter taşır. Kadın özgürlüğünü, sınıfsal, siyasal ve kültürel yapılarla birlikte ele alır. Bu farklılık bir üstünlük ilişkisi yaratmaz; aksine feminizmin tek bir kalıba sığmadığını, her bağlamda yeniden şekillenen, gücü çoğu zaman marjdan tanımlayan bir deneyim olduğunu gösterir.

Küresel Güney’den yükselen alternatif bir feminizm

Çoğu feminist teori Batı deneyimlerine dayanırken, Küresel Güney çatışmaların ortasında, sahada inşa edilen kesişimsel bir feminizm geliştirdi. Bu yaklaşım, hedef alınan beden ve parçalanmış toplum gerçekliğinden hareketle mücadeleyi yeniden tanımlar.

Bugün soru, YPJ’nin kendini kanıtlayıp kanıtlamadığı değil; bu felsefenin coğrafi sınırların ötesine nasıl taşınacağıdır. “Güç” kavramını direnişçi bir feminist perspektifle nasıl yeniden tanımlarız? Ve dünyanın her yerinde her kadını, adil bir toplumsal dönüşümün öznesi haline nasıl getiririz?

Yıkıntıların altından doğuş: Şengal

Ağustos 2014’te Şengal Dağları’nı sarsan büyük trajedinin derinliğinde—kadınların çığlıklarının çölün tozuna karıştığı ve dünyanın sessizliğe gömüldüğü o anda—Şengal Kadın Savunma Birlikleri (YJŞ) kuruldu. Bu birlikler, IŞİD ve kader tarafından kendisine dayatılan “kurban” kimliğini reddeden Êzidî kadının varoluşsal isyanıydı; kendi kaderini kendi elleriyle yazan “savaşçı” kimliğinin ilanıydı.

Karanlığın köyleri ve vadileri sardığı, Êzidîlerin bir soykırımla baş başa bırakıldığı o anlarda; gerilla güçleri ile Halk ve Kadın Savunma Birlikleri (YPG/YPJ) yaşam koridoru açtı. Dağlarda yaralarını sarmaya çalışan kadınlar, aynı zamanda silah kullanmayı öğrenmeye başladı. İlk olarak Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) içinde örgütlendiler; ardından 2015 yılında YJŞ adıyla tam bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu kadınlar “meşru savunma” felsefesini benimsedi: Kendini koruyamayan bir toplumun yok olmaya mahkûm olduğu inancı. Silahın yanında ise “jineoloji” (kadın bilimi) temel bir düşünsel dayanak olarak öne çıktı; kadınlara dini, ulusal ve cinsiyet kimliklerine yeniden güven kazandıran bir bilinç alanı yarattı.

YJŞ’nin hedefi yalnızca Şengal Dağı’nı savunmakla sınırlı kalmadı. Mücadeleleri “kutsal intikam” olarak tanımlanan bir direniş anlatısına dönüştü. Şengal’in özgürleştirilmesinde aktif rol oynadılar; bununla da yetinmeyip Suriye’nin Rakka kentine kadar ilerleyerek kaçırılan Êzidî kadınları aradılar. Êzidî bir savaşçının attığı her kurşun, onurunun gaspına karşı yükselen bir çığlık haline geldi. Bu birliklerin adı, bir zamanlar Êzidî kadını “ganimet” olarak görenler için bir kâbusa dönüştü.

Bu nedenle YJŞ, soykırıma verilen en somut yanıt oldu: Yok oluş yerine yeniden doğuş… Êzidî kadın, küllerinden bir özgürlük öncüsü olarak yükseldi.

Sonuç: Kadınla yeniden kurulan tarih

Bu dosyanın sonunda, Kürdistan’daki kadın savaşçı deneyimi yalnızca silahın ya da kahramanlığın hikayesi olarak değil; varoluşun anlamını kökten değiştiren bir dönüşüm olarak ortaya çıkıyor. YJA STAR, YPJ, HPJ ve YJŞ arasında şekillenen bu mozaik, kadın özgürlüğünün bir slogan değil, somut bir toplumsal inşa süreci olduğunu gösteriyor.

Kadının direniş alanlarındaki bu yeniden doğuşu, dünyaya şu soruyu yöneltiyor: Bu deneyimlerden nasıl öğrenebiliriz? Özgürlük ve adalet kavramlarını nasıl yeniden kurabiliriz?

Bugün Kürt kadınının ortaya koyduğu model, yerel bir örnek olmanın ötesinde; kadını tarihin merkezine yerleştiren küresel bir çağrıdır. Bu çağrı, yalnızca bir mücadele biçimi değil; geleceği yeniden hayal etmenin davetidir.