Halkların kardeşliği: Bir vicdan meselesi ve eşitlik cesareti
Bugün kardeşlikten söz etmek, net bir iddia ortaya koymaktır: İnsanlar eşit doğmamış olabilir ama eşit yaşamak zorundadır. Bu iddia; savaşa, ırkçılığa, sömürüye ve her türden tahakküme karşıdır.
GÜLŞİN SASON
Haber Merkezi - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın defalarca dillendirdiği gibi, "Eşit haklardan faydalanmanın olmadığı yerde kardeşlik hukukundan bahsedilemez."
Kardeşlik, insanlığın en çok telaffuz edip, en az yüzleştiği kelimelerden biridir. Ağızda kolay döner, meydanlarda yankılanır; fakat gerçek anlamda ağırlaşır, sorumluluk ve cesaret ister.
Çünkü kardeşlik, yalnızca “birlikte olma” hâli değil, eşitlenme cesaretidir. Aynı coğrafyada onlarca halk diliyle, inancıyla, kültürüyle yaşayabilir. Birlikte yaşayan bu halkların bütün farklılıklarıyla birbirini kabul etmeleri yani aynı safta durması, aynı riskleri paylaşması, ayrıcalıklardan bir ahenk oluşturması gerekir. Teklikten, sömürüden ve erk olmaktan vazgeçmeyi gerektirir.
Kardeşlik politiktir
Bu yüzden kardeşlik, kaçınılmaz olarak politiktir.
Kardeşlik politikliğin komünalleştiği yerde başlar. Farklı renklerin ahenginde, kendi rengiyle bir parça olmadır. Farklı seslerin aynı yankıda buluşmasıdır.
Yeryüzü, farklı dillerin yankılandığı, farklı yüzlerin birbirine karıştığı büyük bir meydandır. Bu meydanda her halk, kendi sesini taşır; kimi zaman bir türküde, kimi zaman bir masalda, kimi zaman da sessiz bir bakışta. Halkların kardeşliği, işte bu seslerin birbirini bastırmadan, birbirini incitmeden yan yana var olabilme halidir. Ne tek tipleştirici bir benzerliktir ne de mesafeli bir hoşgörü; aksine, derin bir tanıma ve tanınma iradesidir. Tarihten günümüze kadar Ortadoğu da yüzlerce halk kendi dilini, kültürünü, inancını yaşamış ve günümüze kadar gelmiştir. Ancak kapitalist sistemle birlikte bir arada, aynı coğrafyada yaşayan halklar birbirine düşman ettirilmeye çalışılmıştır.
Ulus devletler kardeşlik kavramını kan bağına bağladı
Ulus devletlerin sloganı olan tek tip, “tek dil, tek bayrak, tek inanç, tek kültür” anlayışı birlikte yaşayan halkları hedef almış ve homojen bir toplum ortaya çıkarmayı amaçlamış. Bugüne kadar dünyada özellikle Ortadoğu’da kaos ve çatışmalı ortamlar yaratılmış, resmen bir ateş çemberine dönüştürülmüştür. Bu ateş ulus devletler ve hegemon güçler tarafından sürekli körüklenmiştir. Tarihten günümüze kadar devam ve bin yıllardır aynı coğrafyada yaşayan halklar birbirine düşman ettirilmeye çalışıldı. Ulus devletler halkların kardeşliğini ortadan kaldırmak için, kardeşlik kavramını kan bağına bağlayarak, halkları birbirinden ayrıştırmıştır. Oysa kardeşliğin tanımlaması sadece kan bağıyla sınırlı değil, din kardeşliği, mezhep kardeşliği, ahiret kardeşliği, kan kardeşliği, olarak ele alındığı gibi kardeşliği sadece bu kavramlara da sıkıştırmak doğru değildir. Çünkü kardeşlik kavramı dar bir bakış açısıyla ele alan kapitalist sistem ve ulus devletler, kardeşliği sürekli bir yere bağlayarak, halkları ayrıştırma ve yalnızlaştırma politikası yürütmüştür.
Bir vicdan bağı olarak kardeşlik
Oysa kardeşlik, kan bağından, din bağından, mezhep bağından, ahiret bağından önce vicdan bağıdır. Başkasının sevincinde kendinden bir pay bulmayı gerektirir. Bir annenin ağıdıyla başka bir coğrafyadaki annenin sessiz çığlığı, bir çocuğun savaş ortasındaki ağlayışı aynı insanlık nehrinde buluşur. Halkların kardeşliği, bu ortak kaderin bilincine varmaktır.
Kardeşlik kavramı, sınır tanımaz. Kanı, dili, dini, bayrağı aşar. Çünkü kardeşlik, biyolojik ya da ulusal bir kader değil; bilinçli bir tercihtir. Kimi zaman hiç tanımadığın bir halkın haklı savaşında onun yanında yer almaktır. Senin dilinden, dininden olmayan, kültüründen ve kanından olmayanın acısını ta yüreğinde hissederek, onun yanında saf tutmaktır. İşte tam bu noktada kardeşlik, ahlaki bir duruşa dönüşür: Güçlünün değil, haklının yanında durma iradesine sahip olmaktır.
Kapitalist sistem kardeşlerin neden eşit yaşamadığını sormaz
Kapitalist sistem ve ulus devlet ideolojileri kardeşliği sever gibi yapar; ama onu zararsız hâle getirmek ister. Kardeşliği, adaletsizliğe dokunmayan bir nezaket kuralına indirger. “Hepimiz kardeşiz” der, ama kardeşlerin neden eşit yaşamadığını sormaz. Oysa gerçek kardeşlik, bu soruyu tam merkeze koyar. Neden biri konuşurken diğeri susmak zorunda? Neden birinin yasına saygı duyulurken, diğerinin tarihi, dili, kültürü yani hafızası suç sayılıyor? Kardeşlik, bu eşitsizlikleri kabullenmez; onları ifşa eder. Bunlara karşı savaşır, direnir haklının yanında yerini alır. Her şeyden önce cesaretin adını kendi vicdanıyla bütünleştirir.
Aslında kardeşlik tam da direnişçi bir ruhun komünal direnişidir
Bu yüzden kardeşlik, kapitalist sistem ve ulus devletlerle iyi geçinmez. Çünkü kapitalist sistem kardeşlikten ve eşitlikten çok hiyerarşiye ihtiyaç duyar. Vicdandan çok güce ve iktidara ihtiyaç duyar. İktidarda olanın halka “kardeşim” demesi kolaydır; ama yer değiştirmeyi teklif etmek zordur. Kardeşlik tam da bu değişimi talep ettiği için rahatsız edicidir, isyancıdır. İktidarların kurulu düzenini bozar, sessizliği deler, tarafsızlık maskesini düşürür ve direnişçi bir ruh alır. Aslında kardeşlik tam da direnişçi bir ruhun komünal direnişidir.
Komünal olan da tam burada başlar. Çünkü kardeşlik, yalnızca teklikle ifade edilmez, kardeşlik komünal yaşamın ilk sac ayağıdır. Komünal yaşam, yani kardeşlik farklı halkların ve toplumların hikâyeleri, tarihleri ve kültürleriyle kurulur.
Kardeşlik enternasyonalisttir
Kardeşlik enternasyonalisttir. Bir savaşçının haklı mücadelesinde yankılanır ve ses olur bütün dünyaya. Savaş, sömürü, soykırımdan dolayı yerinden göç edenlerin yarım kalan hayallerinde gerçek anlamına varır. Bir Kürt annenin kızının kesilen örgülü saçından duyduğu acıya karşı Arap bir annenin direnişinde yaşam bulur.
Kürt özgürlük savaşçısının kesilen örgülü saçının dünya halklarının kadınları tarafından bir direniş sembolü olarak yankılanmasıdır halkların kardeşliği.
Kardeşlik bu parçalanmış hayatları, sömürülmüş, yok sayılmış, soykırıma uğratılmış halkları yan yana getirir ve şunu fısıldar: “Ayrı ayrı acılar değil, ortak bir sistem sorunu var.” Bu fısıltı politikleştiği anda kardeşliğe dönüşür.
Bu nedenle her kardeşlik, masum değildir; aksine çatışmalıdır. Haksızlığa karşı çıktığı için bedel öder. Kimi zaman dışlanır, kimi zaman susturulmak istenir. Ama tam da bu yüzden gerçektir. Çünkü kardeşlik, zulüm karşısında susmayı değil, konuşmayı seçer. Barışı, sessizlikle değil, adaletle kurar.
Kardeşlik sürekli yeniden kurulan bir mücadele, bir direniş biçimidir
Bugün kardeşlikten söz etmek, dünyaya dair net bir iddia ortaya koymaktır: İnsanlar eşit doğmamış olabilir ama eşit yaşamak zorundadır. Bu iddia; savaşa, ırkçılığa, sömürüye ve her türden tahakküme karşıdır. Tarafını açık eder. “Herkes için” derken, en çok dışlananı işaret eder. En arkada bırakılanı öne çağırır.
Sonuçta kardeşlik, bir duygu değil; sürekli yeniden kurulan bir mücadele, bir direniş biçimidir. Komünal yaşamın ortak adıdır. Sosyalizmin mihenk taşıdır. Her gün yeniden seçilmesi gerekir. Kime sırtını döndüğünle, kimin yanında durduğunla, hangi sessizliği bozduğunla ölçülür. Ve belki de bu yüzden kardeşlik, en çok cesaretiyle meydanlarda, sokaklarda, dağlarda şehirlerde yani yaşamın her alanında direnenlerin ortak kelimesidir.