Halepçe’de farklı inançlar arasındaki ‘birlikte yaşam’ model oluşturuyor

Halepçe’de farklı inançlara sahip topluluklar arasındaki barışçıl birlikte yaşam, geçmişten günümüze örnek teşkil ediyor. Aya Esfandiar ve Awat Hisamuddin, dini farklılıkların toplumsal uyum ve güveni güçlendirdiğini söyledi.

MÎHREBAN SELAM

Halepçe – Dinler arası birlikte yaşama, barış ve toplumsal dayanışma, Halepçe’de geçmişten günümüze örnek teşkil eden bir ilke olarak öne çıkıyor. Farklı inançlara sahip bireylerin birbirlerinin inançlarına ve yaşam tarzlarına saygı göstermesi, sadece sosyal uyum sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda derin bir kabul ve güven kültürünün oluşmasına katkıda bulunuyor. Tarih boyunca Halepçe, Yahudiler, Müslümanlar ve Kakailer’in bir arada yaşadığı bir şehir oldu ve günümüzde de Müslümanlar ile Kakailer arasındaki barışçıl birlikte yaşamın bir örneğini sunuyor.

‘Dini ve sosyal farklılıklar mesafe değil yakınlaşma yaratıyor’

Üniversite profesörü ve din araştırmacısı Aya Esfandiar, düzenlenen “birlikte yaşam” paneli hakkında konuşarak, “Panelde aşiretler ile dinler arasındaki barış ve birlikten bahsettik. Federal Kürdistan’da birçok farklı aşiret bulunuyor. Örneğin Kakai ailesi var. Tarih, Halepçe’de Yahudilerin ibadet yerleri için birlikte çalıştığını ve dini birlik ile anlayışın toplumsal birliği sağladığını gösteriyor. Burada dini ve sosyal farklılıklar mesafe yaratmak yerine kalpleri birbirine yaklaştırıyor. Camiler, okullar ve pazarlar, geçmişin acı deneyimlerinden çıkarılan derslerle barışçıl ve ortak buluşma alanları olarak işlev görüyor” dedi.

‘Din ve siyasetin iç içe geçmesi sorun yaratıyor’

Zerdüştlüğün temsilcisi Awat Hisamuddin ise, dinlerin insanlar ve toplumlar arasındaki barış ve ortak yaşamda oynadığı rolü vurgulayarak, “Din, özellikle deprem ve sel gibi doğal afetlerin yarattığı korku dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Dünya şiddet ve bölünmeyle boğuşurken, dini birliktelik, ortaklık ve barışın başarılı bir örneği olarak gösterilebilir. Dinler, kötülükten kaçınmanın kaynağıdır, bu nedenle dinler, devletler ve toplumlar arasında barışın temelini oluşturur. Birlikte yaşamak ortak bir sorumluluktur. Farklılıkları birleştirici bir güç haline getirmek, mesafeye neden olmamak, hükümetin, dini kurumların ve bireylerin sorumluluğudur. Ancak günümüzde siyaset ve dinin birbirine karıştırıldığını görüyoruz. Afganistan örneğinde görüldüğü gibi, din ve siyasetin iç içe geçmesi sorun yaratıyor” ifadelerinde bulundu.