Gazze’ye dönen kadınlara kelepçe, pranga ve göz bandı takılarak işkence ediliyor

Üç yılın ardından Gazze’ye dönen İntisar Ebu Akr, Filistin sınırında İsrail güçleri tarafından elleri kelepçelendi, ayaklarına demir prangalar takıldı, gözleri siyah bantlarla kapatıldı ve saatlerde sorgu odasında işkenceye maruz bırakıldı.

RAFIF ESLEEM

Gazze – İsrail’in yıllardır süren saldırıları ve abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi, bölge halkı için güvenli bir yaşamı her zaman zorlaştırdı. Bombardımanlar, hava saldırıları ve sınır kontrolleri, sivillerin hareket özgürlüğünü kısıtladı ve temel insani ihtiyaçlara erişimi engelledi. Bu koşullar altında yaşayan İntisar Ebu Akr, üç yıldır ayrı kaldığı ailesine ve vatanına dönmek için uzun ve zorlu bir yolculuğa çıktı.

Refah kara geçişi üzerinden Mısır’dan şehrine dönüşünü anlatan İntisar Ebu Akr,"Filistin Büyükelçiliği benimle Gazze Şeridi’ne dönüş için kayıt yaptırmak üzere iletişime geçtiğinde çok sevindim ve aynı gün gerekli bilgileri doldurmak için acele ettim. Bu yıllardır gerçekleşmesini umut ettiğim anlardı. İsrail geri dönüşümü onayladığında talimatlara uyarak sabah erkenden kalktım ve tek bir çanta hazırladım. Şehrime dönüşümü engelleyecek yasaklı olan hiçbir şeyi yanıma almadım” dedi.

İşkence ve hakaret

Mısır tarafındaki geçişin sorunsuz gerçekleştiğini belirten İntisar Ebu Akr, Filistin tarafına ulaştıklarında ise muamelenin tamamen değiştiğine dikkat çekerek, “Bizi bir araya topladılar, yanımızdaki yiyecek ve içecekleri alıp çöpe attılar, hakaret ettiler. Kadınları sıraya dizip ellerimizi plastik kelepçelerle sıkıca bağladılar, bileklerimiz kesilecek gibi hissediyorduk. Ayaklarımıza demir prangalar takıldı, gözlerimiz siyah bantla kapatıldı” sözleriyle yaşanan işkenceyi anlattı.

‘Sorgu iki saat aralıksız sürdü’

7 Ekim olaylarına dair hiçbir bilgisi olmadığını ifade eden İntisar Ebu Akr, sivillerin tek tek sorguya alındığını anlatarak, “Karanlık bir odada sorgu başladı. Soruları soran kişi cevap beklemeden bağırıyor, masaya vuruyor ve ağır hakaretler ediyordu. Bana bir video gösterip içindekileri teşhis etmemi istedi. Tanımadığımı söyleyince hakaretlerine devam etti. Sorgu iki saat aralıksız sürdü. Bilmediğim şeyler hakkında soru sormayı bırakması için yalvardım” diye konuştu.

‘Silahlı milislerin varlığı gerçek’

İntisar Ebu Akr, devamında yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “İki saat süren sorgunun ardından asker, beni sürükleyerek götürmelerini ve bir saat boyunca soğuk bir yerde tek başıma bırakmalarını emretti. O an tek düşündüğüm şey, işgal altındaki Filistin topraklarında esir alınacağım ve çocuklarımı bir daha asla göremeyeceğimdi. Korku ve belirsizlik içinde bekledim. Bir saat sonra yeniden sorgu odasına sürüklendim. Aynı soruları tekrar sordular, ben de aynı cevapları verdim. Ardından serbest bırakıldım. Gözlerimdeki bağı çıkardıklarında gördüklerim beni şoke etti. Sağımda bir İsrail askeri, solumda ise İsrail güçlerinin silahlı milislerde çalışmak üzere işe aldığı Filistinli bir kadın vardı. O an anladım ki, silahlı milislerin varlığı İsrail medyasının bir iddiası değil, gerçeğin ta kendisiydi.”

‘Refah adeta çorak bir çöle dönüşmüştü’

Uluslararası güçlere teslim edildiğimde bitkin ve hasta olduğunu söyleyen İntisar Ebu Akr, “Beni hızla uzman bir doktora götürdüler. İsrail güçlerinin bana ve diğer kadınlara uyguladığı sert muamele için özür dilediler ve ardından şehrime döneceğim otobüse bindirdiler. Ama o özür yaşananları değiştirmiyor. Otobüs, saldırıdan önce ayrıldığım en güneydeki kasaba olan Refah’tan yola çıktı. Evim ve ailem oradaydı ama yolları tanıyamadım. Gördüğüm tek şey kum yığınları ve yerle bir olmuş evlerdi. Refah adeta çorak bir çöle dönüşmüştü. Otobüs ilerledikçe, çevresi yıkımla harap edilmiş Han Yunus’a ulaştık. Gözlerimin önündeki manzara, hafızamdaki şehirle hiçbir şekilde örtüşmüyordu” sözlerine dikkat çekti.

Ait olduğun yerde olma hissi…

İntisar Ebu Akr, Gazze Şeridi’ne ulaştığında yaşadığı anları da şöyle anlattı: “Gazze’ye vardığımızda bizi birçok kişi karşıladı. İlk anda onların çocuklarım olduğunu sandım. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ama yaklaştıkça, ülkenin dört bir yanından gelen ve geri dönenlere yardım etmek, eşyalarını taşımak ve dönüşlerini kutlamak için toplanmış insanlar olduklarını fark ettim. Hepsi yabancıydı ama bana ailem gibi sarıldılar. Oğlumu bulana kadar karşılaştığım herkesi ailemmiş gibi selamladım. İşte o an neden vatanıma ve halkıma dönmek istediğimi anladım. Sürgünde tek başıma geçirdiğim her anın acısı içime çöktü, ama aynı zamanda ait olduğum yerde olduğumu da hissettim.”

Bütün olumsuzluklara rağmen ülkesinde olmanın verdiği mutluluk

Saldırıdan önceki süreçte İntisar Ebu Akr, Türkiye’de gördüğü tıbbi tedavi sırasında pasaportunun, kimliğinin ve tüm eşyalarının bulunduğu çantasını çaldırdı. Evraklarını yeniden çıkarabilmek için Filistin Büyükelçiliğine başvurdu. Ancak işlemler uzadı. Bu süreç devam ederken Gazze’de savaş başladı ve çocuklarından ayrı kalması daha da ağır bir hal aldı. Belgeleri tamamlanır tamamlanmaz şehrine daha yakın olmak için Mısır’a geçti.

Han Yunus’un Mawasi bölgesinde çocuklarının sığındığı çadıra ulaştığında, yanında getirdiği eşyaların büyük bölümünün çalındığını fark etti. Buna rağmen, kuşatma ve yıkım altındaki kentte yaklaşık üç yıl sonra çocuklarıyla yeniden bir araya gelmesi onun için en büyük teselli oldu. Bugün İntisar Ebu Akr yaşamına neredeyse sıfırdan başlıyor. Ne kalıcı bir barınağı ne de temel ev eşyaları var. Kıyafetlerinin bir kısmı sınır geçişinde çalındı, geri kalanı ise Refah’a yönelik hava saldırılarında yandı. Tüm kayıplara rağmen topraklarına bağlılığını koruyor ve yaşadığı yıkıma rağmen geri dönme kararının arkasında duruyor.