Filistinli kadın tutuklular savaş suçları ve cinsel ihlallerle karşı karşıya

İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın tutukluların, yıldırmadan aç bırakmaya ve taciz, tecavüze varan çeşitli ihlallere maruz kaldığı belirtiliyor. Hak örgütlerine, dosyaların açılması ve soruşturma yürütülmesi çağrısı yapılıyor.

RAFIF ESLEEM

Gazze - Filistinli kadın tutuklular, İsrail cezaevlerinde fiziksel, psikolojik ve cinsel işkenceye; aç ve uykusuz bırakılmaya; avukat görüşlerinin engellenmesine maruz kalıyor. Bu durum, kendi hukuki durumları hakkında bilgi almalarını da zorlaştırırken, insan hakları kurumlarının onları korumakta yetersiz kaldığı ifade ediliyor.

İnsan hakları aktivisti ve uluslararası hukuk araştırmacısı Zeynep el-Halidi, 7 Ekim 2023’teki saldırının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklu sayısının yaklaşık 11 bine ulaştığını, daha önce bu sayının 6 bin civarında olduğunu belirtti. Zeynep El-Halidi, “Sadece sayı artmadı; İsrailli gardiyanların yeni işkence yöntemleri geliştirme konusundaki vahşeti de arttı” dedi.

3 çocuk 63 kadın tutuklu bulunuyor

Batı Şeria’daki gelişmeler ve Gazze’de sivillere yönelik askeri operasyonlara karşı artan tepkilerin tutuklu sayısındaki artışta etkili olduğunu belirten Zeynep El-Halidi, İsrail Cezaevi İdaresi ve Esirler Kurumu verilerine göre cezaevlerinde 63 kadın tutuklu bulunduğunu söyledi. Bunlardan ikisinin kanser hastası olduğunu ve tedaviye ihtiyaç duyduğunu belirtti. Zeynep El-Halidi, üç tutuklunun ise 13 yaşından küçük olduğunu belirterek, bu şekilde tutulmalarının “savaş suçu” teşkil ettiğini ifade etti.

İnsanlık dışı gözaltı koşulları

Zeynep El-Halidi’ye göre kadın tutuklular; sık ve aşağılayıcı çıplak aramalar, polis köpekleriyle korkutma, kişisel eşyaların alınması ve kısa aralıklarla cezaevleri arasında nakledilme gibi uygulamalara maruz kalıyor. Bu durum hem fiziksel hem psikolojik yıpranmaya yol açarken, davalarının takibini de zorlaştırıyor. Ayrıca hastalandıklarında doktora erişimlerinin engellendiği, açık hava molalarının geciktirildiği belirtiliyor.

Kadın tutukluların yeterli gıdaya erişemediği, bazen verilen yemeğin çok az olduğu ya da askerler tarafından yere atılarak ezildiğini belirten Zeynep el Halidi, tutukluların başka seçeneği olmadığından bu yiyeceği tüketmek zorunda kaldıklarını dile getirdi. Zeynep El-Halidi, avukat görüşlerinin de çoğu zaman engellendiği; uzun süreli ve zorlayıcı sorgulara maruz bırakıldıklarını aktardı.

Zeynep El-Halidi, en ağır ihlallerin cinsel saldırılar olduğunu belirterek, sözlü ve fiziksel taciz ile tecavüz vakalarının yaşandığını ifade etti. Zeynep El-Halidi  devamında şunları söyledi: “Bazı cinsel saldırı olaylarında silah dipçikleri kullanıldı, bir kadın tutuklunun 48 saat boyunca çıplak bırakıldığı ve gözleri bağlı, elleri kelepçeli halde birden fazla asker tarafından tecavüze uğradığı; ağır kanama geçirmesine rağmen doktora çıkarılmadı belirtildi. Diğer tutukluların kendi imkânlarıyla yardım etmeye çalıştığını biliyoruz.”

Gazze’deki tutukluların durumu

Gazze’den tutuklanan kadınların daha ağır muameleye maruz kaldığı, toplu cinsel saldırı ve zorla çıplak bırakma gibi uygulamaların bildirildiğini kaydeden Zeynep El-Halidi, bu durumun, kadın tutuklular üzerinde ciddi psikolojik etkiler yarattığı; bazıların konuşmayı ve yemek yemeyi reddettiğine dikkat çekti. Zeynep El-Halidi, Batı Şeria’dan tutuklu kadınların ise nispeten daha fazla aile ve avukat görüşü yapabildiğini ifade etti.

Zeynep El-Halidi, “Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin Gazze’den tutuklu kadınlara çoğu zaman erişemiyor; İsrail Cezaevi İdaresi buna izin vermiyor. Bu durum, özellikle Gazze’den gözaltına alınan kadınlara yönelik uygulamalar konusunda soru işaretleri doğuruyor” dedi.

Zeynep el-Halidi, insan hakları merkezlerinin öncelikli görevinin ihlalleri belgelemek, tutukluların ifadelerini toplamak ve sorumlular hakkında yerel ve uluslararası mahkemelerde dava açmak olduğunu belirtti. Ayrıca Kızılhaç nezdinde dosyaların takip edilmesi ve kamuoyu oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Zeynep El-Halidi, Gazze’den 3 çocuk 63 Filistinli kadının zor koşullarda tutulduğunu ve bazı durumlarda kimliklerinin ya da suçlamaların açıklanmadığını belirterek, bunun uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu söyledi.