Filistinli atlet savaşta ayağını kaybetti, madalya hayalinden vazgeçmedi

Gazze’de 2023 saldırılarında ayağı ampute edilen Filistinli atlet Rozan Hayra, bombardıman altında ameliyat edildi, kurşunlar arasında hastaneden kaçtı. Şimdi koltuk değnekleriyle antrenman yapıyor ve uluslararası arenaya dönmeyi hedefliyor.

RAFIF ESLEEM

Gazze- Bir zamanlar yarış pistlerinde madalya için koşan Rozan Hayra, 19 Kasım 2023 gecesi patlama sesleriyle uyandı. O gece yalnızca evini değil, ayağını da kaybetti. Gazze’de hastanelerin hizmet dışı kaldığı, ameliyathanelerin bombalandığı saatlerde lokal anesteziyle ameliyat edildi; sabahında ise babasıyla birlikte kurşunlar altında hastaneden kaçtı. Ancak savaş, onun bedeninden bir parça alsa da hayalini söküp atamadı. Rozan bugün koltuk değnekleriyle koşuyor, protez taktırarak yeniden pistlere dönmenin ve Filistin’i uluslararası yarışmalarda temsil etmenin mücadelesini veriyor.

Patlama sesleri ve yoğun duman

Rozan Hayra, savaşın başladığı 19 Kasım 2023 gecesi saat 22.00 sularında roket sesleriyle uyandığını anlatıyor. Bir anda yatağının üzeri molozlarla kaplanmış, herkes arkasına bile bakmadan kaçmaya başlamıştı. O da refleksle ayağa kalkıp diğerleri gibi koşmak istedi; ancak her adım attığında yere düşüyordu. Yoğun dumanın görüşü neredeyse tamamen kapattığı o kaotik ortamda, tek ayağıyla sıçrayarak bir yere tutunmaya çalıştı.

Tam o kargaşanın ortasında, sanki bir ses kulağına fısıldadı: “Ayağına bak, vücudunda olan şey normal değil.” Aşağı baktığında, hayatı boyunca görmeyi asla hayal etmediği bir manzarayla karşılaştı; ayağı neredeyse bedeninden kopmuştu. O an olduğu yere yığıldı. Annesi onu fark edip çığlık atarak yardım istedi, aile bireyleri koşup onu taşıdı. Ancak o gün Gazze’deki tüm hastaneler hizmet dışıydı. Rozan, kanlar içinde, yaklaşık yarım saat boyunca ambulans gelmesini beklemek zorunda kaldığını söylüyor.

İlk müdahale ve tanklarla kuşatılmış hastane

Rozan, Derc Kliniği’ne götürüldü. Ancak tıbbi ekipman ve sağlık personeli yetersizliği nedeniyle burada yalnızca ilk müdahale yapılabildi. Ameliyat için Gazze Şeridi’nin kuzeyinde bulunan ve kliniğe 12 kilometre uzaklıktaki Endonezya Hastanesi’ne gitmesi istendi. Üstelik onu götürecek bir ulaşım aracı da yoktu.

Ayağının yeniden bedenine bağlanabileceği umuduyla kopmak üzere olan ayağını kucağında tutarak bu mesafeyi kat eden Rozan, yaşadıklarını acıyla anlatıyor: “Hayatı yarış pistlerinde sürekli koşmak olan bir kız çocuğundan, ayağının kesilmesinin ne demek olduğunu bilmeyen birinden ne beklenebilir ki?”

Hastaneye ulaştığında, bölge “kırmızı alan” olarak sınıflandırılmıştı ve İsrail güçleri her an baskın düzenleyebilirdi. Üstelik geçiş iznini veren de aynı güçlerdi. Buna rağmen kendisine bir yatak ya da özel bir oda verilmedi; hastane koridorunda beklemek zorunda kaldı. Gece 00.30’dan sabah 04.30’a kadar süren bekleyişte, devam eden kanama nedeniyle neredeyse komaya girecek duruma geldi.

Lokal anesteziyle amputasyon ve ameliyathane bombardımanı

Ameliyathaneye alınma zamanı geldi. Doktor içeri girerek hastanede genel anestezi malzemesi (“beng”) bulunmadığını, yalnızca lokal anestezi uygulanabileceğini söyledi. Bu, ameliyat boyunca uyanık kalacağı; kesme, temizleme ve dikme işlemlerinin hepsini göreceği anlamına geliyordu. Rozan bunu kesin bir dille reddetti.

Tam o anda bulunduğu kat bombalandı. Rozan, doktordan kendisini acı çekmeden, sessizce ölüme bırakmasını istedi. Bilincini kaybetmeye teslim olmaya çalıştı; ancak babası buna izin vermedi ve elini sıkıca tutarak yanında kaldı.

Doktorlar yaralıları ve cenazeleri taşımak için koşuşturuyor, onları Rozan’ın yakınına bırakıyordu. Gözyaşları içinde, birkaç dakika içinde onlara katılıp katılmayacağını, hayatta kalıp kalamayacağını bilmiyordu.

Ameliyatı sonunda tamamlandı. Ancak kendini, uzmanların bakım sağlaması gereken bir hastane yatağında değil; hastane odalarından birinin kapısının önünde bırakılmış halde buldu. Yanında ona destek olacak ailesi de yoktu. Sadece babası vardı; o da Rozan’ı eve götürebilmek için bir tekerlekli sandalye aramaya gitmişti.

Kurşunlar altında hastaneden kaçış

Sabah saat 08.30’da İsrail güçleri hastaneye baskın düzenledi. Bunun üzerine babası, kaçmaları gerektiğini söyleyerek hazırlanmasını istedi. Onu omzunda taşımayı önerdi; ancak Rozan bunu kabul etmedi, çünkü babası da yaralıydı ve henüz tedavi görmemişti.

Yorgun gözleriyle etrafa bakınırken tekerlekli yeni bir alışveriş arabası gördü. İçindekilerin boşaltılmasını ve kendisinin içine oturtulmasını önerdi. Gerçekten de öyle yaptılar. Hastanenin arka kapısı henüz kuşatılmamıştı; insansız hava araçlarının, tankların ve süren bombardımanın ateşi altında oradan kaçtılar. 12 kilometrelik yolu aşarak Gazze kentine ulaşabildiler.

O anları hatırlarken, üzerinde ince kıyafetler olduğunu, iki gündür yemek yemediğini anlatıyor. Gazze bir yandan şiddetli hava koşullarıyla, diğer yandan aralıksız bombardımanla mücadele ediyordu. Hayatta kalmak neredeyse imkansızdı; çünkü İsrail güçleri kuşatmayı tamamladıktan sonra onları durdurabilir ve rehin alabilirdi. Ancak yaşamak için bu riski almak zorundaydılar. Aksi halde hastane tamamen kontrol altına alındığında en ağır işkence biçimleriyle karşı karşıya kalabilirlerdi. Gazze’deki hastanelere yönelik baskınlardan sonra kadınlara karşı işlenen ihlallere dair çok sayıda anlatı bulunuyor.

Saldırı öncesi ve toplumsal eleştiriler

Saldırıdan önce Rozan Hayra evde oturan biri değildi. Sporcu bir ailenin kızıydı; babası onu her gün kulübe götürür ve düzenli olarak antrenman yaptırırdı. Toplumun kız çocuklarının koşu sporu yapmasına yönelik olumsuz bakışına rağmen, bu eleştirileri görmezden geldi. Gümüş ve altın madalyalar kazanma hayaline doğru koşmaya devam etti; kalıplaşmış yargıları değiştirmeyi ve kızların istedikleri sporu yapma hakkını kanıtlamayı hedefledi.

Kızlar için koşu yarışmalarının nadiren düzenlendiğini anlatan Rozan, tüm engellere rağmen bu yarışmalara katılmaya çalıştı. Amacı, Filistin’i uluslararası platformlarda temsil etmeye hazır olmaktı. Bugün hala bu hayalinden vazgeçmiş değil. Aksine, mevcut koşullarına rağmen yeteneklerini yeniden şekillendirerek hedefine ulaşmaya çalışacağını söylüyor. Gazze dışına tedavi için çıkış izni almayı ve hayatına ve hayaline devam edebilmesi için protez taktırmayı hedeflediğini belirtiyor.

Kazanılan madalyalar ve sönmeyen azim

Rozan Hayra, büyük bir tutku ve meydan okuma ruhuyla birçok yarışmaya katıldı ve çeşitli madalyalar kazandı. Toplumun eleştirilerinden çekindiği için açık alanlarda antrenman yapamıyor; çalışmalarını Gazze’deki kapalı spor kulüplerinde sürdürüyordu. Ancak bugün Yermuk ve Gazze kulüpleri birer spor alanı olmaktan çıkıp yerinden edilmiş insanların sığındığı barınma merkezlerine dönüşmüş durumda. Rozan, bu kulüplerin kapılarına her baktığında derin bir acı hissediyor; bir zamanlar sevinç ve tezahüratların yükseldiği yerlerin bugün hüzün mekanlarına dönüşmesi onu yaralıyor.

Gazze’deki spor kulüplerinin saldırılar nedeniyle faaliyetlerini durdurmamış olmasını diliyor. En azından arkadaşlarının pistte koştuğunu görmek bile ona moral verebilirdi. Ancak bugün antrenman arkadaşlarını neredeyse hiç göremiyor; Gazze’deki zorlu yaşam koşulları, ulaşımın yetersizliği ve yolların uygun olmaması nedeniyle bir yerden başka bir yere gitmek bile neredeyse imkansız. Koltuk değnekleriyle bu bozuk yollarda yürümek ayrı bir mücadele.

Buna rağmen Rozan, fiziksel formunu korumak için egzersiz yapmayı sürdürüyor. Koltuk değnekleriyle koşmaya çalışıyor; karın, nefes, kol ve bacak egzersizleri yaparak bedenini yeniden koşuya dönecek şekilde hazırlamaya çabalıyor. Dünya çapında yarışmalara katılmayı hayal ediyor ve kendisine yalnızca “yardım alan” ya da “mağdur” bir birey olarak bakılmasını istemiyor. Umut vermek, sakatlığa teslim olmamak ve hayallerini tamamlamak istiyor.