Efrînlilerin bitmeyen göçünü anlattı: Uluslararası sessizlik ortak olduklarını gösteriyor
Efrînli göçmenlerin defalarca yerinden edilmesine değinen Farida Ibo, “Devam eden saldırılar ve uluslararası sessizlik, Kürt halkına yönelik suçlarda dolaylı ortaklık anlamına geliyor” diye vurguladı.
ASMAA MUHAMMED
Qamişlo – Kuzey ve Doğu Suriye’nin Efrîn şehri, 2018’den bu yana Türk devleti ve ona bağlı çetelerin saldırıları nedeniyle sürekli bir zorunlu yer değiştirme ve sistematik ihlaller döngüsüyle karşı karşıya kaldı. Bu süreç, özellikle kadınlar için siviller açısından son derece zor ve acı verici oldu. Yer değiştirmeler geçici veya kısa süreli değil, uluslararası koruma ve yasal sorumluluk olmaksızın, sürekli tehlikeler ve kayıplarla dolu bir süreç haline geldi. Bombardıman, kuşatma ve saldırılar, Efrîn halkının yaşamını ve güvenliğini ciddi biçimde tehdit etti.
Efrîn-Şehba Kongra Star Koordinasyon Üyesi Farida Ibo, “2018’deki Efrîn saldırısı, şehri her yönden hedef alan ‘kapsamlı ve organize bir saldırı’ olarak tarihe geçti. Siviller ve savunma güçleri, topraklarını, kimliklerini ve onurlarını korumak için uzun süre kararlı bir direniş gösterdi. Sınırlı kaynaklara rağmen halk, şehirlerini savunmak ve düşmesini önlemek için tüm imkanlarını kullandı. Ancak yoğun hava bombardımanı ve aşırı güç kullanımı, sonunda askeri sonucu belirledi ve halkın yaşadığı zorlukları derinleştirdi” diye belirtti.
Sürekli hayatta kalma mücadelesi
Efrîn’de 58 gün süren direnişin ardından sivillerin bombardıman ve hava saldırıları altında korku, kaos ve kayıplarla dolu bir ortamda Şehba bölgesine doğru yer değiştirmeye zorlandığını kaydeden Farida Ibo, “Şehba ideal bir yer değildi, temel ihtiyaçlardan yoksun, daha önce IŞİD saldırılarına maruz kalmış ve altyapısı harap olmuş bir bölgeydi. Buna rağmen Efrîn’den gelenler, kısa sürede Efrîn’e dönebilmeyi umut ederek orada kalmaya çalıştı. Ancak her gün süren bombardıman ve devam eden güvenlik tehditleri, Şehba’daki yaşamı istikrarsız ve tehlikeli hale getirmişti. Yerinden edilenlerin sayısı arttıkça, bölgeye kamplar kuruldu ve sonunda dört kamp hizmete girdi. Ancak bazı insanlar, yıkılmış ya da kısmen harap olmuş evlerde yaşamaya zorlandı. Boğucu kuşatma, yiyecek, ilaç ve yakıt girişi engellenirken, bu da insani krizi daha da kötüleştirerek günlük yaşamı sürekli bir hayatta kalma mücadelesine dönüştürdü” sözlerine dikkat çekti.
Zorunlu tercih
Farida Ibo, Şehba’daki kuşatma ve zorluklara rağmen Efrînli göçmenlerin evlerine dönme umudunu koruduklarını şu sözlerle anlattı: “Yerinden edilmeyi kalıcı değil, geçici bir durum olarak gördüler. Ancak tekrarlanan tehditler ve sürekli ihlaller, yerinden edilme tehlikesini yeniden gündeme getirdi. Şehba’nın daha sonra yaşadığı durum ‘soykırım riski’ olarak tanımlanıyor ve bu, özellikle sivillerin geçmişteki katliam ve yerinden edilmelerinden sonra, sakinleri ikinci kez yerlerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. Bölgelerinin yakınında kalma kararı ise, sivillerin korunmasına dair herhangi bir garanti sağlanması halinde geri dönüşlerini kolaylaştırmayı amaçlayan zorunlu bir tercihti.”
‘Yerinden edilmenin psikolojik ve fiziksel etkileri ise hala sürüyor’
Efrînli göçmenlerin yerinden edildikleri süreçleri hatırlatan Farida Ibo, “İlk yerinden edilme 2018’de Mart ayında, soğuk ve yağmur altında Efrîn’den gerçekleşti. Ardından 2024 yılının Aralık ayı başında Şehba’dan göç etmek zorunda bırakıldılar. Son olarak 18 Aralık 2026’da yeniden göçe maruz bırakıldılar. Göç sırasında ise şiddetli soğuk, yetersiz barınma koşulları, ısıtma ve sağlık hizmetlerinin eksikliği nedeniyle çok sayıda çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. İnsanlar insanlık dışı koşullar altında okullarda, barınaklarda ve kamplarda yaşamaya zorlandı, bazı çocuklar ve yaşlılar hastalık ve soğuk nedeniyle hayatlarını kaybetti. Yerinden edilmenin psikolojik ve fiziksel etkileri ise hala sürüyor” ifadelerinde bulundu.
HTŞ saldırıları, üçüncü göç
Farida Ibo, 2025’in başlarında siyasi değişiklikler ve açıklanan anlaşmalara mülteci geri dönüş maddesinin eklenmesinin ardından, yerinden edilmiş insanlar arasında evlerine dönme umudunun yükseldiğini anlattı. Farida Ibo, “İnsanlar her gün geri dönme umuduyla yaşadılar, ‘bugün, yarın, bu ay’ diye tekrarladılar, ancak bu umutlar hızla söndü. Yabancı müdahaleler ve Hayat Tahrir el-Şam cihatçılarının yenilenen saldırıları, üçüncü bir yer değiştirme dalgasına yol açtı. Bu kez panik ve soykırım korkusu içinde Qamişlo’ya göç ettiler. Siviller, uluslararası alanda tam bir sessizlik ve sivil koruma garantörü bulunmaması nedeniyle kaderlerinden emin olamıyor” şeklinde konuştu.
‘En çok etkilenen kadın en dirençli olandı da’
Uluslararası koalisyon ve insan hakları örgütlerinin sessizliğini sert biçimde eleştiren Farida Ibo, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu sessizlik, devam eden kaçırma ve katletme olayları ile yaralı, şehit ve kayıp kişilerin akıbetinin hala bilinmemesi, Kürt halkına karşı işlenen suçlara dolaylı ortaklık anlamına geliyor. Kadınlar, yerinden edilme ve savaşın etkilerinden en çok zarar gören kesimin başında geliyor. Birçoğu eşlerini, çocuklarını ve kardeşlerini kaybetti, hayatın yükünü tek başına taşımak zorunda kaldı. Çektikleri acı hem psikolojik, sosyal hem de ekonomik boyutta, buna rağmen dirençlerinin ön saflarında yer aldılar. Rojava Devrimi, kadınlara hak ettikleri yere geri dönme, siyasi ve diplomatik çalışmalardan askeri ve sosyal katılıma kadar hayatın her alanında özgüven kazandırdı. Yerinden edilme sırasında toplumsal uyumu korumak, morali yükseltmek ve kaos karşısında toplulukları örgütlemek, kadınların üstlendiği temel bir görev oldu.”
‘Kadın haklarını savunmak tüm toplumu savunmaktır’
Farida Ibo, Kürt kadınların kasıtlı olarak hedef alınmasının ve katledilen kadın savaşçılara karşı işlenen ihlallerin, kadınların iradesine ve öncülük rollerine duyulan nefret ile korkunun boyutunu ortaya koyduğunu belirtti. Farida Ibo, bu suçların, özellikle hesap verebilirliğin sağlanmaması durumunda, tüm uluslararası yasa ve normların açık ihlali anlamına geldiğini ifade etti. Farida İbo, Kürt kadınların yaşadıkları zorunlu yerinden edilmeler, katliamlar ve ihlallere rağmen kültürel, sosyal, siyasi ve insan hakları alanlarında kararlılıklarını koruduklarını ve bunlardan asla vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.
Efrîn’de ve tüm Kürdistan’da kadın direnişinin sürdüğünü ifade eden Farida Ibo, kadın haklarını savunmanın tüm toplumu savunmak anlamına geldiğini, çünkü kadınlara yönelik her saldırının adaletin, demokrasinin ve özgürlüğün temellerine yapılan bir saldırı olduğunu dile getirdi.