Dil toplumun ruhudur
Rojava’da Kürtçe dersin üç saate düşürülmesine yönelik tepkiler, konunun çok daha ötesine uzanıyor. Kürtler açısından mesele yalnızca ana dilde eğitim hakkı değil, 15 yılda inşa edilen Kürtçe eğitim sisteminin devamlılığının güvence altına alınmasıdır.
GULPERÎ BÎLEN
Dil, toplumlar ve uluslar için temel unsurlardan biri, ulusal kimlik ve kültürün taşıyıcısıdır. Dil yalnızca konuşma ve iletişim aracı değil, bir ulusun canlı varlığıdır. Bu gerçek aynı zamanda dil ile insanlık arasındaki ilişkinin sıradan bir iletişim ilişkisinden çok daha öte olduğunu gösteriyor.
İnsan kendi ana diliyle dünyayı tanır, anlamlandırır ve onun aracılığıyla varlığını ifade eder. Dil, toplum için yaşamın temel kodu gibidir. Kendi diliyle konuşan, düşünen ve eserler ortaya koyan bir toplum, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal varlığını da güvence altına alır. Bilindiği gibi bir dili kaybetmek, kimliğin en önemli temelini kaybetmektir.
Canlı bir varlık ve yaşamın temel kodu
Dil, kültürün, geleneklerin ve halkların hafızasının temel taşıyıcısıdır. Tüm edebi eserler, hikayeler, stranlar, destanlar ve ahlaki değerler dil aracılığıyla bir kuşaktan diğerine aktarılır. Dil, bir ulusun geçmişini, bugününü ve geleceğini içinde barındıran canlı bir kütüphane gibi işlev görür. Dili korumak, bu zengin kültürel mirası korumaktır.
Dil yalnızca kelime ve harflerden ibaret olarak ele alınamaz; değişen, gelişen ve toplumla birlikte büyüyen canlı bir organizmadır. Yaşamın kendisi gibi akışkan olan dil de hayatın akışıyla birlikte zenginleşir. Bu nedenle dile sahip çıkmak, yaşamı ve toplumsal varlığın devamlılığını korumaktır.
Dünyada yaklaşık 7 bin dil konuşuluyor, ancak asimilasyon politikaları, hegemonik baskılar ve yasaklar her gün birçok dili yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Bir dilin kaybolması yalnızca kelimelerin kaybı değil, aynı zamanda insanlık hafızasının yok edilmesidir.
Kadim bir tarih ve kültürel çeşitlilik
Kürtçe Hint-Avrupa dil ailesine bağlıdır. Mezopotamya topraklarında binlerce yıldır gelişen zengin bir lehçe, dilbilgisi ve söz varlığına sahiptir. Bu özellik, eşsiz bir kültürel, tarihsel ve toplumsal çeşitliliğin göstergesidir. Her dil, dünyayı farklı bir biçimde gören bir penceredir; kendine özgü düşünce sistemini, doğayla ilişkisini ve binlerce yıllık deneyimini taşır.
Kürt halkı yıllardır ana dilinin tanınması için amansız bir mücadele yürütüyor. Çünkü bir toplumun, ulusun ve halkın dilinin tanınması, doğrudan onun varlığının, kültürünün ve kimliğinin tanınması anlamına gelir. İnsanlık tarihinde dil, her zaman toplumların kültürünü ve tarihini korumanın temel sütunu olarak görülmüştür. Kürt halkı için de dil yalnızca bir konuşma veya iletişim aracı değil; halkın hafızası, direniş tarihi ve yaşam biçimidir. Yıllardır bu topraklarda yürütülen mücadele, özünde insanlık onurunu koruma mücadelesidir.
Dil, kültür ve zihinsel gelişim arasındaki üçlü ilişki
Dil, kültür ve zihnin gelişimi arasında çok güçlü, derin ve karşılıklı bir ilişki vardır. Bu üç boyut yalnızca toplumun ve insan yaşamının farklı yönleri değildir. Aksine, yaşam ve insan hafızasını oluşturan üç temel sütundur. Biri olmadan diğeri işleyemez ve gelişemez.
Kültür, bir toplumun etrafında şekillendirdiği değerlerin, geleneklerin, tarihin ve yaşam biçiminin toplamıdır. Dil, bu kültürün en büyük koruyucusu ve taşıyıcısıdır. Her kültür, kendi dili aracılığıyla mensuplarına özgün bir anlayış kazandırır. Bir dilde kültürel deneyimler için kullanılan kelimeler, o toplumun evrene nasıl baktığını gösterir. Bu nedenle kültürdeki değişim doğrudan dili etkiler, dildeki değişim de kültürün biçimini değiştirir.
Zihnin gelişimi doğrudan dil ve kültürle bağlantılıdır. Psikoloji ve nörobilim alanında, çocukların dil aracılığıyla çevreleriyle ilişki kurduğu ve yeni anlayışlar öğrendiği biliniyor. Dil beyni geliştirir, gelişmiş beyin de dili zenginleştirir. Kısacası dil, kültür ve zihin bir bütünün üç yönüdür. Dil, kültürün ifade aracıdır; kültür dilin içeriğini oluşturur, zihin ise her ikisini ele alarak geliştirir. Bir dili korumak ve geliştirmek, aynı zamanda kültürü korumak ve insan zihnini geliştirmektir.
Dil yalnızca iletişim ve etkileşim için kullanılan bir araç değildir; düşüncelerin oluştuğu alandır. İnsan, kelimeler, dilbilgisi ve dil sistemi aracılığıyla kendi iç dünyasını kurar. Bir dilin söz varlığı ve zenginliği ne kadar fazla olursa, insanın düşünceleri de o kadar geniş ve derin olur.
Asimilasyon politikaları ve ana dilin evrensel hakkı
Yüzyıllardır Kürtçeye yönelik yürütülen inkar ve asimilasyon politikalarının amacı, halkı kendi kültürel köklerinden ve kaynaklarından uzaklaştırmak, yani köksüz bırakmaktır. Kürt halkı bu politikalara karşı dili koruma, eğitim alanları açma ve edebiyat çalışmalarıyla her zaman yanıt verdi. Ana dil için atılan her adım, yok etmeye karşı bir engel oldu.
Ana dil, her insanın en evrensel ve meşru hakkıdır. Kürtçenin resmî statü kazanması talebi yalnızca siyasi bir talep değil, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır. Toplumun dili resmi alanlarda, eğitimde ve kamusal yaşamda tanınmadığı sürece eşitlik ve özgürlükten söz edilemez. Bu nedenle Kürtçeyi korumak ve geliştirmek, herkesin omuzlarında bulunan vicdani ve ulusal bir görevdir.
Eğitim sisteminin devamlılığı ve Rojava’daki tepkiler
Rojava’da Kürtçe dil dersinin üç saate düşürülmesine yönelik tepkiler, bu konunun sınırlarından çok daha geniştir. Kürtler açısından mesele yalnızca ana dilde eğitim hakkının korunması değil, aynı zamanda son 15 yılda inşa edilen Kürtçe eğitim sisteminin devamlılığının güvence altına alınmasıdır.
Rojava’da ana dilde eğitim, savaş ve kuşatmanın en ağır koşulları altında, binlerce mücadele insanı, öğretmen, aydın ve kültür çalışanının emeğiyle inşa edildi. Son 15 yıl içinde bu sistem yalnızca bir öğrenme aracı olmadı, aynı zamanda kültürün, tarihin ve toplumsal bilincin korunmasının temel sütunu haline geldi. Bu nedenle ders saatlerinin “üç saat” ile sınırlandırılması yalnızca eğitim programında yapılan bir değişiklik değildir; toplum ve konuya hakim kişiler tarafından bu durum, özerk eğitim sisteminin zayıflatılması ve içeriğinin boşaltılmasına yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor.
Ana dil yalnızca bir iletişim aracı değildir. Toplumun ruhu, kimliği ve kolektif hafızasıdır. Yüzyıllardır Kürt halkının dili ve kültürü inkar ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldığı bir coğrafyada, ana dilde eğitim hakkının kazanılması ağır bedeller ödenerek elde edilmiştir. Bu hakka yönelik her sınırlama veya müdahale, doğrudan orada yaşayan halkın varlığına ve geleceğine yönelik bir saldırı olarak görülüyor.
Bölgede bu karara karşı gösterilen tepkiler, toplumun emeğine, alın terine ve ortaya koyduğu ürünlere sahip çıktığını gösteriyor. Rojava halkı yıllardır çocuklarının kendi dillerinde okuyabilmesi, düşünebilmesi ve gelişebilmesi için bedeller ödedi. Bu nedenle bu stratejik kazanımların düşük kararlarla veya bu tür sınırlamalarla boğulmasına izin vermiyor.
Bugün tartışılan mesele hiçbir şekilde teknik bir sorun ya da ders saatlerinin sayısıyla ilgili bir konu değildir. Bu, ana dilde eğitimin özgürlüğünü, kimliğini ve geleceğini koruma mücadelesidir. Bu gerçek görülmediği ve 15 yıllık emeğe saygı gösterilmediği sürece, bu kazanımı korumaya yönelik toplumsal tepkiler de devam edecektir.
Ulusal kimliğin temel çizgisi
Rojava Kürdistan’da dil sorunu hiçbir zaman yalnızca basit bir iletişim konusu veya teknik bir pedagojik mesele olmadı. Dil burada aynı zamanda kimliğin ve ulusal varlığın korunmasının en temel çizgisidir. Bu nedenle Rojava’da mesele yalnızca dil meselesi değil, kimlik meselesidir. Dili olmayan bir ulus kimliksizdir; kimliksiz kalmak da yok oluştur. Bu ifade, bir ulusun varlığı ile dilinin varlığı arasındaki bağı en açık biçimde ortaya koyuyor.
Ulusal kimlik; kültürel, tarihsel, toplumsal ve dilsel değerlerden oluşur. Ancak bütün bu değerler arasında dil en temel sütundur. Dil yalnızca kelimeler ve dilbilgisi değildir; toplumsal hafızanın, anlayışın ve dünyayı görme biçiminin alanıdır. Bir ulusun dili yasaklandığında veya asimile edildiğinde, amaç doğrudan onun tarihsel hafızasını ve kökleriyle bağını koparmaktır. Bu nedenle dili korumak yalnızca bir kelimeyi değil, bütün tarihi ve insanlık onurunu korumaktır.
Tarih boyunca Kürt halkına yönelik ağır inkar ve asimilasyon politikaları yürütüldü. İktidar sistemleri, bir ulusu yok etmenin en kolay yolunun ana dilini yasaklamak olduğunu iyi biliyor. Kürt halkı Rojava Kürdistanı’nda yıllarca bu acı gerçekle karşı karşıya kaldı. Bu nedenle Kürtçe öğrenme, yazma ve eğitim için atılan her adım yalnızca kültürel bir çalışma değil, aynı zamanda siyasi bir direniş ve onur mücadelesidir. Dilsiz kalmak, yani dili kaybetmek, sonuçta egemen kültürler içinde yok olmaya neden olur.
Bugün Rojava Kürdistanı’nda Kürtçeyi eğitim, basın, edebiyat ve günlük yaşam alanlarında geliştirmeye yönelik çabalar, dışlama politikalarına karşı büyük bir yanıttır. Ana dilde konuşma ve eğitim hakkı, uluslararası hukuk tarafından da tanınan evrensel bir haktır.
Kendi dilinde okuyan, düşünen ve direnen kişiler güçlü bir ulusal ve insani bilince sahiptir. Bu bilinç, asimilasyona karşı bir tutum geliştirmelerini sağlar. Rojava Kürdistanı’nda dil ve varlık, aynı mücadelenin iki yüzüdür. Kendi diliyle konuşan, yazan ve mücadele eden bir ulus, kendi toprağı üzerinde varlık ve irade sahibi olduğunu gösterir. Dil için mücadele, kalıcılık ve ayakta kalma mücadelesidir. Çünkü dilsizlik, bizzat yok oluştur.
Kadınların dilin korunmasındaki rolü ve sahip çıkma çağrısı
Dil mücadelesi yalnızca dönemsel duygularla değil, kalıcı sonuçlar ortaya çıkarması için sistematik, planlı ve kesintisiz bir şekilde yürütülmelidir. Kadınlar dilin, kültürün ve toplumsal değerlerin korunması ve aktarılmasında temel sütundur. Bu nedenle kadınların bu alandaki öncülüğü, toplumun tamamı üzerinde büyük ve dönüştürücü bir etki yaratır. Dil toplumun ruhudur. Sahip çıkılmaz, tutum alınmazsa bu durum beraberinde kimlik ve varlık kaybını getirecektir.