Diba Keskin: Siyasal İslam’la Ortadoğu'yu savaş alanına çevirdiler
Halep’teki saldırıları değerlendiren Birlik İnisiyatifi Sekreterliği’nden Diba Keskin, emperyalist güçlerin uzun vadeli projeler yürüttüğünü ve siyasal İslam’ı bir araç olarak kullanarak Ortadoğu toplumlarına karşı savaşlarını sürdürdüğünü açıkladı.
DİLAN AYDIN
Amed – Halep’te Kürtlerin yaşadığı Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik başlatılan saldırılarla, dünya güçlerinin karanlık yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Dünyanın gözleri önünde, dünyanın dört bir yanından toplatılan 45 bin çete, Kürtlerin kanıyla finanse edildi. Türkiye devletine ait dronlar ve ağır silahlarıyla iki küçük mahalleye yapılan saldırılarda çok sayıda kişi katledilirken, yüzlercesi yaralandı, yüzlercesi kaçırıldı ve yüzlerce kişi de göç etmek zorunda bırakıldı. Halep’teki bu saldırı ve katliamlarla ilgili olarak Birlik İnisiyatifi Sekreterliği’nden Diba Keskin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
Diba Keskin, sözlerinin başında Ortadoğu’daki tüm devletlerin Müslüman olduğunu, ancak İslam’ı özüyle yaşamadıklarına dikkat çekti. Diba Keskin, “Allah adına, Hz. Muhammed’in peygamberliğiyle, Bilal-i Habeşî ve Ebû Zer el-Gıfârî gibi sahabelerin emeğiyle 1450 yıl önce ortaya çıkan, Hz. Ali, Hz. Hatice ve Ümmü Seleme gibi öncülerin uğruna mücadele ettiği ve bu yolda canlarını feda ettiği İslam, bugün artık bu dünyada yoktur. Her inançlı insan bunu bilmelidir. Nasıl yoktur? Yüzlerce yıldır Kur’an bir kılıfın içine konulup korunmuş, sadece duvara asılmış, İslam da bu şekilde toplumsal yaşamın içinden çıkarılmıştır. Bu yüzden toplum İslam’ın ne olduğunu bilmiyor. Sadece Allah, peygamber, namaz, oruç demeyi biliyor. Toplumun, hak, hukuk, adalet, yargı, insanlık, iyilik, kötülük, varlık, yokluk, akıl ve vicdan konularında hiçbir şekilde o İslam’ı tanıması söz konusu değildir” ifadelerinde bulundu.
‘Öyleyse 'hangi İslam?' diye sormalıyız’
Diba Keskin, her devlette İslam adına yapılanlara karşı kimsenin sesini çıkaramadığını ve müminlerin uzaktan izlediğini belirterek, "Öldürenler 'Allah û Ekber' diyor, bunu izleyenler 'Ey Allah'ım, beni koru' diyor. Öyleyse 'hangi İslam?' diye sormalıyız. Bahsettiğimiz İslam maalesef bugün hiçbir Ortadoğu devletinde mevcut değil. Bugün Ortadoğu'da otoritelerin, egemenlerin İslam’ı var. Peygamberin İslam’ı bugün mevcut değil" dedi.
Diba Keskin, “Gerçek İslam, kendini merkez uygarlık olarak gören hegemon güçlerin Ortadoğu’ya müdahalesinden sonra mı bu hale geldi, yoksa bu sorunlar daha önce de var mıydı?” sorumuza ise şu yanıtı verdi:
“Maalesef bu sorunlar daha önce de vardı. Birkaç gün önce bir toplantıdaydık. Bir anne ayağa kalktı ve bize şunu sordu: ‘Din, inanç ve toplum neden birbiriyle uyuşmuyor? Bu İslam nedir?’ Aklıma Hz. Ömer’den bir örnek geldi. Bir sahabe Hz. Ömer’e sorar: ‘Ey Ömer, çocuklarımızı nasıl yetiştirelim?’ Hz. Ömer de şöyle cevap verir: ‘Onlara yüzmeyi öğretin, ok atmayı öğretin, ata binmeyi öğretin; dili iyi kullanmayı, aklı ve feraseti öğretin.’ Burada ne görüyoruz? Yaşamın yolunu ve yöntemini görüyoruz. İnsanın günlük hayatında kendini koruyabilmesi, aynı zamanda düşünce sahibi, akıllı, anlayışlı ve ferasetli olması, konuşabilmesi, kendi yaşamını, siyasetini ve inancını yaşayabilmesi hedefleniyor.
Peki bu durum ne zaman değişti? Hz. Ali ve Hz. Osman dönemlerinden Emeviler’e kadar bu anlayış bir şekilde sürdü. Ancak Abbasiler döneminde, Harun Reşid zamanında ‘Çocuklarınıza önce Allah’ı, peygamberi ve Kur’an okumayı öğretin’ denilmeye başlandı. Burada şuna dikkat çekiyorum: Eğer Kur’an, Allah ve peygamber anlayışı insan yaşamının doğal bir parçası olsaydı, insanlar mütevazı, iyi ve eşit olurdu. Bu anlayış doğal olarak yaşansaydı, bir iktidar aracına dönüşmezdi. İktidar ortaya çıktığında ise, yukarıdan dayatılan ve kimsenin karşı çıkmaya cesaret edemeyeceği bir araca ihtiyaç duyuldu. İşte o araç, yöneticilerin elinde İslam dini oldu. Bu durum 11. yüzyıldan sonra daha da değiştirildi. İnsanlar kendi doğalarından koparıldı, dört-beş yaşındaki çocuklar yalnızca Kur’an okumaya yönlendirildi, doğadan ve toplumdan uzaklaştırıldı. Zaten bu süreçten sonra mezhepler ortaya çıktı ve din, iktidarların elinde bir silaha dönüştü. Bugün hala insanlar bu silahla öldürülüyor.”
‘Kadınlara yönelik vahşet de bir mesajdı’
Diba Keskin, Yemen, Sudan, Afganistan, Gazze ve özellikle Kürdistan ile Suriye’de, Kürtlerin 14 yıldır elde ettiği kazanımları ortadan kaldırmak için yürütülen savaşlara dair değerlendirmesini de şöyle sürdürdü:
Anthony Quinn’in oynadığı ‘Çağrı’ isimli güçlü bir filmi vardı. Hz. Hamza şehit düştüğünde, Ebu Süfyan’ın eşi Hind gelip göğsünü yarıyor, kalbini çıkarıp bir parçasını yiyor. Neredeyse bütün dünya, özellikle de Müslümanlar buna tepki göstermiş ve bunun insanlığa aykırı olduğunu söylemişti. Bugün Ortadoğu’da aynı şeylerin tekrarlandığını görüyoruz. Peki neden yapılıyor? Toplumu, insanları korkutmak için. Kendi acizliklerini, çaresizliklerini ve sapkınlıklarını bu yolla ifade ediyorlar ve ‘sizi biz kurtarıyoruz’ demeye çalışıyorlar. Ne yazık ki İslam’ın ilk dönemlerinde bu vahşeti müşriklerin yaptığı söylenirdi, bugün ise bunu Müslüman olduğunu iddia edenler yapıyor. 1450 yıl önce müşriklerin yaptığı şeyleri, bugün Ortadoğu’da Müslümanlar Kürtlere karşı yapıyor. Başları sarıklı, sakalları uzun, dillerinde sürekli ‘Allah û ekber’ var; ama ne akıl, ne vicdan, ne anlayış, ne de insanlıktan, iyilikten ya da İslam inancının özünden pay almış bir ferasetleri var. Kürtlerin hak sahibi olmasını, onurlu bir şekilde, kendi iradeleriyle Ortadoğu’da yaşamasını istemiyorlar. Bugün bunu İslam adına yapıyorlar ve birçok insanın inancına büyük zarar veriyorlar. Yarın aynı şeyi başka bir gerekçeyle yapacaklar. Kadınlara yönelik vahşet de bir mesajdı. ‘On yıl önce Kobane’de ne yaptıysak yine aynısını yaparız, değişmedik, şiddeti sürdürmeye devam edeceğiz’ demek istediler. Verdikleri mesaj buydu.”
Molla Mezher Xoresanî’nin “Kadınlar neden savaşıyor, onların yeri sadece evdir” sözlerine de tepki gösteren Diba Keskin, “Bu düşüncede olan insanlar ne yazık ki toplumumuzda var. Başlarında sarık, ellerinde tespih, dillerinde Allah’ın adı var. Ama maalesef bu şekilde düşünen inananlar da mevcut ve işte bu durum, saldırgan gruplara güç veriyor” dedi.
‘Savaşlarını bizim ülkemizde, bizim evlerimizde yürütüyorlar’
Bu grupların arkasında emperyalist güçlerin olduğunun altını çizen Diba Keskin, “Amaçları Ortadoğu’yu parçalamaktır. Ortadoğu, onların savaş alanıdır. Kendi iktidar savaşlarını bizim evlerimizde yürütüyorlar, kendi ülkelerinde değil. Eğer bu savaşlar onların ülkelerinde olsaydı, çaresiz kalırlardı. Çığlıkların sesi toplumlarına ulaşsaydı, ağlama sesleri, bomba kokusu, barut ve ölüm onların evlerine girseydi, kendi kıyametleri kopardı. Bir Amerikan askeri ölse kıyamet kopar, bir İsrailli ölse ortalığı ayağa kaldırırlar. Ama bizim binlerce gencimiz, annelerimiz katlediliyor, evlerimiz yıkılıyor, talan ediliyor, buna kimse ses çıkarmıyor. Ortadoğu, emperyalist güçlerin savaş alanıdır. Savaşlarını bizim ülkemizde, bizim evlerimizde yürütüyorlar. Bu onların savaşıdır, bizim değil. Biz kendi ülkemizdeyiz, kendi evlerimizdeyiz, ama bombalar başımıza yağıyor” sözlerine dikkat çekti.
“Biz inancımızı doğal haliyle yaşıyorduk. Onlar gelip siyasal İslam’ı inancın içine soktular” diyerek sözlerine devam eden Diba Keskin, “Biz inancımızı sakin bir şekilde, ibadetlerimizle, dualarımızla yaşıyorduk. Hristiyan, Yahudi, Şii ya da başka inançlar arasında bizim için bir ayrım yoktu. Hepimiz Allah’ın kullarıydık, kendimiz için neyi hak görüyorsak, başkaları için de aynı şeyi hak görüyorduk. Yaşamı, ekmeği ve suyu kendimiz için nasıl hak sayıyorsak, birbirimiz için de öyle görüyorduk. Zaten böyle bir düzen savaş üretmez. Bu yüzden farklı renkler ve yöntemlerle çatışmalar yaratıyorlar. Çünkü savaş ve kaos olmazsa, bu güçler amaçlarına ve çıkarlarına nasıl ulaşacak? Ortadoğu’da en hassas konu inanç olduğu için, bize dini kullanarak savaş açıyorlar. İnanç üzerinden, din yoluyla bize karşı savaşıyorlar” şeklinde konuştu.
Açıklamasının devamında bir dönem uygulanan “Yeşil Kuşak” politikasını hatırlatan Diba Keskin, ABD, Rusya ve diğer emperyalist güçlerin projeleri incelendiğinde siyasal İslam’ın Ortadoğu’ya hangi yöntemlerle yerleştirildiğinin açıkça görülebileceğini söyledi. Bu durumun yeni olmadığını vurgulayan Diba Keskin, “Bunları inceleyen herkes bunun bugünün meselesi olmadığını anlar” dedi.
‘Dünyayı yöneten güçler her şeyi açıkça yapıyor’
Emperyalist güçlerin, uzun vadeli plan ve projelerle, her dönemde farklı biçimlerde, bazı grupları kullanarak varlıklarını sürdürdüğünü ifade eden Diba Keskin, “Bir başka gerçek daha var: Bugün dünyanın her yerinde sağcı güçler iktidarda. Bu güçlerle birlikte bir sistem de yok. Sol güçlerin etkili olduğu dönemlerde ise, her ne kadar kendi çıkarlarını gözetmiş olsalar da, toplum, insanlık ve inanç gibi değerler belli bir denge içinde korunuyordu. Ama bugün dünyayı yöneten güçler her şeyi açıkça yapıyor. Tek amaçları çıkar. Bugün Kürt topraklarına sürü ve silahlarıyla girmiş durumdalar” diyerek sözlerini noktaladı.