Devlet televizyonunda silah eğitimi: İran’da yeni propaganda hattı
Sunucuların ekran başında silahın nasıl kullanılacağını anlattığı yayın, “şiddetin normalleştirilmesi” ve kamusal alanın askerileştirilmesi eleştirilerini beraberinde getirdi. Uzmanlar, bu tür içeriklerin korkuyu büyütmeyi amaçladığını belirtiyor.
Haber Merkezi – İran İslam Cumhuriyeti Radyo ve Televizyon Kurumu’na bağlı Üçüncü Kanal’da yayımlanan bir videoda, televizyon sunucularının yarı askeri bir atmosferde silah kullanımı sergilemesi ve öğretmesi, resmi propaganda aygıtının “şiddetin normalleştirilmesi”, toplumsal sindirme ve kamusal alanın askerileştirilmesi yönünde yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Bu durum, İran toplumunun ekonomik krizler, artan baskılar, idamların çoğalması, geniş çaplı gözaltılar ve kırılgan müzakereler ile savaş atmosferi eşliğinde artan internet kısıtlamalarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor.
Silah gösterisine dönüşen bir medya
İlk videoda, bir kadın sunucunun elinde savaş silahı tuttuğu, erkek sunucunun ise temsili biçimde bu silahın nasıl doldurulup ateşleneceğini anlattığı görülüyor. Görüntülerin kendisinden çok, yıllardır kendisini “ulusal medya” olarak tanımlayan bir kurumda şiddetin açık biçimde normalleştirilmesi dikkat çekiyor.
Askeri söylemin doğrudan kamuya açık programlara girmesi ve silah gösterilerinin yapılması, devlet televizyonunun propaganda işlevinde ciddi bir değişime işaret ediyor. Bu değişimle birlikte resmi medya, giderek daha fazla iktidar yapısının psikolojik ve güvenlikçi bir uzantısına dönüşüyor.
Videoda ne güvenlik ya da yaş uyarıları yer alıyor ne de eğlence ve eğitim ile şiddet gösterimi arasında bir ayrım yapılmaya çalışılıyor. Bu durum, “kamu medyasında askeriliğin sıradanlaştırılması”nın bir örneği olarak değerlendirilebilir.
Meşruiyet krizi ve ‘sert güç’ gösterisi
Bu tür görüntüler, İran toplumunun genel durumundan bağımsız değerlendirilemez. Son yıllarda geniş protestolar, ekonomik kriz, yoksulluğun artışı ve savaşın yarattığı hoşnutsuzlukla karşı karşıya kalan bir toplum söz konusu.
Kamuoyunun devlete duyduğu güvenin ciddi biçimde azaldığı bir ortamda, tehdit dili, silah gösterisi ve sürekli “düşman” vurgusu, toplumsal alanda korkunun yeniden üretilmesi çabası olarak yorumlanıyor.
Bu video, idamların artması, kitlesel gözaltılar, güvenlik dosyaları ve zorla alınan itirafların yayımlanması gibi uygulamaların devamı olarak değerlendirilebilir. Bu sürecin amacı, topluma her türlü itiraz ve muhalefetin güvenlikçi ve sert bir karşılık bulabileceği mesajını vermektir.
Son yıllarda insan hakları örgütleri, siyasi tutuklular üzerindeki baskının artması, idam cezalarının çoğalması ve zorla itirafların kullanılması konusunda defalarca uyarıda bulundu. Resmi medyada silahın açık şekilde sergilenmesi de bu genel sindirme politikasının bir parçası olarak görülüyor.
‘Vatan savunması’ kavramının araçsallaştırılması
Videonun en tartışmalı bölümlerinden biri, kadın sunucunun kadınların ve genç kızların “silahlanmaya hazır olması” gerektiğine dair ifadeleri oldu. Analistlere göre bu söylem, “rejimin korunması” ile “ülke savunması”nı bilinçli biçimde özdeşleştirmeye yönelik bir çaba.
İran yönetimi son yıllarda iç muhalefeti “dış düşman projeleri”ne bağlayarak, protestoları ulusal güvenlik çerçevesinde bastırmayı meşrulaştırmaya çalışıyor.
Kadınların bu tür programlarda yer alması da medya psikolojisi açısından dikkat çekici bulunuyor. Uzmanlara göre bu, ideolojik duyguları harekete geçirmek ve sembolik bir seferberlik yaratmak için kullanılan bir yöntem.
Ekonomik krizden sınıfsal internete
Bu tür medya gösterileri, İran toplumunun büyük bir kesiminin ekonomik kriz altında yaşadığı bir dönemde gerçekleşiyor. Yüksek enflasyon, para biriminin değer kaybı, işsizlik ve yoksulluk milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiliyor.
Aynı zamanda internet kısıtlamaları ve sık sık yaşanan erişim kesintileri de toplumsal kontrol araçlarından biri haline gelmiş durumda. Teknoloji uzmanları, “sınıfsal internet” uygulamalarıyla bilgiye erişimin sınırlandırıldığını ve dijital eşitsizliğin derinleştirildiğini belirtiyor.
Bu koşullar altında yönetim, ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm üretmek yerine, giderek daha fazla güvenlikçi söylemlere ve savaş atmosferini andıran medya içeriklerine yöneliyor.
Korkunun psikolojisi: Devlet toplumdan mı korkuyor?
Bu tür programlar, güç göstergesi olmaktan çok, siyasi yapının toplumdan duyduğu kaygının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Analistlere göre, meşruiyet krizi yaşayan bir yönetim, toplumsal huzursuzluk ve protesto ihtimaline karşı kendi korkusunu agresif ve tehditkar davranışlarla topluma yansıtıyor. Silah gösterileri, düşman merkezli söylem ve “biz–onlar” ayrımı bu psikolojik mekanizmanın parçalarıdır.
Bu çerçevede resmi medya, sürekli kriz hissi yaratan bir araca dönüşüyor; bu ortamda muhalif yurttaş, eleştiren bir birey olarak değil, bir güvenlik tehdidi olarak sunuluyor.
Devlet televizyonu ‘medyatik otoriterleşme’ yolunda mı?
Devlet televizyonunun askerileştirilmesi ve tehdit dilinin yaygınlaşması, İran’da propaganda anlayışının yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor. Bu aşamada “silah”, “diyalog”un yerini alırken medya da güvenlik gücünün vitrini haline geliyor.
Ancak otoriter yönetimlerin deneyimleri, şiddet gösterilerinin arttığı dönemlerin çoğu zaman siyasi meşruiyetin zayıfladığı dönemlere denk geldiğini ortaya koyuyor. Bu durum, yönetimin toplumu ikna etme kapasitesini kaybettiği ve baskı araçlarına daha fazla yaslandığı anlamına geliyor.
Bu nedenle, resmi medyada şiddetin normalleştirilmesi yalnızca mevcut krizi çözmekle kalmaz; aynı zamanda toplum ile yönetim arasındaki mesafeyi daha da açarak kamusal alanı daha gergin ve güvenlikçi hale getirebilir.