DEM Parti MYK Üyesi İlknur Birol: Kadınlara yönelik saldırı ideolojikse, cevap da ideolojik olacaktır

Bölgedeki savaş ve gerilim atmosferine ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti MYK Üyesi İlknur Birol Rojava’ya yönelik saldırıların kadın özgürlüğünü hedef alan ideolojik saldırılar olduğunu dile getirdi.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Dünyada artan şiddet ortamı, kadın özgürlüğünü temel alan toplumsal deneyimlerin hedef alındığı yönündeki değerlendirmeleri gündeme getiriyor. Türkiye’den Ortadoğu’ya uzanan hatta kadınların karşı karşıya olduğu şiddet, savaş ve eşitsizlik politikaları; bireysel vakaların ötesinde, sistematik ve ideolojik bir yönelim olarak tartışılıyor. Bu nedenle verilecek yanıtın da yalnızca duygusal değil, örgütlü, bilinçli ve ideolojik bir karakter taşıması gerektiği vurgulanıyor.

Özellikle Rojava’ya yönelik saldırıların, kadın özgürlüğünü esas alan toplumsal modeli hedef aldığı yönündeki tespitler, tartışmanın merkezine kadınların kurucu özne olarak rolünü yerleştiriyor. Kobanê direnişiyle sembolleşen ve IŞİD’e karşı verilen mücadelenin ardından inşa edilen eşitlikçi yapı; yalnızca askeri ya da siyasi bir kazanım değil, kadınların öz savunma, eşit temsil ve toplumsal sözleşme temelinde kurduğu alternatif bir yaşam modeli olarak tanımlanıyor. Bu modelin hedef alınması ise, kadın özgürlüğü fikrinin bölgesel ve küresel ölçekte yarattığı etkiyle ilişkilendiriliyor.

DEM Parti MYK Üyesi İlknur Birol, sınırları aşan bir çağrıda bulunarak Jina Emînî’nin ardından İran’da yükselen özgürlük talebinden Kobanê, Avrupa ve Latin Amerika’daki kadın hareketlerine kadar uzanan mücadele hattının, ortak bir eşitlik ve özgürlük talebinde birleştiğini ifade ediyor ve “Saldırı ideolojikse cevap da ideolojik olacaktır” sözleri ile kadınların tavrını özetliyor.

‘Rojava’ya yönelik saldırılar ideolojiktir’

İlknur Birol, hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da kadınların gündeminde savaş, şiddet ve ideolojik saldırı başlıklarının öne çıktığını söyleyerek, özellikle Rojava’ya yönelik saldırıların kadın özgürlüğü modelini hedef aldığını belirtti. İlknur Birol, şöyle devam etti:

“8 Mart 2026’ya giderken hem bölgemizde hem de ülkemizde kadın gündemi açısından mutlaka konuşulması ve 8 Mart’ta alanlara taşınarak bir direniş hattına dönüştürülmesi gereken çok sayıda başlık birikmiş durumda. Ortadoğu’da, özellikle Suriye başta olmak üzere, savaş tamtamlarının yeniden çalmaya başladığı; çatışma dinamiklerinin hareketlendiği, ancak aynı zamanda müzakere süreçlerinin de bu gerilimle birlikte ilerlediği bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte, Rojava’ya yönelik olarak Şam rejiminin, uluslararası güçlerin de desteğiyle gerçekleştirdiği bir saldırıya tanıklık ettik.

Bu saldırının niteliğine dair mutlaka söz söylemek gerekir. Kadın özgürlüğü bağlamında bakıldığında, bu saldırı aynı zamanda ideolojik bir saldırı niteliği taşımaktadır. Bir yanda, cihatçı-selefi bir çizgiden beslenen bir devlet düzeni kurmaya yönelen güçler ve bu güçleri destekleyen büyük kapitalist-emperyalist devletler bulunmaktadır. Diğer yanda ise Ortadoğu’nun dayatılmak istenen karanlık, eşitsiz ve birbirini boğan düzenine itiraz olarak ortaya çıkan Kobanê merkezli toplumsal bir gerçeklik vardır.

Kobanê ve Rojava, IŞİD’e karşı verilen ve kazanılan mücadelenin ardından, kadın özgürlüğü ve eşitliğini temel ilke kabul ederek toplumu yeniden kurma iddiası taşıyan bir model olarak görülmüştür. Bu model, kadın özgürlüğü bilincini yaymayı, kurumsallaştırmayı ve toplumsal yaşamın temel ilkesi haline getirmeyi hedeflemiştir. Bu nedenle gerici güçler açısından hedef haline geldiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu saldırılar ideolojiktir”

‘Kadın özgürlüğü modeli hedefte’

İlknur Birol, Rojava’daki modelin yalnızca askeri ya da siyasal bir yapı olmadığını, kadın özgürlüğünü temel alan toplumsal bir sözleşmeye dayandığını vurgulayarak, “Kadın özgürlüğü nedir? Kadının varlığı neyi ifade eder? Rojava’daki toplumsal sözleşmenin temel maddelerinden biri olarak bu sorulara yanıt verilmiş ve buna uygun pratik adımlar atılmıştır. Kadınlar kendi ordularını, savunma birliklerini ve bağımsız kurumlarını kurmuş; tüm kurumlarda eşit temsili sağlamak için, içeride de erkek egemenliğine karşı mücadele yürüterek önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Ortaya çıkan bu deneyim, dünya kamuoyu ve kadın hareketleri tarafından yakından izlenen örneklerden biri haline gelmiştir. Erkek egemenliğinin ürettiği fiziksel ve psikolojik şiddete, devletin ve erkeklerin baskı araçlarına karşı kadınların ‘Bedenim ve emeğim üzerinde söz hakkı yalnızca bana aittir; bunu örgütlenerek ve direnerek savunurum’ diyen sesi, bugün bastırılmak istenen bir ses haline gelmiştir” şeklinde konuştu.

‘Yanıt ideolojik duruşla şekillenmeli’

Kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bölgesel çatışmalarla sınırlı olmadığını dile getiren İlknur Birol, “Türkiye’den ve dünyadaki gelişmelerden bakıldığında sarsıcı bir tabloyla karşı karşıyayız: Katledilmenin neredeyse sıradanlaştırıldığı kesimlerin başında kadınlar ve çocuklar geliyor. Farklı araçlar ve biçimler üzerinden, vahşetin giderek arttığı; kadın cinayetleri ve kadın ölümleriyle sarsıldığımız bir dönemden geçiyoruz. Kadınların görünmez kılınmasına yönelik uygulamalarla karşılaşıyoruz. Kadınların kamusal alanda özgürce varlık göstermesinin önüne geçilmeye çalışıldığını; yeniden aile içine, “özel görevlerle” sınırlandırılmış bir alana hapsedilmek istendiklerini görüyoruz. Buna karşı gelişen direnişlerin ve kadın hareketlerinin ise hem bireysel hem kolektif düzeyde erkek egemenliği ve devlet politikalarının saldırılarıyla karşı karşıya kaldığına tanıklık ediyoruz.

Dolayısıyla meseleye şu perspektiften bakmak gerekiyor: Saldırı ideolojik ise, verilecek cevap da ideolojik olacaktır. Kadınların ideolojik cevabının en önemli yönü; özgürlüğünü savunan, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde başkasının egemenliğini tanımadığını ilan eden davranış biçimlerine kolektif olarak yönelmesi, direnmesi ve örgütlenmesidir. 8 Mart’ta, kadınlara yönelik her türlü şiddetin karşısında olunduğunu bir kez daha güçlü biçimde ortaya koyan bir bilinçle alanlarda olmak gerekir. Bu şiddetin ancak direnişle ortadan kaldırılabileceğini ifade eden güçlü bir iradeyle buluşmak önemlidir. Kadın hareketlerinin artık sınırları aşan karakteri nedeniyle, Rojava’daki özgürleşme deneyiminin diğer toplumlar için de ilham verici bir örnek olabileceğini vurgulayan güçlü bir propagandayı da birlikte yürütmek gerekir” diye belirtti.

‘8 Mart dünyada büyük itirazın adı haline gelsin’

İlknur Birol, kadınların farklı coğrafyalardaki mücadele deneyimlerinin birbirine temas ettiğini ve ortak bir özgürlük talebinde buluştuğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bu yaşananlar tesadüf değildir. Kesilmiş bir saç örgüsü, üçüncü kattan atılan bir kadın, yere çarpan bir çocuğun bedeni… Tüm bunlar insanları büyük bir isyana çağırmaktadır. Artık bu, kaldırılabilir bir şiddet düzeyi değildir.

Bu nedenle 8 Mart’ı; direnişin, direnişin yarattığı büyük dayanışmanın ve demokratik, eşitlikçi, kadın özgürlüğünü esas alan bir topluma dönüşme mücadelesinin güçlü sesiyle karşılayalım. Bu hedefler etrafında en hızlı yan yana gelebilen direnme gücünün kadınlarda olduğunu bilince çıkararak, kadın örgütlenmelerini daha da güçlendireceğimiz bir hatta 8 Mart’a yürüyelim. 8 Mart; dünyanın bütün sokaklarında, kimi zaman özgürlüğü simgeleyen bir saç örgüsüyle, kimi zaman gökkuşağı bayraklarıyla, kimi zaman ise yalnızca sesiyle özgürlüğü haykıran kadınların günü olsun. Kadınlar üzerindeki egemenlik biçimlerine ve bu egemenliği sürdürmek için kullanılan tüm şiddet yöntemlerine karşı büyük bir itirazın adı haline gelsin.

Milyonların sokaklarda olacağına inanıyorum. Milyonların Rojava’daki kadınlarla ve onların temsil ettiği özgürlükle dayanışma içinde olacağına inanıyorum. Milyonların İran’da Jina Mahsa Amini’nin başlattığı kadın özgürlük mücadelesine destek vereceğine inanıyorum. Avrupa’da, Latin Amerika’da ve Amerika kıtasının tamamında kadınların her türlü ezilmişliğe karşı isyanını daha gür bir sesle dile getireceğine inanıyorum.”

‘Kadınlar eşitlikçi bir barışın yegane savunucuları’

Kadınların yalnızca şiddete karşı değil, eşitlikçi bir hukuk ve yeni bir toplumsal sözleşme için de mücadele ettiğini söyleyen İlknur Birol, “Kadınlar; barışın, ancak kadınların tahayyül ettiği eşitlikçi bir topluma doğru ilerlemeyi hedefleyen, savaştan ve şiddetten arındırılmış bir toplumsal düzenin savunucularıdır. Kimsenin kimseye üstünlük kuramayacağı bir eşitlik anlayışının ve bunun hukukunun en güçlü savunucularının kadınlar olduğuna inanıyorum. Bu düzeni kurmak için mücadele eden temel öznenin kadınlar olduğunu ve yeni bir hukuk nizamı içinde bunun korunmasını sağlayacak iradenin de yine kadınlarda bulunduğunu düşünüyorum.” şeklinde konuştu.