DBP Wan İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay: Paradigma dünyaya yayıldı, komplo boşa düştü

DBP Wan İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasının geldiği noktaya dikkat çekerek, komplonun başarısızlıkla sonuçlandığını vurguladı.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Wan - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmasıyla başlayan uluslararası komplo, 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesiyle devam etti.

Abdullah Öcalan şahsında Kürt halkının imhasının hedeflendiği uluslararası komplo 27’nci yılına girdi. 27 yılda imha ve tavsiye planları farklı şekilde devreye konulurken, son olarak 6 Ocak’ta Halep’in Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahalleri ile başlayan ve bir bütünen Rojava’ya yönelen saldırılar, komplonun devamı niteliğinde kabul ediliyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu saldırıları “İkinci 15 Şubat Komplosu” olarak değerlendirdi.

15 Şubat yıllarca Kürtler tarafından “kara gün” olarak anıldı ve her 15 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için çeşitli eylemler yapıldı. Ancak 2025’in Şubat ayı sadece Kürtler için değil Ortadoğu halklarına yeni bir dönemin kapılarını aralayan gelişmelere sahne oldu.

27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla komplonun amacını boşa çıkararak, halklara demokratik bir yaşamın çözümünü sundu.

‘Komplonun amacı çözümsüzlük’

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Wan İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay, Abdullah Öcalan üzerinde geliştirilen uluslararası komplonun hedefinin Kürt meselesini çözümsüz bırakmak ve Kürt meselesiyle birlikte bölgeyi de yeniden dizayn etme çabaları olduğunu belirtti.

Kürdistan topraklarının önce iki parçaya (1639-Kasr-ı Şirin Antlaşması), daha sonra 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan ile de dört parçaya bölünerek sömürüye açık hale getirildiğini belirten Gönül Uzunay, “Kürt isyanları hem bölgesel olarak, hem uluslararası devletlerin de müdahalesiyle bastırıldı. Lakin Kürt Özgürlük Hareketi'nin ortaya çıkışıyla, Kürdistan halkının özgürlük ve varlık mücadelesini geliştirmekle birlikte ilerleyen süreçte, Sayın Abdullah Öcalan'ın önderliğinde yeni bir paradigmayla yeni çağa uyarlanan bir Kürt gerçekliği ortaya çıktı. Artık özgürlüğünü savunan bir halk hareketine vardı” dedi.

Halk hareketinin başlamasının o yıllarda diğer uluslararası devletlerin kabul edeceği bir durum olmadığını vurgulayan Gönül Uzunay, “Hem Türkiye’nin hem de uluslararası devletlerin kendi çıkar ekseninde politikalarına yön vermesi gerekiyordu. Böyle bir dönemde Sayın Abdullah Öcalan üzerinden bölgesel ve uluslararası bir komplo gelişti. Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'in ‘Biz halen Apo'nun neden bize teslim edildiğini bilmiyoruz’ sözleri ve daha sonra Sayın Abdullah Öcalan'ın İmralı Adası’nda yaptığı değerlendirmeler neden teslim edildiğini tüm yanlarıyla ortaya koyuyordu” şeklinde konuştu.

‘Uluslararası güçler sömürge için çözümsüzlükte ısrar ediyordu’ 

Komployla Türk-Kürt çatışmasını yüz yıllık bir çatışma evresine dönüştürülmenin hedeflendiğini söyleyen Gönül Uzunay, “Sayın Abdullah Öcalan kendi savunmalarında da dile getiriyor; ‘Avrupa'nın dört başkentini dolaştım, fakat hiçbirinin Kürt sorununda çözüm arayışının olduğunu göremedim’ diyordu. Demokrasiden, adaletten, eşitlikten bahseden birçok ülke, bölgeyi ve Ortadoğu'yu etkileyen Kürt meselesinde çözümsüzlükte ısrar ediyordu. Bu hegemonyanın ve sömürgenin ne kadar derinleştiğini gösteriyordu” diye konuştu.

‘Komplo 27 yıldır İmralı Adasında devam ediyor’

Uluslararası komplonun 27 yıldır İmralı Adası’nda devam ettiğine işaret eden Gönül Uzunay, “Her seferinde Sayın Abdullah Öcalan'ın çözüm arayışları ne yazık ki sekteye uğratıldı. Ağırlaştırılmış tecrit düzeyinde hem Türkiye'nin iç hukuku nezdinde hem de uluslararası hukuk ve insan hakları çiğnenmiş vaziyette tecrit gittikçe ağırlaştı. Tecritle birlikte aslında Sayın Abdullah Öcalan'ın fikrine, fikriyatına ve düşüncesine karşı da dışarıda bir anti propaganda geliştirilmeye çalışıldı. Çünkü bilindiği üzere Sayın Abdullah Öcalan'ın geliştirdiği ‘demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma’ üçüncü bir yol arayışı için de bir alternatiftir.  Kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite, Ortadoğu'da tüm halkların özgürlüğü, eşitliği için bir paradigmadır. Bu nedenle uluslararası devletler bu komployu 1999’la sınırlı tutmadı. Halen günümüzde de bu komplonun devamını görebiliyoruz” dedi. 

‘Komplu başarısızlıkla sonuçlandı’

Gönül Uzunay, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 yıldır İmralı Adası’nda fikriyatının, teori ve pratikte de bir olduğunun, 1990’lı yıllardaki ifadelerinin bugün de arkasında durduğunun yakın tarihte ortaya çıkan röportajlarından anlaşıldığını belirtti.

Gönül Uzunay sözlerine şöyle devam etti:

“Sayın Abdullah Öcalan'ın temel hedefi başta Kürt sorununun demokratik bir şekilde müzakere sahasında çözüme ulaşması. Bununla birlikte Kürt meselesinin sadece Türkiye’yi ilgilendirmediğini, Ortadoğu'yu ilgilendirdiğini söylüyor. Ancak gelinen aşamada diyebiliriz ki komplo başarısızlıkla sonuçlandı. Türkiye, Avrupa ve dört parça Kürdistan’da Kürtlerin ayağa kalkması o dönem itibariyle yine ‘güneşimizi karartamazsınız’ eylemlerinin başlatılması ve birçok arkadaşın bedenini ateşe vermesi ve Abdullah Öcalan’ın paradigmasının dünyaya yayılmasıyla komplo boşa çıktı. Bugün de paradigmanın geldiği aşama bunu gösteriyor.”

Rojava Kadın Devrimi ve Rojhilat’taki “Jin Jiyan Azadi” eylemlerinin Abdullah Öcalan’ın paradigmasının sonuçları olduğunu belirten Gönül Uzunay, “Bu nedenle komplo her ne kadar bölgesel ve uluslararası bir hedefle başlamış olsa da, bugün boşa düşürüldü diyebiliriz” sözlerini kullandı.

‘Abdullah Öcalan'ın şahsında bir halkın özgürlüğü hedef alındı’

Gönül Uzunay, “Yüzyıllardır Kürdistan coğrafyası sömürge altında. Sömürge sadece toprakların bölüşümü ile sınırlı kalmadı. Dil, kimlik, varlık üzerinden bir sömürü yürütüldü. Ne yazık ki 21’inci yüzyılda Kürtler kendi anadilinde eğitim göremiyor. Hala Kürtler kendi kültürel haklarını kullanamıyor. Hala Kürtler kendi vatanında ‘Ben varım’ diyemiyor. Evet bunun mücadelesini ciddi anlamda veriyor. Büyük bedeller verdi. Geçmişten günümüze kadar tüm Kürt liderler bir şekilde bastırıldı, sürgün edildi, idam edildi. Birçok örneklerini sıralayabiliriz ve en son Sayın Abdullah Öcalan'ın şahsında bir halkın özgürlüğü ve varlığı hedef alındı. Elbette ki hem bir Kürt olarak hem de bir Kürt kadın olarak her yıl 15 Şubat komplosunu nefretle kınıyoruz” dedi. 

‘Birlikteliği Rojava etrafında yakaladık, devamı gelmedi’

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan sürece de işaret eden Gönül Uzunay, “Barış ve Demokratik Toplum” süreci her ne kadar istenilen boyuta ulaşmamış olsa da Sayın Abdullah Öcalan'ın barış ve müzakere girişimi ve ısrarı devam etmekte” ifadelerini kullandı.

Gönül Uzunay, konuşmasını şöyle tamamladı: “2026 yılı 15 Şubat'a bu anlam ve önemle giriyor. Halk mücadelesi, kadınların mücadelesi, Kürt halkının varlık ve politik mücadelesi de bugün etkisini gösteriyor. Bu yüzden 15 Şubat'ı bugün iyi değerlendirmek hepimize düşüyor. 15 Şubat'ı sadece kınamakla geçirmek değil, alanlarda olmak gerekiyor. Biz de bu vesileyle tüm halkı 15 Şubat'ta yapılacak olan programlara davet ediyoruz. Bu birlikteliği son süreçte Rojava’yla yakaladık. Ve bunun devamı için bu gerekli. Buradan da çağrımız, 15 Şubat'ı kınamak ve 15 Şubat'ta örgütlü bir duruş sergilemek adına bu süreci barışa ve müzakereye çevirmede ısrarcı olduğumuzu göstermek adına herkesi alanlara davet ediyoruz.”